8. bölüm · CHARM
Gerçekliğe Dönüş
Karanlığın içinden süzülen ince bir uğultu vardı. Önce uzak, sonra yavaş yavaş yaklaşan bir ses...
Makine bipleri. Düzenli, mekanik, yabancı ama bir o kadar da tanıdık.
MinJung kirpiklerini aralamaya çalıştığında göz kapakları sanki kurşun gibiydi. Başının içi zonkluyor, bedenine ağırlık çökmüş gibi hissediyordu. Derin bir nefes almak istedi. Burnuna keskin bir koku doldu.
Antiseptik.
Hastahane.
Gözlerini biraz daha araladığında beyaz floresan ışıkları görüşünü kamaştırdı. Tavan bembeyazdı. Üzerindeki lambalar gözlerini yakıyordu. Boğazı kurumuştu. Kolunda hafif bir batma hissi vardı. Başını güçlükle çevirdiğinde serum askısını az da olsa seçebildi.
Nefesi hızlandı.
Bu bir rüya değildi.
Kapının yanında nöbetçi duran hemşire, yatakta en ufak kıpırtıyı fark etti. Önce emin olamadı. Sonra MinJung'un kirpiklerinin titrediğini görünce gözleri büyüdü.
"Bayan Lee?"
Kızın gözleri yavaşça hemşireye kaydı. Odaklanmakta zorlanıyordu ama sesi duyabiliyordu.
"Sonunda uyandı!"
Hemşire heyecanla monitöre baktı, ardından kapıya yöneldi. Ayak sesleri koridorda yankılandı.
"Doktor! Hasta uyandı!"
Birkaç saniye içinde beyaz önlüklü bir doktor odaya girdi. Yüzünde hem profesyonel bir ciddiyet hem de rahatlamış bir ifade vardı. Yatağın yanına yaklaştı.
"MinJung, beni duyabiliyor musun?"
MinJung dudaklarını aralamaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Sadece çok hafif bir baş hareketi yapabildi.
Doktor cebinden küçük bir kalem fener çıkardı. Eğilip göz kapaklarını nazikçe araladı. Işığı göz bebeklerine tuttu.
"Takip et."
Işık sağa sola kayarken MinJung gözleriyle onu izlemeye çalıştı. Görüşü hâlâ bulanıktı ama bilinç geri dönüyordu.
"Pupil refleksi normal. Bilinç açılıyor."
Tam o sırada kapı yeniden açıldı. Nefes nefese başka bir hemşire içeri girdi.
"Doktor Bey!"
Bir an durup MinJung'a baktı, ardından heyecanla devam etti.
"Yan odadaki hastanız Kang Hayeon da uyandı."
O an MinJung'un kalbi monitöre yansıyacak kadar hızlandı. Bip sesi biraz daha sıklaştı.
Hastane odasının beyaz duvarları arasında, geçmişle bugün arasındaki o ince bağ bir kez daha kurulmuştu.
***
Dikkatli yapılan tetkit ve kontroller sonucunda kızların iyi olduğu anlaşılınca doktorlar onları bir süre dinlenmeleri için yalnız bırakmışlardı.
MinJung, dört duvar içinde tek başına sıkılmış sessizce etrafı izlerken koridordan duyduğu sesle bakışları kapıya kitlendi. Hemşire içeriye gülümseyerek girdi ve yatağın başına gelip askıdaki serumları kontrol etti.
"Uyanmanıza gerçekten çok sevindik Bayan Lee. Bizi çok korkuttunuz."
MinJung hafif gülümseyerek karşılık verdi.
"Peki ya diğerleri?"
"Bayan Kang yan odanızda kalıyor. Diğer dostlarınız ise maalesef sizin gibi şanslı değildi. Onları o günden beri hala bulamadılar."
MinJung duydukları üzerine nefes almakta zorlandı ve geriye doğru yaslanıp hemşirenin elini tuttu.
"Ö-öldüler mi?"
"Umarım ölmemişlerdir lakin kimse umudunu yitirmiş değil sınıf arkadaşınız Yoon TaeRin ve ailesi onları bulmak için tüm imkanlarını ortaya koydular ellerinden geleni yapıyorlar."
Hemşire bir yandan ilaçları yenilerken diğer yandan kapının üstündeki saate baktı.
"Saat 6.40 olmuş bile. Sizinki gelmek üzeredir."
"Anlamadım?"
"Han Do-Yul. Siz hastahaneye getirildiğiniz günden beri her sabah okula gitmeden önce saat 7.25'te buraya uğrar 7.45'te de gider."
Bir anda kalkıp yandaki dolsbın kapağını açtı. Üst üste yığılmış gülleri görünce MinJung şaşkınlığını gizleyemedi. En alttaki çoktan kuruyup rengi solmuş güllerden taze güllere doğru yukarıya uzanan yığılı güllere bakarken hemşire devam etti.
"Her geldiğinde bir gül mutlaka getirip şu masaya koyuyordu ben de uyanınca gülleri istersiniz diye hepsini dolapta biriktirdim. Kurumuş olsalar da anısını düşünmek bile sizi sevindirir diye düşündüm."
MinJung gözlerinden yanaklarına süzülen yaşları elinin tersiyle silerken diğer yandan istemsizce gülmeye başladı.
"Çok düşüncelisiniz çok teşekkür ederim. Sizden bir şey isteyebilir miyim?"
"Tabi ne olursa."
"Madem DoYul gelecek, biraz makyaj yapıp saçımı taramama yardım eder misiniz?"
"Elbette! Ben çantamı getirip geliyorum."
Bir hışımla odadan çıkan hemşire beş dakika içinde tekrardan elinde bir çantayla geldi. Hızlı yapılan bakım ve süslenmenin ardından saat 7.20 olmuştu bile.
"Ben en iyisi aşk kuşlarının buluşmasını bölmeden gitsem iyi olacak Bayan Kang ile de ilgilenmeliyim."
Eşyaları hızlıca toparlayıp odadan çıktığında MinJung yine odada tek kalmıştı. Tek yaptığı yerinden çıkacakmışcasına atan kalbini dizginlemeye çalışmak ve kapının üstündeki saatin yelkovanının ağır ağır ilerleyişini izlemekti.
Sonunda saat 7.25 olmuştu. Koridorda yankılanarak duyulan ayak seslerinin ardından DoYul sessizce içeri girdi. Karşısında oturmuş ona bakan kişiyi görünce elindeki gül ile kapı eşiğinde donup kaldı.
"S-Sen..."
MinJung bir şey söylemek yerine hafif gülümseyerek ona bakmayı tercih etti. DoYul hızlı adımlarla yatağın yanındaki sandalyeye oturup gülü MinJung'a uzattı.
"Uyanmışsın. Ben de diyorum TaeRin neden sabahın köründe beni üst üste arayıp taciz ediyor. Gelirken bir şey almamı ister diye telefonlarını açmamıştım meğer bu yüzden arıyormuş."
MinJung gülmesine engel olamayıp aldığı çiçeği kokladı.
"Teşekkür ederim."
"Nasıl hissediyorsun? İyi misin?"
"Ben iyiyim sadece kemiklerim çok ağrıyor."
"O yükseklikten suya düşmene rağmen kemiklerinde bir eksiklik olmamasına şükretmeliyiz."
İkisi de birbirine bakışını kilitlemiş gülümsemeye başladı. Uyandığından beri ilk defa bu dört duvar MinJung için huzurlu ve ferah bir yere dönüşmüştü. Bir süre kalınan sessizliği bozmak ve hazır fırsatı varken vaktini DoYul ile sohbet ederek değerlendirmek istiyordu.
"Hemşire bana her şeyi anlattı. Gerçekten her sabah bu saatlerde geliyor muydun?"
"Evet. Her gün okula gitmeden önce seni görüp sonra derse yetişiyorum."
Çantasından büyük ve bölmeli bir defter çıkarıp uzattı.
"Hiçbir dersten geri kalmanı istemediğim için tüm derslere eksiksiz katılıp senin işine yarayacak notlar çıkardım. İyileşince bunları okuyup dönem sonu sınavına hazırlanabilirsin."
MinJung hayretler içinde ona uzatılan defteri alıp sayfaları inceledi. El yazısı o kadar güzeldi ki tane tane her bir harfin ayrı bir karizması vardı aynı onları yazan kişi gibi. İster istemez onun için yapılan bu jeste karşı yanakları kızarmaya başlamıştı.
"Benim için bunca şeyi yapman çok hoş. Teşekkür ederim."
"Rica ederim. Sayende ben de sınavlara hazırlanmış oldum diyelim."
Elini kendi ensesine götürüp kaşırken diğer yandan saate baktı. Ne yazık ki saat 7.40 olmuştu bile. Beraberken vaktin ne kadar hızlı akıp gittiğini anlayamamışlardı.
DoYul, sırt çantasını omzuna takarken yavaştan ayaklandı. Elini MinJung'un saçına götürüp kedi sever gibi salladı.
"Ben derse geçiyorum tekrar geleceğim. Biraz uyu dinlen."
MinJung'un bir şey demesini beklemeden odadan çıkmıştı. Odada yine bir başına kaldığında derin bir nefes alıp camdan gökyüzüne baktı. Gördüğü rüyaların etkisine kapıldı bir an. Neden geçmişte bir krallıkta gördü kendini? Neden tarih kitaplarında konusu işlenen Joseon Prensi'ni gördü rüyasında? Bu derin düşünceler ve ilaçların etkisi onu tekrardan uyumaya zorlamıştı. Zaten ruhen yorgun olan MinJung hiç direnmeden başını yastığa yaslayıp gözlerini derin bir uykuya kapadı.
***
Hayeon, doktorların kontrolü sonrası geçen boş saatlerde hemşirenin ona verdiği telefondan haber akışına bakıyordu.
"DoYul piçine çok yüklenmişler. Koskoca başkanın oğlunun şu düştüğü vaziyete bak, yazık."
Bir an haberleri kaydırmayı bırakıp duraksadı. Boğazı iyice kurumuş yutkunamaz halde olduğunu farketti. Yan masada duran su dolu sürahiye ve bardağa uzanmak istedi fakat kemikleri o kadar ağrıyordu ki uzanmak tam bir işkenceydi.
Yine de bu şekilde susuzluğa dayanamayacağı için uzanmayı denedi. Ulaşamayınca sinirlenip kendi kendine homurdanmaya başladı.
"Biraz daha öteye koyun da suya ulaşmak için tanrıya bereket dansı yapıp dua edelim, gerzekler!"
Tam o esnada suya uzanan tanıdık bir el ile afalladı. Suyu bardağa doldurup kendisine uzattığında kafasını kaldırıp kim olduğuna baktı. Karşısında gözleri bitkin ve kırmızılaşmış TaeRin'i görünce göz bebekleri istemsizce büyümüştü.
"T-Teşekkür ederim."
TaeRin bir şey demeden Hayeon'u tutup yavaşça kaldırdı. Sırtına yastık koyup suyu elleriyle içirdikten sonra masaya koyup yatak ucuna oturdu ve Hayeon'un ellerini tuttu.
"Sonunda uyandın, beni çok korkuttun."
"Korkma geçti. Aslında çok da kötü bir deneyim sayılmazdı hobi olarak dağdan göle atlanır aslında."
Hayeon, neredeyse ağlayacak gibi görünen sınıf arkadaşına destek olup bir nebze de olsa güldürmek istemişti lakin TaeRin istemsizce gözünden süzülen yaşlarla tuttuğu elleri öpmeye başladı.
"Bir daha böyle delilikler yapma! Ya ölseydin?"
"Ama ölmedim, değil mi?"
TaeRin hafif gülümseyerek elini Hayeon'un yanağına koydu ve parmak uçlarıyla yumuşak teninde turlamaya başladı.
"O günden sonra bir gün bile bu odadan çıkmadım. Sen uyanana kadar burada bekledim. Eve gidip kendime temiz kıyafetler alacaktım ki senin uyandığın haberi gelince yolun yarısında geri döndüm."
"Nasıl yani? Okul?"
"Gitmedim. Zaten DoYul hepimiz için gerekli notları aldı."
"Neden böyle bir şey yaptın?"
"Zaten o okula gitme sebebim sendin. Senin sınıfa yaydığın enerjin, derslerde üzerimde gezen gözlerin, DongHa ve Jihwan ile didişmelerin, dersi hiçbir zaman dinlemeyip kalemle deftere resim çizmelerin, her teneffüs o bal dudaklarına sürdüğün rujun yaydığı çilek kokusu olmadan benim o okulda ne işim olur ki?"
Hayeon duydukları ile şaşkınlığını gizleyememişti. Bunca zaman dikkatini çekmek için kırk takla attığı çocuk şuan karşısına geçmiş neredeyse ilanı aşk ediyordu. Duydukları karşısında bir süre tepkisiz kalması ile odada derin bir sessizlik oluşmuştu. İkili sadece birbirine derin ve manalı gözlerle bakıyor hiçbir şey diyemiyordu.
Dakikalar sonra Hayeon sessizliği bozacak bir adım attı. Ellerini TaeRin'in yanaklarına uzatıp gözyaşlarından kalan iz ve ıslaklığı silip kocaman gülümsedi.
TaeRin, yanağındaki soğuk elleri tutup tüm gücüyle kokusunu içine çektikten sonra tane tane öpücükler kondurarak Hayeon'un içinde dizginleyemediği kıpırtılara sebep olmuştu. Birden kendine gelen Hayeon ellerini çekip boğazını temizledi.
"Ş-Şey ben biraz halsizim. Acaba biraz uyusam senin için sorun olur mu?"
TaeRin gülümseyip Hayeon'u dikkatlice yatırdıktan sonra saçlarını okşadı.
"Uyu tabiki. Ben buradayım bir şeye ihtiyacın olursa diye yanı başında olacağım."
Hayeon gözlerini uykuya bırakmadan önce TaeRin'in elini tutup derin bir nefes aldı. Şuan bu şekilde uyuyacak olmanın ona verdiği huzur tarif edilemezdi. Dakikalar sonra TaeRin'in kokusu ve ellerinin verdiği rahatlıkla daha fazla dayanamayıp uykuya dalmıştı.
