15. bölüm · Çizgilerin Ötesinde: Ege Güneşi
15. Bölüm: Yarım Kalan Kucaklaşma
Aydınlanma Merkezi'nin açılışından aylar sonra, hayatımız ilk kez gerçekten rayına oturmuştu. Ben artık sadece bir öğrenci değil, Aras'ın ortağı ve bu merkezin ruhuydum. Ancak bir sabah, ofisimde yeni bir restorasyon projesi üzerinde çalışırken kapım yavaşça çalındı.
Gelen Aras’tı. Elinde bir mektup vardı, yüzündeki ifade karmaşıktı. "Evin, bu cezaevinden gelmiş. Abinden."
Parmaklarım titreyerek zarfı açtım. Murat abim, üç yılın sonunda ilk kez yazıyordu. Mektup kısa ama sarsıcıydı: "Evin, yaktığım o binanın yerinde bir okul yükseldiğini duyduğumda önce öfkeden delirdim. Ama sonra... Pencereden sızan gün ışığının bile beton duvarları aşamadığı bu yerde, senin özgürlüğünü neden bu kadar çok kıskandığımı anladım. Babama söyle, hakkını helal etsin. Sana söyleyecek yüzüm yok ama... O mimar çocuk haklıymış. Taşlar yanarmış, fikirler yanmazmış. Gelecek haftaki açık görüşe gelip gelmemek senin kararın. Abin Murat."
Mektubu göğsüme bastırdım. Aras yanıma gelip saçlarımı okşadı. "Gitmek istiyor musun?" diye sordu yumuşak bir sesle.
"Bilmiyorum Aras. Onu o demir parmaklıklar ardında görmeye hazır mıyım, emin değilim."
"Yarım kalan her çizgi, zihni meşgul eder Evin. Bu çizgiyi tamamlaman lazım ki, yeni projemize tertemiz bir kalple başlayalım."
"Yeni proje mi?" diye sordum yaşlı gözlerle gülümseyerek.
Aras önümde diz çöktü. Cebinden bir yüzük değil, yine o siyah metal kalemi çıkardı. Kalemin üzerine ikimizin adı ve o günün tarihi kazınmıştı. "Bu kalemle hayatımızın en önemli imzasını atmanı istiyorum. Benimle sadece bir ofisi değil, bir ömrü paylaşır mısın Evin? Kendi evimizi, kendi yuvamızı, kendi çizgilerimizi beraber çizelim mi?"
O an, kütüphanenin camlarından içeri süzülen Ege rüzgarı sanki tüm geçmişin tozunu süpürüp götürdü. "Evet," dedim Aras’a sarılarak. "Bin kere evet."
Düğünümüz, yanan o eski konağın bahçesinde, şimdi devasa çınar ağaçlarının gölgesinde yapıldı. Beyaz gelinliğim, Ege'nin zeytin yeşiliyle harika bir kontrast oluşturuyordu. Babam, koluma girdiğinde gözleri ışıl ışıldı. "Bak kızım," dedi fısıldayarak, "Kendi gökyüzünü kendin kurdun."
Düğünün en beklenmedik anı ise, jandarma eşliğinde gelen özel izinli bir telgraftı. Murat abim, düğün hediyesi olarak dedemden kalan o kadim zeytinliği benim adıma devrettiğini bildirmişti. Bu, onun "Beni affet" deme şekliydi.
Aras ile ilk dansımızı yaparken, etrafımızda eğitim alan köylü çocukların neşeli sesleri yükseliyordu. Aras kulağıma eğildi: "Sana bir sözüm vardı hatırlıyor musun? Çizgiler yalan söylemez demiştim. Bizim çizgimiz, aşkın en dik, en sağlam hali oldu."
Başımı Aras’ın omzuna yasladım. 50 bölümlük bir acı, mücadele ve direniş hikayesi; huzurlu bir limanda son bulmuştu. Ben Evin Can Sert; artık kimsenin gölgesi değil, kendi güneşinin mimarıydım.
