4. bölüm · Çorum'da bir aşk
Bölüm 4
İzinli olduğum günlerin en kötü yanı...
Ne zaman biteceğini bilerek yaşamaktı.
Takvimde işaretlediğim günler birer birer eksiliyordu.
Görevime dönmeme on bir gün kalmıştı.
Kahvaltıdan sonra telefonum masanın üzerinde titremeye başladı.
Ekrana baktım.
Arayan, takım komutanımdı.
Hemen telefonu açtım.
"Emredin komutanım."
"Ali, rahatsız etmiyorumdur umarım."
"Estağfurullah komutanım."
Kısa süren görüşmede birliğe ait bazı evraklarla ilgili bilgi istedi. İzinli olmama rağmen görev devam ediyordu.
"Anlaşıldı komutanım."
Telefon kapandıktan sonra derin bir nefes aldım.
Askerlikte izin demek, görevin tamamen bitmesi demek değildi.
Sadece biraz uzaklaşabilmekti.
Tam o sırada kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda karşımda Murat vardı.
Elinde iki simit, bir poşet de çay vardı.
"Evde tek başına oturup yaşlanıyorsundur diye geldim."
"Yirmi beş yaşındayım."
"Ruhun elli."
Dün Zeynep'in söylediği cümleyi tekrar edince istemeden güldüm.
"Demek o da aynısını söyledi."
Murat gözlerini kıstı.
"Kim?"
"Boş ver."
"Yok öyle. Kim söyledi?"
"Zeynep."
Murat'ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Demek konuşuyorsunuz."
"Elif de vardı."
"Ben onu sormadım."
"Ne ima etmeye çalışıyorsun?"
"Hiçbir şey."
Poşeti masaya bıraktı.
"Şimdilik."
---
Yaklaşık bir saat sohbet ettikten sonra Murat ayrıldı.
Ben de biraz yürümek için dışarı çıktım.
Yaz güneşi kendini iyice hissettiriyordu.
Saat öğleden sonra üçe yaklaşıyordu.
Meydandan geçerken telefonum tekrar çaldı.
Bu kez Elif arıyordu.
"Ali, müsait misin?"
"Sayılır."
"Bir iyilik yapar mısın?"
"Dinliyorum."
"Ben işteyim. Zeynep'in bilgisayarı tamirden çıkmış. Alması gerekiyor ama yetişemeyecek."
"Ben alırım."
"Çok teşekkür ederim."
"Adresi at."
Telefon kapandıktan birkaç saniye sonra konum geldi.
Bilgisayarı aldıktan sonra kutuyu kolumun altına sıkıştırıp Eliflerin evine doğru yürümeye başladım.
Apartmanın önüne geldiğimde kapı açıldı.
Zeynep dışarı çıkıyordu.
Elindeki anahtarı görünce durdu.
"Sen?"
"Bilgisayarını getirdim."
Şaşkınlıkla kutuya baktı.
"Abla seni mi aradı?"
"Evet."
"Ben gidip alacaktım."
"Yolda karşılaştık sayılır."
Kutuyu uzattım.
"Buyur."
Tam alacakken kutu elimizden hafifçe kaydı.
İkimiz de aynı anda tutmaya çalışınca ellerimiz birkaç saniyeliğine birbirine değdi.
Zeynep hemen elini çekti.
"Şey..."
"Önemli değil."
dedim.
Kutuyu bu kez sağlamca tuttu.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Tam dönecekken arkamdan seslendi.
"Ali."
"Evet?"
"Vaktin varsa... Bir çay içer misin?"
Bir an duraksadım.
Saatime baktım.
Aslında hiçbir işim yoktu.
Ama nedense hemen "evet" demek istemedim.
"Yarım saat oturabilirim."
Zeynep gülümsedi.
"Tamam."
Apartmanın kapısını açarken kendi kendime tek bir şey düşündüm.
Bu davet...
Sıradan bir teşekkür müydü?
Yoksa birbirimizi gerçekten tanımaya başladığımızın ilk işareti mi?
Bunun cevabını henüz bilmiyordum.
Merdivenleri sessizce çıktık.
Apartman eskiydi.
Duvarlardaki boyalar yer yer dökülmüş, demir korkuluklar yılların izini taşımaya başlamıştı.
Zeynep ikinci katta durdu.
"Anahtarı çantama koymuştum..."
Çantasını karıştırmaya başladı.
"Her zaman böyle misin?"
diye sordum.
"Nasıl?"
"Eşyalarını son anda arayan."
Bana bakıp gülümsedi.
"Hayır."
Anahtarı çıkarıp havaya kaldırdı.
"Sadece sen varken biraz dalgın oluyorum galiba."
Cümleyi söyler söylemez duraksadı.
"Yani..."
Hemen düzeltti.
"...bilgisayar yüzünden."
Ben de konuyu uzatmadım.
"Olabilir."
Kapıyı açtı.
"Buyur."
Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.
Ev sessizdi.
Elif işe gitmişti.
Salon sade ama düzenliydi. Kitaplıkta yan yana dizilmiş romanlar, pencerenin önünde saksı çiçekleri ve duvarda aile fotoğrafları vardı.
Gözüme eski bir fotoğraf ilişti.
Çerçevenin içinde çocukluk hâllerimiz vardı.
Ben, Elif ve küçücük bir Zeynep...
Fotoğrafı elime aldım.
"Bunu hâlâ saklıyor musunuz?"
Zeynep yanıma geldi.
"Abla atmaya kıyamıyor."
Fotoğrafa bakıp gülümsedi.
"Şuna baksana."
Parmağıyla beni gösterdi.
"Saçların ne kadar komikmiş."
"Seninkiler çok mu iyiydi?"
"Ben çocuktum."
"Ben de."
Hak vermiş gibi başını salladı.
"Doğru."
Fotoğrafı yerine bıraktım.
İnsan bazen küçücük bir kareye bakınca yılların nasıl geçtiğini daha iyi anlıyordu.
---
"Çay mı, kahve mi?"
diye sordu.
"Çay olur."
"Tamam."
Mutfağa geçti.
Ben de salondaki koltuğa oturdum.
Bir süre sonra mutfaktan seslendi.
"Şeker kullanıyor musun?"
"Hayır."
"Gerçekten tam bir askersin."
"Şeker kullanmayan herkes asker mi oluyor?"
"Yok."
dedi gülerek.
"Ama sen öyle hissettiriyorsun."
"Bunu iltifat olarak kabul edeyim mi?"
"İstersen."
---
Birkaç dakika sonra elinde iki ince belli bardakla salona geldi.
Bardağı uzatırken,
"Bilgisayar için tekrar teşekkür ederim."
dedi.
"Rica ederim."
"Abla seni aramasa yine de yardım eder miydin?"
Sorusu beklenmedikti.
"Derdin ne olduğuna bağlı."
"Mesela?"
"Gerçekten yardıma ihtiyacın varsa ederim."
"Tanımasan da mı?"
"Denerdim."
Bardağını masaya bıraktı.
"İnsanlara güvenmek kolay geliyor sana."
"Hayır."
dedim.
"Tam tersi."
"Öyleyse neden yardım ediyorsun?"
Bir an düşündüm.
"Askerlikte bize bir şey öğrettiler."
"Neyi?"
"İmkânın varken sırtını dönme."
Zeynep sessizce başını salladı.
"Bu güzelmiş."
---
Tam o sırada kapı zili çaldı.
İkimiz de birbirimize baktık.
"Abla bu saatte gelmez."
dedi.
Kapıyı açmaya gitti.
Koridordan yaşlı bir kadın sesi duyuldu.
"Kızım, kusura bakma. Şu kavanozun kapağını açamadım."
Apartman komşularından biri olmalıydı.
Zeynep gülümseyerek kavanozu aldı ama kapağı bir türlü açamadı.
"Bir dakika."
dedi bana dönerek.
"Ali, yardım eder misin?"
Kavanozu elime aldım.
Tek hamlede kapağı açılınca yaşlı kadın şaşkınlıkla gülümsedi.
"Allah razı olsun evladım."
"Rica ederim teyze."
Kadın teşekkür edip dairesine döndü.
Kapı kapanınca Zeynep kollarını bağladı.
"Tamam."
"Ney tamam?"
"Biraz işe yaradığını kabul edebilirim."
"Biraz mı?"
"Evet."
"Az önce kavanoz kapağı açtım."
"Abartma."
"Zor bir görevdi."
İkimiz de güldük.
O sırada Zeynep başını iki yana salladı.
"Sen var ya..."
"Neyim?"
"İlk tanıdığım Ali ile şimdiki Ali aynı kişi değil."
"Neden öyle dedin?"
"Çünkü çocukken sürekli koşup oynayan biriydin."
"Şimdi?"
"Şimdi daha çok düşünüyorsun."
Cevap vermedim.
Haklıydı.
Hayat, bazı insanları erken büyütüyordu.
Ben de onlardan biriydim.
Komşu teyze dairesine girdikten sonra ev yeniden sessizleşti.
Zeynep mutfağa geçip boş bardakları topladı.
"Bir çay daha ister misin?"
"Olur."
"Demek beğendin."
"Çay güzeldi."
Sırıttı.
"Çayı mı?"
"Başka neyi?"
"Hiç."
Mutfaktan seslendi.
"İnsan bazen iltifat etmeyi de bilmeli."
"Ben ettim."
"Nerede?"
"'Çay güzeldi' dedim."
"O çaya iltifat."
"Çayı sen demledin."
"Şimdi oldu."
İkimiz de gülümsedik.
---
Çaylar tazelendikten sonra salonun penceresi açıldı.
Dışarıdan çocuk sesleri geliyordu.
Mahallede birkaç çocuk top oynuyordu.
Bir tanesinin vurduğu top apartmanın bahçesine kaçtı.
Çocuklar kapının önünde durup birbirlerine bakmaya başladılar.
Aşağı indim.
Topu alıp çocuklara uzattım.
İçlerinden en küçüğü çekinerek,
"Abi..."
dedi.
"Sen asker misin?"
Üzerimde sivil kıyafet vardı ama duruşumdan anlamış olmalıydı.
"Evet."
Gözleri parladı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Diğer çocuk da yaklaştı.
"Silahın var mı?"
Gülümsememek için kendimi zor tuttum.
"Şu an yok."
"Biz de asker olacağız."
"Önce derslerinizi iyi çalışın."
Çocuklar hep bir ağızdan,
"Tamam abi!"
deyip topun peşinden koşmaya başladılar.
Arkamı döndüğümde Zeynep balkon demirlerine yaslanmış beni izliyordu.
Yukarı çıktığımda kapıyı açtı.
"Çocuklarla aran iyiymiş."
"Onlar samimi olur."
"Bir anda değiştin."
"Neden?"
"Az önceki ciddi adam gitmişti."
Omuz silktim.
"Çocukların yanında ciddi durulmaz."
Başını hafifçe salladı.
"Galiba seni tanımak düşündüğümden daha zor."
---
Akşamüstü olmuştu.
Saatime baktım.
"Eve geçmem lazım."
"Tamam."
Kapıya kadar birlikte yürüdük.
Tam ayakkabılarımı giyerken içeriden bir telefon sesi duyuldu.
Zeynep telefonuna baktı.
"Babam arıyor."
Telefonu açıp birkaç dakika konuştuktan sonra yüzündeki ifade değişti.
"Ne oldu?"
diye sordum.
"Babam akşama misafir geleceğini söyledi."
"İyi ya."
"İyi de..."
Gülerek devam etti.
"Annem hazırlık için beni mutfağa sokacak."
"Kolay gelsin."
"Hiç yardım etmeyecek misin?"
"Yardım ederim."
"Şaka yaptım."
Kapıyı açtı.
"Yine de teşekkür ederim."
"Bugün üçüncü teşekkürün."
"Sayıyor musun?"
"Alışkanlık."
"Demek askerlikte teşekkürler de sayılıyor."
"Hayır."
"Öyleyse?"
"Bugün ilk defa uzun uzun konuştuk."
Zeynep birkaç saniye sustu.
"Evet."
dedi.
"Sanırım öyle."
Merdivenlerden inmeye başladım.
Tam apartmandan çıkacakken arkamdan seslendi.
"Ali!"
Dönüp baktım.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Abla anlatmıştı..."
"Neyi?"
"Çocukken saz çalarmışsın."
Şaşırdım.
"Kim söyledi bunu?"
"Elif."
"Eskiden çalardım."
"Şimdi?"
"Fırsat buldukça."
"Demek doğruymuş."
"Ne doğruymuş?"
"Senin sadece ciddi bir asker olmadığın."
Gülümsedim.
"Bir gün dinlemek isterim."
Bir an duraksadım.
"Belki."
"Belki mi?"
"Eğer denk gelirse."
"Anlaştık."
El sallayıp içeri girdi.
Ben ise apartmandan çıkıp sokağa doğru yürüdüm.
Yüzümde fark etmeden oluşan hafif bir tebessüm vardı.
Zeynep henüz bilmiyordu.
Sazı elime aldığımda sadece türkü söylemezdim.
Çocukluğumu, özlemimi ve içimde biriktirdiğim her duyguyu tellere bırakırdım.
Ama bunun zamanı henüz gelmemişti.
Apartmandan çıktıktan sonra ağır adımlarla mahalleden ayrıldım.
Hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.
Çorum'un yaz akşamları gündüz kadar sıcak olmazdı. Sokaklarda çocuk sesleri, kapılarının önünde oturan komşular ve çay kokusu birbirine karışıyordu.
Telefonum cebimde titredi.
Bu kez arayan annemdi.
"Neredesin oğlum?"
"Mahallede yürüyorum."
"Akşam bize gelir misin?"
"Bir şey mi oldu?"
"Olmadı."
Annemin sesi her zamanki gibi sakindi.
"Baban da evde. Uzun zamandır birlikte yemek yemedik."
"Gelirim."
"Bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Yok anne."
"Kendine dikkat et."
Telefon kapandı.
Annem, konuşurken bile insana huzur veren insanlardandı.
---
Eve vardığımda babam bahçede oturuyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
"Hoş geldin oğlum."
"Hoş bulduk baba."
Sarılırken omzuma hafifçe vurdu.
"İzin iyi geliyor mu?"
"Geliyor."
"Yüzün biraz toparlamış."
Babalar bazen uzun cümleler kurmazdı.
Ama tek bir cümleyle her şeyi anlatırlardı.
---
Akşam yemeğinde annem sofrayı hazırlarken babam bana görev yerini sormaya başladı.
"Ne zaman döneceksin?"
"On bir gün sonra."
"Erken geçmiş."
"Evet."
"Zor oluyor mu?"
Çatalı elimde çevirdim.
"Oluyor."
Babam başını salladı.
"Askerlik kolay meslek değil."
"Değil."
Annem hemen araya girdi.
"Hadi sofrada iş konuşmayın."
Babam gülümsedi.
"Haklısın."
Konu değişti.
Mahalleden, akrabalardan ve Çorum'daki yeniliklerden bahsettik.
Uzun zamandır böyle sakin bir akşam geçirmemiştim.
---
Yemekten sonra bahçeye çıktım.
Eski ahşap sedire oturdum.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
İçeriden hafif bir ses geldi.
Babam elinde uzun, siyah bir kılıfla dışarı çıktı.
Kılıfı yanıma bıraktı.
"Bunu unuttun sandım."
Kılıfı görünce gülümsedim.
Sazımdı.
Çocukluğumdan beri gözüm gibi baktığım bağlamam...
Elimi kılıfın üzerine koydum.
"Annem hâlâ saklıyor mu?"
Babam gülümsedi.
"Atmaya kıyamadı."
Kılıfı açıp sazı elime aldım.
Parmaklarımı tellerin üzerinde gezdirdim.
Aylar sonra ilk kez dokunuyordum.
Tellerin sesi hafifçe bahçeye yayıldı.
Babam sessizce karşıma oturdu.
"Çalsana."
"Uzun zamandır çalmıyorum."
"Unutulmaz."
Derin bir nefes aldım.
Mızrabı elime alıp telleri yavaşça titreştirdim.
Önce kısa bir ezgi...
Sonra bildiğim eski bir Çorum türküsünün melodisi...
Sesim istemsizce ezgiye eşlik etti.
Ne çok yüksek...
Ne de gösterişli...
Sadece içimden geldiği gibi söyledim.
Türkü bittiğinde birkaç saniye sessizlik oldu.
Babam gözlerini benden ayırmadan konuştu.
"Annen seni ilk kez saz çalarken dinlediğinde on üç yaşındaydın."
Gülümsedim.
"Hatırlıyorum."
"O günden beri hiç bozmamışsın."
Sazı tekrar kılıfına koyarken başımı eğdim.
"İnsan bazı şeyleri unutmaz."
Tam o sırada bahçe kapısının önünden bir alkış sesi duyuldu.
Şaşkınlıkla dönüp baktım.
Kapının dışında Murat duruyordu.
"Ulan..."
dedi gülerek.
"Herif hem asker..."
"...hem saz çalıyor..."
"...bir de böyle türkü söylüyor."
Başımı iki yana salladım.
"Ne zaman geldin?"
"Türkünün ortasında."
Bahçe kapısını açıp içeri girdi.
"İyi ki de gelmişim."
Omzuma hafifçe vurdu.
"Şunu neden bugüne kadar sakladın?"
"Saklamadım."
"Kimseye söylememişsin."
"Konusu açılmadı."
Murat kahkaha attı.
"Yarın bunu Elif duyarsa..."
Bir an sustu, yüzünde muzip bir gülümseme belirdi.
"...Zeynep'in de haberi olur."
Ben sadece gülümsedim.
"Varsın olsun."
Ama içimden geçen başka bir şeydi.
Saz benim için gösteriş değildi.
Ne zaman tellerine dokunsam...
Kendimi evimde hissediyordum.
