2. bölüm · ÇOBANIN AŞKA İHTİYACI VAR

1.BÖLÜM

Zeynepsel Zeynepsel

Tekrardan selam, nasılsın? Umarım iyisindir, ben çok iyiyim. Giriş bölümü aslında biraz özet gibi oldu ama artık hikayeye giriş yapıyoruz. Kendimi geliştirmek için farklı kişilerin yorumlarına ihtiyacım var. Ve o farklı kişiler sizlersiniz.

Keyifli okumalar.❤️

🐑

"İnsan bir şehre niçin girer? Orada yaşamak, çalışmak, ölmek için değil; belki de orada bir aşk bulmak için." - Ahmet Hamdi Tanpınar

Bomboştu uzun zamandır kalbim. Şehir hayatını hep sevdim çünkü şehirin kalabalık sokaklarında gerçek aşkı bulacağımı biliyorum. Ama işler pekte beklediğim gibi gitmiyordu. On altı yaşındaki aptallıklarımı saymazsak, bomboştu uzun zamandır kalbim.

Lise de bittiğine göre artık gerçek aşkı bulmanın zamanı gelmedi mi?

Sevgili Evren, sana soruyorum.

Kendimi hayali aşk hayatıma kaptırmışken birinin adımı zikrettiğini fark ettim.

"Zehra, karneni almayı düşünüyor musun?"

Sınıf öğretmenimiz-aynı zamanda edebiyat- Gülhan Hoca elinde ki karnemi sallayıp bana bakıyordu. Mahcup bir ifade ile ayaklandım.

"Alayım tabii hocam." Gülhan hoca yüzüne sıcak bir gülümse yerleştirdi. Yanına vardığımda tek elini omzuma koyup içten bir şekilde konuştu.

"Tebrik ederim, başarılarının devamını üniversitede ve meslek hayatında da diliyorum."

Teşekkür edip yerime oturdum. Her sene olduğu gibi bu senede takdir almıştım. Ama bu kez ortalamam yüzdü. Sınav senesi bana yaramıştı. Üniversite sınavımda gayet iyi geçmişti ama bir problem vardı. İstediğim üniversite Ankaradaydı ve biz İstanbul da oturuyorduk. Ailem beni farklı şehire göndermek istemiyordu.

"Karneni sormuyorum çünkü zaten biliyorum." Bakışlarımı sıra arkadaşım Tuğçe'ye yönelttim. Zaten çok güzel bir kızdı ama karne gününe özel daha da güzel olmuştu. Göğüslerinin altında biten doğal sarı saçları, çekik yeşil gözlerle, kemerli bir burunla ve sayısız çillerle muazzam görünüyordu.

"Tatilde ne yapmayı planlıyorsun, Tuğçe."

"Her zamanki gibi işte, Antalyada ki yazlığa gideceğiz. Sen ne yapacaksın?" Sıkıntılı bir nefes verdim. Bende bilmiyordum. Yaklaşık iki yıl öncesine kadar tatillerim hep köyde geçmişti. İki yıl önce babamın yaşadığı tahlilsiz bir kaza sonucu vücudunda 4 farklı yerden kırık tespit edilmişti.

Hepsinin kaynamasıda bir hayli sürmüştü. Ama artık tamamen iyileşmişti ve sürekli köyden bahsediyordu. Köyde vakit harcamayı sevmezdim. Evet, vakit kaybı olarak görüyorum. Şehirde bulamadığım gerçek aşkı köyde mi bulacağım? Hah, güldürmesinler.

"Bilmiyorum, ama tek bir isteğim var; köye gitmemek."

🐑

Sınıftaki herkes karnelerini aldıktan sonra hatıra fotoğrafları çekip, son kez sınıfca sohbet etmiştik. Bu süre zarfında sınıfın sessiz çocuğunun gözlerinin üzerimde olduğunu fark etmiştim. Bir kaç hafta önce yaptığımız mezuniyetimizde bana karşı hislerini açmıştı.

Onu nazikçe reddetmiştim ama şimdi vicdan azabı çekiyordum. Belki de onun gerçek aşkı bendim ve benim yüzümden aşkta kaybetmişti. Üzgünüm, benim tarzım değildi.

O kumral, siyah gözlü bir çocuktu. Ben ise sarışın, renkli gözlü erkeklerden hoşlanırdım. Ayrıca o çok aksiydi ve alımlı erkekleri severdim.

Evin önüne geldiğimde kapının zilini üst üste çaldım. Kapıyı açan kişi babam oldu.

"Sonunda geldin. Seninle konuşacaklarımız var. Ve tebrik ederim, güzel kızım." Diyerek içeri geçmem için kenara kaydı.

Bismillahirrahmannirrahim.

Pek istemesemde içeri geçtim. Oldukça büyük olan holde kapının tam karşısında bir ayna vardı. İçeri girdiğimde ilk gördüğum şey kendimdim. Her zaman olduğu gibi kendimi incelemeye koyuldum.

Omuzlarıma dökülen koyu kahve dalgalı saçlarım, pek simetrik olmayan kahverengi gözlerim, hafif kemerli bir burnum ve onlarca ben ile gayet tatlıydım.

Kendimi incelemeyi kesip odama geçtim. Çantamı ve takılarımı çıkardıktan sonra banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Saçlarımı tepemde toplayıp, ev moduna geçtikten sonra konuşmamız gereken şeyleri konuşmak için salona ilerledim.

Kapıdan içeri girdiğim an babamın yüzündeki mutluluk, annemin yüzündeki heyacan şaşırtıcıydı. Babam bir anda konuşmamız lâzım dediğinde gözümde fazla büyütmüşüm anlaşılan.

"Zehra, geç otur yavrum." Bu istek annemden geldi. Annemle babam çift kişilik koltukta birlikte oturdukları için bende onların karşısındaki tekli koltuga oturdum.

"Evet, dinliyorum."

"Sana muhteşem bir haberimiz var." Hayır, ben bu ifadeyi biliyorum. Bu babamın 'köye gidiyoruz' ifadesi.

"Dur tahmin edeyim, köye mi gidiyoruz?"

Annemde babamda şoke olmuş ifade ile bana bakıp "Nereden bildin?" diye sorduklarında ciddi olmamalarını istedim.

🐑

Bavullar hazır, yolluklar hazır, annem hazır, babam hazır. Zehra ve mentali hazır değil ama yapacak bir şeyde yok. Son kez odamda bir şey kalmış mı diye kontrol ederken aşağıdan babamın heyacanla bağıran sesini işittim.

"SAMSUN YOLCUSU KALMASIN!"