11. bölüm · Çaylığın Altı

🌧️ BÖLÜM 11 – SABAH

Sıla Köklü

Sabah erken saatlerdi.
Köy uyanıyordu ama yavaşça.
Güneş tam çıkmamış, sis hâlâ dağların arasında kalmıştı.
Melek evden çıktı.
Gece olan konuşma aklındaydı.
“Çaylığa tek gitme.”
Kendi kendine güldü.
“Gitmem zaten…”
Ama ayakları yine o yöne doğru yürüyordu.
Köyün içine indiğinde bir fırın açıkdı.
Kapısında iki kadın konuşuyordu.
Melek geçerken sesleri kesilmedi ama tonu değişti.
Sanki konu onunla ilgiliymiş gibi.
“Yeni gelenmiş…”
“Ha o mu?”
Bir anlık bakışlar Melek’e kaydı.
Sonra yine sessizlik.
Melek durmadı.
Ama duyduğunu biliyordu.
Biraz ileride yaşlı bir adam oturuyordu.
Elinde çay, gözleri sabit.
Melek yanından geçerken adam mırıldandı:
“Ilgın’a yakın durma.”
Melek bir anda durdu.
Geri döndü.
“Ne dediniz?”
Adam bakmadı bile.
“Burada herkes kendine yakın olanı yakar.”
Melek kaşlarını çattı.
“Ben sadece buradayım.”
Adam kısa güldü.
“Burada ‘sadece olmak’ diye bir şey yok kızım.”
Melek oradan uzaklaştı.
Kalbi biraz hızlı atıyordu.
Bir köşe döndü.
Lina’yı gördü.
Elinde yine çay vardı.
Tabii ki.
Melek direkt sordu:
“Ilgın hakkında herkes neden böyle konuşuyor?”
Lina bir an sustu.
Sonra gülümsedi.
Ama bu sefer gülüşü farklıydı.
“Burada isimler kolay söylenmez,” dedi.
Melek sabırsızlandı.
“Ne var onda?”
Lina çayı yere bakarak karıştırdı.
“Ilgın… buraya ait değil gibi davrananlardan.”
Melek gözlerini kısarak baktı.
“Ne demek bu?”
Lina omuz silkti.
“Bunu ona sor.”
Ve Lina yürüyüp gitti.
Melek olduğu yerde kaldı.
İlk kez Ilgın’ın sadece bir insan olmadığını hissetti.
Bir şeyin parçasıydı.
Ama neyin…
henüz bilmiyordu.