3. bölüm / 6
Çorum'da bir aşkBölüm 3
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3
İzinli olduğum günlerin en güzel yanı alarm kurmadan uyanabilmekti.
Ama askerlik insana öyle bir alışkanlık kazandırıyordu ki, alarm olmasa bile saat altıda gözlerim açılıyordu.
Yatağı topladım.
Kahvemi hazırladım.
Balkona çıkıp Çorum'un sessiz sabahını izlemeye başladım.
Görev yerindeyken böyle sabahları özlediğimi fark ettim.
Şehir yeni uyanıyordu.
Fırından çıkan ekmek kokusu sokağa yayılıyor, esnaf kepenk açıyor, birkaç çocuk okul servisini bekliyordu.
Hayat devam ediyordu.
Ben ise yıllardır sürekli hareket hâlindeydim.
Telefonumun titremesiyle düşüncelerim bölündü.
Arayan, çocukluk arkadaşım Murat'tı.
"Ulan asker!"
Gülümsedim.
"Ne var?"
"İzne geldin de bizi unuttun."
"Daha kaç gün oldu?"
"Bana göre çok oldu."
"Ne istiyorsun?"
"Kahvaltı."
"Senden başka bir şey beklemiyordum."
"On dakika sonra meydandayım."
Telefon kapandı.
Murat, yıllardır değişmeyen nadir insanlardan biriydi.
Lafını esirgemez, güldürmeyi sever, herkesi tanırdı.
Çorum'un yarısı onu tanıyor gibiydi.
---
Yarım saat sonra meydandaki küçük bir çay bahçesinde oturuyorduk.
"Anlat bakalım."
dedi Murat.
"Neyi?"
"Askerliği."
"Anlatacak bir şey yok."
"Bana bu numaraları yapma."
Çayından bir yudum aldı.
"Yüzüne bakınca bile bir sürü şey yaşadığın belli."
Omuz silktim.
"Her mesleğin zorluğu var."
"Doğru."
Bir süre sustu.
Sonra yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi.
"Elif'i gördün mü?"
"Gördüm."
"Zeynep'i de gördün mü?"
Kaşlarımı çattım.
"Ne alakası var?"
"Yok canım."
Gülmemek için dudaklarını ısırdı.
"Sadece sordum."
"Murat."
"Tamam."
İki saniye sustu.
"Çok güzelleşmiş ama."
Elimdeki çay bardağını masaya bıraktım.
"Sen her gördüğün kıza aynı şeyi söylüyorsun."
"Hayır."
dedi ciddi bir ifadeyle.
"Bu kez gerçekten söyledim."
Konuyu değiştirmek istedim.
"Baban nasıl?"
Murat kahkaha attı.
"Kaçıyorsun."
"Neyden?"
"Konudan."
"Konu yok."
"Şimdilik."
---
Kahvaltıdan sonra meydanda yürümeye başladık.
Tam o sırada karşı kaldırımdan Elif ile Zeynep'nin geldiğini gördüm.
Murat dirseğiyle bana hafifçe vurdu.
"Bak."
"Ne var?"
"Tesadüf."
"Abartma."
Bizi fark eden Elif el salladı.
"Ali!"
Yanlarına gittik.
"Murat, sen de mi buradasın?"
"Ben hep buradayım."
Zeynep hafifçe gülümsedi.
"Merhaba."
"Merhaba."
Kısa ama doğal bir selamlaşmaydı.
Murat ise her zamanki gibi sessiz kalamadı.
"Ali sabah sizi konuşuyordu."
Bir anda ona döndüm.
"Ben mi?"
"Evet."
"Ne konuşmuşum?"
"Şey..."
Diyeceği belli değildi.
Ama yüzündeki ifadeden yalan söylediği anlaşılıyordu.
Elif kollarını bağladı.
"Hadi anlat."
Murat kahkahasını tutamadı.
"Şaka yaptım."
Başımı iki yana salladım.
"Seni bir gün gerçekten döveceğim."
"Dene."
Zeynep ilk defa sesli bir şekilde güldü.
"Arkadaşın ilginç biriymiş."
"Maalesef."
"Maalesef mi?"
Murat omzuma kolunu attı.
"Beni kıskanıyor."
"Ne alakası var?"
"Çünkü ben daha yakışıklıyım."
"Hayal dünyanda olabilir."
Bu kez hepimiz güldük.
Uzun zamandır ilk kez kendimi bu kadar normal hissediyordum.
Görev yoktu.
Emir yoktu.
Sadece eski dostlar ve sıradan bir gün vardı.
O an bunun değerini bilmiyordum.
Ama bazı anlar, yaşanırken sıradan görünür.
Sonradan dönüp baktığında ise hayatının en kıymetli anıları hâline gelir.
"Ee..."
dedi Murat.
"Madem karşılaştık, hadi birlikte çay içelim."
Elif bana baktı.
"Senin işin var mı?"
"Yok."
"Zeynep?"
"Benim de yok."
"O zaman tamam."
Murat gülerek ellerini birbirine vurdu.
"Harika. Masraf yine Ali'den."
"Niye benden?"
"Çünkü askersin."
"Bunun mantığını açıklar mısın?"
"Maaş alıyorsun."
"Sen de alıyorsun."
"Benim maaşım sana göre daha çabuk bitiyor."
Elif başını salladı.
"Senin paran maaştan iki gün sonra bitiyor."
"Hobilerim var."
"Hangi hobiler?"
"Yemek yemek."
Hepimiz güldük.
---
Az önce oturduğumuz çay bahçesine geri döndük.
Bu kez daha büyük bir masaya geçtik.
Garson siparişleri aldıktan sonra sohbet yeniden başladı.
Murat yine sessiz kalamıyordu.
"Ali."
"Hı?"
"Hatırlıyor musun?"
"Neyi?"
"İlkokulda futbol oynarken camı kırmıştık."
"Hatırlamaz olur muyum?"
"Suçu sana atmıştım."
"Atmamıştın."
"Doğru."
Gülmeye başladı.
"Beraber kaçmıştık."
Elif de kahkaha attı.
"Ali çocukken hiç uslu değildi."
Zeynep şaşkınlıkla bana baktı.
"Gerçekten mi?"
"Ne sandın?"
"Seni görünce..."
Bir an durdu.
"...çocukken de böyle ciddiymişsin gibi geliyor."
Başımı salladım.
"Tam tersi."
Murat söze karıştı.
"Bu var ya..."
Parmağıyla beni gösterdi.
"Mahallenin en çok yaramazlık yapanlarından biriydi."
"Abartma."
"Abartmıyorum."
Elif de onayladı.
"Doğru söylüyor."
Zeynep bana dikkatlice baktı.
"İnanması zor."
"Neden?"
"Çünkü şimdi çok farklısın."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü haklıydı.
Askerlik beni değiştirmişti.
Hayat değiştirmişti.
---
Çaylarımız gelirken Murat telefonu eline aldı.
"Bir fotoğraf çekilelim."
"Ne gerek var?"
dedim.
"Yıllar sonra bakarız."
Elif hemen sandalyeden kalktı.
"Ben varım."
Zeynep de ayağa kalktı.
"Ben de."
Murat telefonu uzattı.
"Garson abi, bizi çeker misiniz?"
Garson gülümseyerek telefonu aldı.
Dördümüz yan yana durduk.
Tam fotoğraf çekilecekken Murat omzuma dirseğiyle vurdu.
"Biraz gül."
"Gülüyorum."
"Yok."
dedi Zeynep.
"Gülmüyorsun."
"Daha ne yapayım?"
"Dişlerini göster."
"Olmaz."
"Neden?"
"Fotoğraflarda öyle gülmeyi sevmiyorum."
Murat kahkaha attı.
"Komutanım, bu emir."
"Sen benim komutanım değilsin."
"Bugün öyleyim."
İstemeden güldüm.
Tam o anda fotoğraf çekildi.
Garson telefonu geri uzatırken,
"Şimdi olmuş."
dedi.
Fotoğrafa baktım.
Yıllardır ilk kez gerçekten gülümsediğim bir kareydi.
---
Çay bahçesinden ayrıldıktan sonra Murat'ın işi çıktığı için vedalaştık.
Elif de eve geçeceğini söyledi.
"Zeynep, sen geliyor musun?"
"Biraz kitapçıya uğrayacağım."
Elif bana döndü.
"Ali."
"Hı?"
"Sen de aynı yöne gidiyorsun zaten."
Bir şey söyleyemeden ekledi.
"Birlikte yürürsünüz."
Zeynep bana baktı.
"Rahatsız olursan tek giderim."
"Rahatsız olmam."
Kısa bir sessizlik oldu.
Birlikte yürümeye başladık.
İlk birkaç dakika ikimiz de konuşmadık.
Sonunda sessizliği Zeynep bozdu.
"Bugün seni ilk defa farklı gördüm."
"Neden?"
"Gülerken."
"Bunda farklı olan ne?"
"Daha gerçek görünüyordun."
Bu kez cevap vermedim.
Çünkü bazen en basit cümleler, insanın en derin yerine dokunurdu.
Yürümeye devam ettik.
Ne o konuştu...
Ne ben.
Ama garip olan şuydu;
Sessizlik bu kez rahatsız etmiyordu.
Kitapçıya vardığımızda Zeynep durdu.
Kapının üzerindeki eski tabelaya baktı.
"Çocukluğumdan beri değişmemiş."
"Ben de eskiden gelirdim."
dedim.
"Kitap almak için mi?"
"Hayır."
Şaşkınlıkla bana döndü.
"O zaman?"
"Klima vardı."
Bir an bana baktı.
Sonra kahkahayı bastı.
"Ciddi olamazsın."
"Yazın sıcaktan kaçıyorduk. Kitaplara da bakıyormuş gibi yapıyorduk."
"Sen tam bir fırsatçıymışsın."
"Çocuk aklı."
Birlikte içeri girdik.
İçerisi sessizdi.
Eski kitap kokusu bütün dükkânı sarmıştı.
Rafların arasında yürürken Zeynep bir romanın önünde durdu.
"Bu yazarı seviyorum."
Kitabı eline alıp sayfalarını çevirdi.
"Neden?"
"Karakterleri gerçek gibi."
"Gerçek insanları mı seviyorsun?"
"Bence herkes gerçek insanları sever."
Kitabı yerine koydu.
"Sen sevmiyor musun?"
Omuz silktim.
"Ben insanları tanımakta pek iyi değilim."
"Öyle görünmüyor."
"Neden?"
"Dışarıdan bakınca insanları hemen çözüyormuşsun gibi duruyorsun."
İçimden gülümsedim.
Keşke öyle olsaydı.
Kendimi bile çözemiyordum.
---
Kasaya doğru yürürken Zeynep elindeki iki kitaba baktı.
"Hangisini alsam?"
"Ben anlamam."
"Neden?"
"Roman konusunda pek bilgim yok."
"O zaman tahmin et."
Kitapların kapaklarına baktım.
Birinin kapağı rengârenkti.
Diğeri daha sadeydi.
"Şunu."
dedim.
"Neden onu?"
"Bilmiyorum."
"Sebepsiz mi seçtin?"
"İnsan bazen sebepsiz de seçim yapar."
Kitabı eline aldı.
"Yanılırsan?"
"Risk almadan öğrenemezsin."
Gülümsedi.
"Galiba askerlik sana biraz filozofluk da katmış."
"Yok."
"Var."
"Yok."
"İnatçısın."
"Sen değilsin sanki."
İkimiz de güldük.
---
Kitapçıdan çıktığımızda hava iyice ısınmıştı.
Meydana doğru yürürken küçük bir dondurmacının önünden geçtik.
Zeynep vitrindeki külahlara baktı.
"Dondurma sever misin?"
"Yerim."
"Hangisini?"
"Fark etmez."
"Fark etmez olur mu?"
"Bana göre olur."
Başını iki yana salladı.
"Hayatında hiç kararsız kaldığın oluyor mu?"
"Oluyor."
"Neyde?"
Bir an düşündüm.
"Önemli şeylerde."
"O zaman dondurma seç."
"Çikolata."
"Demek seçebiliyormuşsun."
"Bu kadar sorguya çekileceğimi bilsem gelmezdim."
"Geç kaldın."
Gülerek içeri girdi.
Kasaya yöneldi.
"İki külah."
Hemen cüzdanımı çıkardım.
"Ben öderim."
Zeynep elimi durdurdu.
"Gerek yok."
"Olur."
"Ali."
"Ne var?"
"Benim dondurmamı ben öderim."
"Misafirim sayılırsın."
"Hayır."
"Niye?"
"Çünkü seni ben çağırmadım."
"Tesadüfen beraberiz."
"İşte bu yüzden herkes kendi hesabını ödesin."
Kasiyer ikimize bakıp gülümsüyordu.
Sonunda pes ettim.
"Peki."
Kasadan çıktıktan sonra Zeynep bana döndü.
"Kırıldın mı?"
"Hayır."
"Emin misin?"
"Evet."
"Çünkü yüzün öyle demiyor."
"Benim yüzüm hep öyle."
Gülmeye başladı.
"Galiba haklısın."
---
Meydandaki banklardan birine oturduk.
Kimse konuşmuyordu.
İkimiz de dondurmamızı yiyorduk.
Bir süre sonra Zeynep sessizliği bozdu.
"Ali."
"Hı?"
"İnsanlar seni ilk tanıdığında biraz mesafeli buluyordur."
"Olabilir."
"Ama bence..."
Sözünü yarıda kesti.
"Ne?"
"Henüz karar vermedim."
"Neye?"
"Sana."
Göz göze geldik.
İlk defa birbirimize cevap vermeden birkaç saniye baktık.
Sonra ikimiz de aynı anda başka tarafa çevirdik bakışlarımızı.
Ne o bir şey söyledi...
Ne de ben.
Çünkü bazen insanlar birbirini tanımak için konuşmaz.
Sadece aynı sessizliği paylaşmaları yeterlidir.
Bölüm etkileşimi
