3. bölüm / 5
Cam KırıklarıBölüm 2 ~ Tanışma ~
Bölümler 5Şu an: Bölüm 2 ~ Tanışma ~
- 1 Giriş659 kelime
- 2 Bölüm 1 ~ GEÇMİŞ ~1.514 kelime
- 3 Bölüm 2 ~ Tanışma ~1.535 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 ♤81 kelime
- 5 Bölüm 3 ~ Karşılaşma ~1.791 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Emeğinin karşılığı olarak bölümü beğenmeyi ve beni takip etmeyi unutma♡
Bölüm Şarkımız : Billie Eilish - Cihihiro
Bölüm 2 : Tanışma
Her bir gözyaşına bir yıkımla başlamıştı her şey...
Sözler verilmişti, sırlar tutulmuştu.
Tutulmaya da hala devam ediyordu.
Birbiri için yapabilecekleri onca şey olmasına rağmen yarım kalmıştı bu hikaye de...
Herkes birbirine güveniyordu.
Birbirine kardeşim diye hitap ediyordu ve bu duyguları en içten şekilde yaşayıp yansıtıyordu.
Belki de sadece yalan söylüyordu.
Fakat gün geldi maskeler birer birer düştü.
Söylenen yalanlar açığa çıktı,
Kardeşler azılı düşman oldu.
Her yıkımda bir gözyaşı bile akıtılmadı...
Gün geldi canlar yakıldı, gün geldi yaralar sarılmadı ve durmadan kanadı.
Karşı karşıya gelindi, zaman durdu.
Dakikaların, saniyelerin anlamı derinleşti.
Hem daha anlamlı oldu hem de bir o kadar anlamsızlaştı...
( Beril'in Anlatımıyla 8 Haziran 2032 )
Aklıma gelen tüm bu anıların esiri olmamak için gözlerimi kapatıp açtım ve okulun girişinin bulunduğu kapıya doğru yürümeye başladım. Fakat engelleyemiyordum. Aklımı istila eden lise anılarımı daha doğrusu aklımı istila eden lise kabuslarımı unutamıyordum. Aklıma gelişini durdurmaya çalışsam da yapamıyordum.
Yavaş ve sakin adımlarla okulun içine doğru yürüdüm ve gözlerimle adeta etrafı taramaya başladım.
Acaba Birce neredeydi? Muhtemelen gelmiş olmalıydı.
Adımlarım herkesin bulunduğu ortak salona gelince bakışları daha da sertleşmeye başlamıştı. Kapının önünde durduğum gibi saçlarımı elimle arkaya atıp yüzüme en ciddi ifademi takınmıştım. Fakat ister istemez nefesimi tutmuştum. Sonuçta bu yüzleri görmeyeli uzun zaman olmuştu. İçeri doğru adımlamaya başladığımda ise salondaki azalan sesleri fark edebiliyordum.
Kimseye bakmıyor olsamda üzerimdeki gözleri hissedebiliyordum.
Her zamanki gibi...
Tüm salonu sadece fısıldaşmalar esir aldığında ise dudağımın kıvrılmasına engel olamamıştım.
" Bu... bu o mu?"
" Senelerdir gelmiyordu. Bu sene ne değişti?"
"Sanırım avukat olmuş. Geçenlerde bizim Ceren söyledi."
Fısıldaşmalar bu şekilde devam ederken bir anda tüm salonda hafif bir keman sesi çalmaya başladı ve böylece herkes eski konuşmalarına anlık dalgınlıkla geri döndü.
Tam bu sırada ise arkamdan birinin bana doğru atılmasıyla düşmemek amaçlı masaya sertçe tutunsam da neredeyse masayı devirecektim.
Neyseki masayla birlikte düşmeden hem kendimi hem de masayı tutmuştum.
Kendi kendimin kahramanıydım resmen.
"Beril! Ay çok güzel olmuşsun!"
Aniden gelen tedirginlik hissi ile kalbimin atış hızı sanki maratondaymışçasına hızlanmasına rağmen ağzımdan çıkan kahkahaya engel olamamıştım. Kollarımı Birce'nin beline sımsıkı sararak ona sarılırken yanağına da kocaman bir öpücük bırakmıştım.
"O senin güzelliğin. Hem seni nasıl geçebilirim ki ben? Git de aynaya bak. Mükemmel görünüyorsun."
Birce ona yaptığım bu iltifata gülümserken bir yandan da sarılmama karşılık veriyordu. Üstüne çok güzel beyaz renkte bir elbise giymişti ve sarı saçlarını açık, dalgalı bir şekilde bırakmıştı. Yüzündeki hafif makyaj ise ona hem ciddiyet katmış hem de sevimlilik katmıştı.
"Hadi gel biraz özlem giderelim."
Birce cevap vermeme kalmadan elimden tutup çoktan beni bir masaya çekip sandalyeye oturturken artık kendimi daha rahat hissediyordum.
Fakat Birce'nin ciddiyetinden anladığım kadarıyla bu gece bu sandalyeden kalkışım zor olacaktı.
-
Birce ile uzun süren konuşmamızın ve özlem gidermemizin ardından onun liseden arkadaşları gelmiş ve onu yanımdan sözde kısa süreliğine(!) almışlardı.
Büyük bir ihtimalle beni tanımıyorlardı.
Çünkü eğer tanıyor olsalardı muhtemelen Birce benimle arkadaş olmazdı.
Ya da korkudan olamazdı...
Kim isterdi ki zamanında cinayetle sorgulanan bir kız ile arkadaş olmayı...
Kim isterdi ki zamanında annesinin ve annesi dışındaki 2 kızın cinayetiyle sorgulanmış bir kızla arkadaş olmayı...
Tekrardan geçmişe dalmak gibi bir niyetim olmadığından kafamı dağıtmak amaçlı oturduğum yerden ayağa kalktım ve içeceklerin bulunduğu masaya ilerledim.
Etraf iyice kalabalıklaşmış ve tanıdık yüzler ile dolmaya başlamıştı.
Tabii bu tanıdık yüzler bana hiç iyi zamanlarımı çağırıştırmıyordu.
İçeceklerin bulunduğu masaya geldiğim gibi çalışana seslenmiştim.
"Bana karışık bir kokteyl verir misin? Çok ağır olmasın. "
İçeceğimi beklerken bir yandan da boş durmamak amaçlı telefonumda geziniyordum. Ta ki biri gelip bana çarpana ve içeceğini üstüme dökene kadar...
Anlık bir refleks ile sıçrarken bir yandan da söylenmeye başlamıştım.
" Önüne bakmadan mı yürüyorsunuz siz? Dikkat edin lütfen biraz!"
Masada bulduğum ilk peçeteyi üzerime sürüp dökülen içeceği temizlemeye çalışırken bir şey dikkatimi çekmişti.
Bana çarpan bir adamdı fakat içeceği döktükten sonra o kadar söylenmeme rağmen hiçbir tepki vermemişti.
Sanki kitlenmiş gibiydi...
Başımı bana çarpan adama doğru kaldırdım ve o kişiye doğru bakmaya başladım.
Bu kişiyi tanımıyordum fakat nedense kahverengi gözlerine baktıkça tanıyormuş gibi bir hissiyat alıyordum. Fakat sadece tanıdıklık hissi değil farklı bir duygu da esir almıştı tüm bedenimi.
Korku...
Neden böyle hissediyordum bilmiyorum fakat içimdeki bu filizlenen korku tohumlarının yeşermesinede engel olamıyordum. İkimizde aramızdaki sessizliğin uzadığını fark edince gözlerimizi birbirinden ayırdık. Söze giren ilk kişi ise o oldu.
" Pardon. Özür dilerim. Gerçekten fark etmedim."
Gülümsemeye çalışarak konuştum.
"Sorun yok. Siz de haklısınız. Az önce gereksiz yükseldim."
Karşımdaki adam da gülümsememe karşılık verince nedense içimi bu seferde huzur dolu bir duygu esir aldı.
Garipti...
Bir süre daha yan yana durduktan sonra yine söze giren kişi o oldu.
Acaba adı neydi?
" Lise döneminde hangi sınıftaydın? Seni daha önce gördüğümü sanmıyorum."
Gülümsedim. Zaten beni görse bile aklında yer edinebileceğimi sanmıyordum.
" 12-A daydım ki zaten çoğu zaman okula gelmiyordum. Yani görmemen muhtemel bir şey."
Anladım dercesine başını aşağı yukarı doğru salladı ve konuşmaya devam etti.
"Peki yanında hiç arkadaşın yok mu?"
" Yani iki kişi var. Fakat onlardan biri yurt dışında diğeri ise şu an başkaları ile sohbete daldı."
Cümlemi bitirince artık soru sorma sırası bana geçmişti. Sıra var mıydı bilmiyorum fakat adını sormazsam çok fena içimde kalacaktı.
"Şu an biraz pat diye sormuş olacağım belki fakat adın ne? Yanlış anlama sadece meraktan."
Küçük bir kahkaha kaçtı ağzından. Kim bilir ne düşünüyordu hakkımda.
" Yok ne yanlış anlaması..."
Kahkahayı niye atın o zaman be!
" ... adım Doğu. Doğu Özay. Tanıştığıma memnun oldum. Sen?"
"Beril... Beril Piraye."
Yüzündeki ifade farklı bir duyguya bürünürken tam konuşacaktı ki salonun ortasındaki sahnede mikrofonla konuşan eski müdürümüz Sadi Hoca araya girdi.
"Merhaba Sevgili Gecenin Yıldızları. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Şunu söylemek isterim ki bu buluşmayı her sene belirli zamanlarda gerçekleştiriyor olsak da sizi çok özledik. Bunu unutmayın. Bakıyorum da hepiniz birer meslek sahibi olmuşsunuz. Hatta içlerinizden bazıları anne baba olmuş. Size baktıkça gurur duyuyoruz. Bunu sakın unutmayın..."
Tüm salondan kıkırtı sesleri yükseliyordu fakat benim içimi yine büyük bir öfke bürümüştü. Yumruklarımı sıkarak kendimi dizginlemeye çalışıyordum.
"...Yeri geldi büyük bir aile olduk. Birbirimize birer dost sırdaş olduk."
Sadi hoca bunu dediği gibi ister istemez kahkahayı basmıştım.
Sırdaşmış(!)
Aileymiş(!)
Dostmuş(!)
Benden ailemi alan bu okul bana nasıl aile olmuştu?
Tabii ki de aile olmamıştı, olamamıştı.
Tüm salondaki sessizliği bölen kahkahamı duyan herkesin bakışları bana çevrilmişti. Sadi hoca ve Doğu da dahil.
Burada muhtemelen beni tek anlayan Sadi hoca olmuştu. Çünkü gördüğüm her zorbalığın, uğradığım her iftiranın kapatıcısı her zaman istisnasız o olmuştu.
"Beril. Kızım seni senelerdir göremiyorduk. Baya neşelisin bakıyorum da."
Bu sözlere karşı sinir bozucu bir şekilde gülümseyerek konuşmaya başladım.
" Tabii ki de hocam. Çok neşeliyim. Ailemle yıllar sonra bir araya gelmişim fena mı? Benden ailemi çalan bir aile..."
Yüzümdeki ifade yerini büyük bir boşluğa bırakırken Sadi hoca tedirginlikle tek elinden yardım alarak kravatını gevşetti ve kendini gülümsemeye zorladı.
" Belli ki hala annenin ölümünü bize bağlıyorsun kızım. Fakat yanılıyorsun. Evet bu okuldada iki farklı öğrencimiz o mezuniyet gecesinde vefat etti. Ama bu dosya kapandı. Kimin yaptığı bilinmiyor. Bunu sende biliyorsun. Okulu ve içindeki öğrencileri böyle suçlayamazsın."
Bir noktada haklıydı. Mezuniyetin ardından gerçekleşen X20 salgını nedeniyle sorgulanan insanlar bırakılmış ve dosyalar kapanmıştı. Kimse de bunu sorgulamamıştı. Ama katil bu okuldandı.
*X20 salgını Çıkış Yok ve Salgın kitaplarının ana kurgusudur. Kitaplarda paralellikler vardır.
Neden bilmiyorum fakat hissediyordum.
" Evet haklısınız hocam. Fakat şunu unutmayın. Her dosya kapanmıyor ve her kapanan dosya ise illaki bir gün çözümleniyor! "
(Yazarın Anlatımıyla, 7 Mart 2024 Perşembe, Mezuniyet Gecesinden yaklaşık 3 ay önce)
Beril elinde kitaplarla sınıfına doğru adımlarken başını yerden kaldırmamaya özen gösteriyor, ellerini sımsıkı kitaplarına sarmış bir şekilde sınıfına girip kitaplarını sırasına bırakırken ise kimsenin ona sataşmamasını umut ediyordu. Fakat her zamanki gibi umduğu olmamıştı.
" Hey baksana inek!"
Bakmadı.
"Hey sana diyorum!"
Yine bakmadı.
Ta ki iki kişi onun koluna girip onu sürüklercesine okulun konferans salonuna götürene kadar. Artık alışmıştı.
Öğrenciler onu sürüklercesine götürüp kahkahalar atarken bile debelenmemeyi seçiyordu.
Hatta tüm bunların ne zaman biteceğini tartıyordu aklında.
Artık bunu seçmek zorunda bırakılıyordu. Kolundan tutan öğrenciler onu adeta fırlatırcasına konferans salonunun sahnesine atıp hırpalamaya başlayınca ise başını korumaktan başka bir şey yapamıyordu.
Öğrenciler bilerek sadece karnına ve sırtına tekme atıyordu.
Ne de olsa dışarıdan bakınca bu kızın darp edilmiş olduğunun görülmesini istemiyorlardı.
Yaklaşık 15 dakika sonrasında Beril'in etrafında toplanan herkes dağılmaya başlayınca Beril'e şiddet uygulayan öğrenciler de sınıflarına dağılmıştı.
Yediği darbeler yüzünden inleyerek kalkmaya çalışan Beril tam üzerini düzeltip konferans salonundan çıkacakken gözüne bir yer takıldı.
Kamera...
Acaba birisi görmiş müdür diye tedirgin olan Beril yine de kimsenin görmemiş olmasını umarak o gün o konferans salonundan yalpalaya yalpalaya ayrılmıştı ve hiçbir derse girmeyip direk evine gitmişti. Annesi çalıştığı için evde olmuyordu ve buna her zaman üzülse de o gün sırf annesi onu öyle görmedi diye mutlu olmuştu.
İnleye inleye yürüyüp kendini direk bir banyoya atmış sonrada kendini yere bırakıp yere oturmuştu.
Üstüne açtığı sıcak su yüzüne değdiği gibi sessiz hıçkırıklarla dolu bir şekilde ağlamaya başlamış ve bir yandan da başını duvara yaslamıştı...
Fakat o gün kameralardan, kendisine şiddet uygulanırken onları izleyen biri olduğunu düşünememişti. Sadi hocanın onun bu hallerini izleyip de daha sonra sanki hiçbir şey görmemiş gibi zorbalık yapan öğrencilere gülümseyişini öğrendiği gece de yaşadığı onca ağır şey ile beraber bunu da öğrenmiş ve nedense içten içe şaşırmamıştı.
Ne de olsa cam kırıkları her zaman ezilen kişilerin bileklerini keserdi...
~ BÖLÜM SONU ~
Azalea Night'tan...
Bölüm etkileşimi
