10. bölüm · Çizgilerin Ötesinde: Ege Güneşi

10. Bölüm: Camdan Kale ve Işıltılı Maskeler

Bluedaisy 92

Telefonun ekranı karardığında ellerim titriyordu. Abimin o buz gibi sesi ofisin bembeyaz duvarlarında yankılanmış, az önceki o özgürlük hissini bir anda yok etmişti. Aras yanıma geldi, yere düşen siyah kalemi alıp masama bıraktı ve ellerimi avuçlarının içine aldı.

"Bana bak Evin," dedi, gözlerini gözlerime kenetleyerek. "Burası benim kalemim. Bu binalar, bu şehir, bu hukuk... Hepsi senin zırhın olacak artık. Abin ne kadar öfkeli olursa olsun, bu camdan kaleye giremez. Seni benden, seni hayallerinden kimse alamaz. Korkuyu o telefonda bırak."

O gün akşama kadar Aras beni bir saniye bile yalnız bırakmadı. Ama asıl sürprizi akşama saklıyordu. "Bu akşam mimarlar cemiyetinin büyük bir daveti var," dedi. "Seni sadece çalışma arkadaşım olarak değil, bu şehrin yeni ve en parlak yıldızı olarak tanıştıracağım. Kim olduğunu, neler yapabileceğini herkes görecek."

Akşam olduğunda, Aras’ın benim için seçtiği o gece mavisi elbiseyle aynanın karşısındaydım. Ege’nin köylerinde toz içinde koşturan o kız gitmiş, yerine bakışları hala masum ama duruşu dimdik bir kadın gelmişti. Boynumda babamın verdiği annemin kolyesi, üzerimde ise Aras’ın bana kattığı o özgüven vardı.

Davet alanı, İzmir’in ışıkları altında parlayan lüks bir otelin terasıydı. Aras koluna girmemi istedi. İçeri girdiğimizde tüm gözler bize döndü. Şehir sosyetesi, ünlü mimarlar, iş adamları... Herkes "Aras Sert’in yanındaki bu gizemli kadın kim?" diye fısıldaşıyordu.

Aras beni en önemli masalara götürdü. "Geleceğin en büyük restorasyon mimarı," diye tanıştırdı beni. İnsanlarla el sıkışırken, onlara projelerden bahsederken içimdeki o köylü kızın yavaş yavaş kabuğunu kırdığını hissettim. Aras’ın bana bakışındaki o gurur, dünyadaki her şeye değerdi.

Gecenin bir yarısı, terasın sakin bir köşesinde baş başa kaldık. "Gördün mü?" dedi Aras, elimi tutarak. "Dünya sandığından daha büyük Evin. Ve sen bu dünyayı değiştirecek güçtesin."

Tam o an, Aras beni belimden kavrayıp kendine çekti. Müziğin ritmiyle yavaşça dans etmeye başladık. Her şey bir rüya gibiydi. Ta ki garsonlardan birinin yanımıza gelip Aras’ın kulağına bir şeyler fısıldamasına kadar.

Aras’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu.

"Ne oldu Aras?" dedim, kalbim yine ağzımda atmaya başlayarak.

Aras yutkundu, bakışlarını benden kaçırmaya çalıştı. "Aşağıda... Otelin girişinde biri varmış. Murat Can olduğunu söylüyor. Güvenliği aşmaya çalışmış, polis çağıracaklarmış."

O an, üzerimdeki o ışıltılı elbise bir anda ağırlaştı. Abim, o masallara layık dünyamın kapısına kadar dayanmıştı. Işıltılı maskeler düşmek üzereydi.