6. bölüm · ÇOBANIN AŞKA İHTİYACI VAR

5. BÖLÜM

Zeynepsel Zeynepsel

Selam, nasılsın? Umarım iyisindir, ben harikayım. Geçen bölüm köy halkı dışında pek bir şey okumadığımızın farkındayım. Ama az biraz insaf da! Her neyse. Sizi Atakan ve Zehra'ya teslim ediyorum.

Keyifli okumalar❤️

Atakan KASIRGA

Kolyeyi ona götürmemi sağlayan şey gözlerimi kapattığımda zihnimde beliren sima mıydı? Orasını bilemezdim. Furkan bana o kolyeyi verdiğinde onu Zehra'ya götürme isteğimin önüne geçemedim.

Bugün sabah erken saatlerde Zehra'nın anneannesinin evinin önünde beklerken Furkan beni görmüş yanıma gelmişti.

BİRKAÇ SAAT SONRA-İLAHİ BAKIŞ AÇISI

Atakan, Hamdiye Hanım'ın evinin önünde sabah erken saatlerden beri bekliyordu. Midesindeki boşluk git gide kendini belli ediyor, başını döndürüyordu. Ama başını döndüren başka şeylerde vardı.

Örneğin; Zehra'nın saçları, Zehra'nın gözleri, Zehra'nın çilleri. Zehra! Sanki Atakan'ın içi Zehra ile yeterince kavrulmuyormuş gibi sıcak havada üstüne odun atıyordu.

Atakan, kolyeyi parmaklarına dolamış ucundaki papatyaya bakıyordu. Öyle halis muğlis bir kolye değildi. Ama Zehra için önemli olduğunu var sayıyordu. Çünkü arabada sık sık ona bakmış, her baktığında ise ellerini kolyesinde görmüştü.

Zihnindeki sima git gide kendini belli ederken omzunda bir el hissetti, sonra ise kulakları dolduran bir mani işitti.

"Öğlen güneşi tepede,
Uşak durur kapıda,
Kız çıkmadi dışarı,
Ula kaldun mi orada?"

Furkan bu manisi karşısında kahkahayı patlatırken Atakan kolyeyi cebine sıkıştırıp doğruldu.

"Kardeşim ha iki dakika cıvıma da."

Furkan'ın asla umrunda değildi. Şuan kardeşi bildiği adamın bu hallerine gülmekle meşguldü.

"Ula hiç gülesim yokti." Karnı ağrımış olacakki kollarını karnında birleştirdi.

Atakan son derece sinirliydi. Çatık kaşlarla karşısındaki dallamayı izliyordu.

"Dur dur, bir tane daha var!" Furkan dikleşip yarım bir gülümsemeyle yeni manisini okudu.

"Kapısında durayi,
Kızı görünce vurulayi,
Daha adını bilmeden,
Ula sevdaya sarılayi!"

Furkan tekrar kahkahalara boğulurken Atakan yerden aldığı taşı kafasına fırlattı.

"Ula sus dedik mi susacasın. Yoksa alırlar taşş-"

Furkan anında ciddileşti. "Tamam! Çirkinleşmeye gerek yok"

Furkan, Atakan'ın yanına kurulduğunda Atakan sözlerine hakim olamamıştı.

"Ayrıca adını biliyorum." Furkan elleriyle ağzını kapayıp kısa bir çığlık attı.

"OHA! ATEŞ BACAYI SARMIŞ."

"Saçmalama Furki." Furkan sözde saçmalamaya devam edecekken kafalarına inen baston darbesiyle kafasını tutup susmak zorunda kaldı.

Atakansa kollarını kendine siper yapmış, bir sonraki derbeden korunmaya çalışıyordu.

"Ula boh yiyen uşaklar! Siz benim kapumun önünde ne halt edisiniz?" Bastonuyla ortama sert bir giriş yapan Hamdiye Sultan'a şok içinde bakan ikiliden ilk ses Furkan'dan çıktı.

"Senin sevdandan beklemiyriz herhalde Hamdiye Sultan." Kaşlarıyla Atakan'ı gösterdi.

"Ha bu yan gazın sevdaluğu açacak kapiyi, onu bekleyruz."

Hamdiye Sultan'ın torununu nasıl sahiplendiğini bilen Atakan hemen ayaklanıp endişeyle yarım yamalak bir açıklama yaptı. Furkan yüzünden topuğuna kurşun yiyebilirdi!

"Yemin ederim, yoktir öyle bir şey. Ha sen Furkan'ı bilmez misin? Boş konuşur işte."

Atakan KASIRGA

Sonrasında canımızı nasıl kurtardığımızı bir biz, bir Allah biliyor.

Şuan yanımda kafasına buz tutan Furkan önündeki ağaca dalıp gitmişti. Kolumla onu dürttüm. Şimdi uğraşma sırası bendeydi.

"Hayırdır?" Buzu kenardaki kaldırım taşına bırakıp bana döndü.

"Babam Samsun'a gitti diye ben baktum ya muhtarlığa." Allah bilir yine ne olmuştu.

"Eee?"

"Muhtarlığa bir kız geldi ama nasıl güzel var ya! Su gibi su!" Gözlerimi devirip ayağa kalktım.

"Karı kızdan başka işin mi var zaten? Soranda kabahat!"

"Aman be! Sanki kendisini milletin torununun kapısından toplamadik."

Cevap vermeyip sahile doğru yürümeye başladım. İçimden bir ses sahile gitmemi söylüyordu. Sahil kendimi bulduğum sayılı mekanlardandı. Babamın gazabından, annemin feryatlarından, kendi göz yaşlarımdan. Her şeyden buraya gelip saklanırdım.

Sahile girdiğimde şenzlonglu kısımdaki favori şenzlonguma oturmak istedim ama yaklaştıkca orada bir kadının oturduğunu görüyordum. Elindeki kitabın sırtını bükmek için kafasını biraz geri yatırdığında gördüğüm yüzle nabzım hızlandı.

Orada Zehra oturuyordu. Arkamı dönüp gitmeden önce cebimdeki kolyeye son kez bakıp ona fırlattım.

Arkamı dönüp hızlı adımlarla ortamı terk ederken ardımdan duyduğum sesle adımlarım yere çakıldı.

"Atakan!"

Zehra KARATÖZ

"Atakan!" Ona doğru koşarken avucumun içindeki kolyeyi sıkıyordum.

Karşısında durduğumda nefes nefeseydim. Gözlerim gözlerini bulduğunda o benim dışımda her yere bakıyordu.

"Sen bunu nereden buldun?" Tek eliyle ensesini kaşırken gözleri kumlarda oyalanıyordu.

"Arabada buldum." Gözlerim anın mutluğu ile dolarken kollarımı aniden boynuna doladım.

"Çok teşekkür ederim. Beni ne kadar mutlu ettiğini tahmin bile edemezsin."

Başımı göğsüne yasladığımda kalbinin ne kadar hızlı çarptığını fark ettim. Bedeni taş kesmişti ama kalbi heyecanını belli ediyordu.

Atakan'ın içine derin bir nefes çekmesiyle ne yaptığımın farkına vardım. Kalbim bana ihanet ederken geri çekilmek istedim ama aniden belime dolanan kolları buna engel oldu.

O başını omzuma doğru eğerken anın fırsatıyla kokusunu içime çektim.

Yüzüm hafif buruşurken, boynuna sım sıkı dolanan kollarım gevşedi.

O koyun kokuyordu.

Atakan'ın yutkunma sesi sanki tüm sahilde yankılandı. Belimde ki kolları çözüldü ve kendini geri çekti.

Ve ardında hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp gitti.

İLAHİ BAKIŞ AÇISI

Furkan köyün kahvehanesinde efkarlanmakla meşguldü. Atakan çekip gidince arkasından gitmişti. Amacı şaka yapmaktı aslında ama asıl şakayı o yaşamış gibiydi.

Onu muhtarlıkta gördüğü kızla sahilde sarılırken bulmuş, hemen ortamı terk etmişti. Ona göre köydeki hiçbir kız güzel değildi. Kırk yılda bir köye güzel bir kız gelmişti ve o da can kardeşinin tutulduğu kız çıkmıştı.

Furkan, Atakan inkâr etse de kalbini ona kaptırdığının farkındaydı. Kardeşim dediği adamın sevdalığına göz koymayı kendine yakıştırmazdı. Bu nedenle kızı bir çırpıda silmişti.

Çayını höpürletirken yan masadaki Remzi Dayı omzuna dokundu. Çayını masaya bırakırken bezmiş bir ifadeyle Remzi' ye döndü.

Remzi Dayı dedikleri aslında köyün delisi "Sidikli Remzi" olurdu. Herkesin fındık bahçesine tek tek işeyince bu lakap üzerine yapışmıştı.

"Efendim Remzi Dayı?" Sidikli Remzi bembeyaz dişlerini göstererek kıkırdadı.

"Okeye dördüncü lazım, gelsene." Furkan Remzi'nin masasına şöyle bir göz gezdirdi. Remzi dışında masada sadece bir bardak çay ve lokumlar vardı.

"Ayıptır sorması ama diğer iki kişi nerede?"

Remzi gülerek masadaki çayı ve lokumları gösterdi.

"Ha bunlar boşuna mı duriyi, gerizekalı."

Furkan bu cevap karşısında yüzünü buruşturmaktan çekinmedi. Çayını, yansada kafasına dikip ayaklandı.

"Dayı iki dakikada kafa ütüledin ha!"

"E nereye gidisin? Daha oynamadık."

Furkan dostça omzunu sıvazladı.

"Ben sana Atakan'ı yolluyacağım. O olacak sana dördüncü, merak etmiyesin."

Ardından hızlı adımlarla kahvehaneden çıktı.

Atakan KASIRGA

Çoban olmaktan bir kere daha nefret ettim. Zehra bana sarılmışken onu kokum yüzünden kendimden iğrendirmiştim. Ama bana bir şeyi anlamama yardımcı olmuştu.

Ondan uzak durmalıyım. Kalbimdeki ince sızının geçici olduğu biliyordum ama daha fazla bu geçici duruma kapılmamak için ondan uzak duracaktım.

Midemde ki boşluk artık dayanılmazdı. Bir an önce eve gidip yemek yemeliydim. Ama şuan köylünün koyunlarıyla meşguldüm.

Koyun kokmama neden olan koyunlarla.

Ağacın gölgesinde takılırken sınırın dışına çıkan bir koyun gördüm. Bezgin bezgin gidip onu geri sınırın içine sokup geri dönünce ağacın gölgesinde duran bir şey gördüm.

O şey mavi bir saklama kabıydı. Önce etrafımı şöyle bir kontrol ettikten sonra eğilip mavi saklama kabını aldım.

Dışını inceleyince sol tarafında bir not kağıdı fark ettim.

Seni kırdıysam özür dilerim. Limonlu kek. Umarım seviyorsundur.
-Zehra (Su gibi olan ;) )

Kalp atışlarımı duymaya başladım. Severdim. Limonlu her şeyi hem de! Ben uzak duracağım desemde bu kızın resmen canıma kastı vardı.

BÖLÜM SONU