9. bölüm · 𝑻𝒐𝒛𝒍𝒖 𝑻𝒂c 𝑽𝒆 𝑪𝒂𝒎 𝑲ı𝒓ı𝒌𝒍𝒂𝒓ı
𝕮𝖆𝖒 𝖐ı𝖗ı𝖐𝖑𝖆𝖗ı𝖓ı𝖓 𝖚̈𝖟𝖊𝖗𝖎𝖓𝖉𝖊 𝖞𝖚̈𝖗𝖚̈𝖒𝖊𝖐
Kasım ayının ortası, Ravaryn’ın o kadim ve devasa mimarisine sadece soğuk değil, insanın iliğini donduran katıksız bir sessizlik getirmişti. Şatoyu saran devasa surların dışındaki kasvetli çam ormanı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yoğun bir sisten ibaret hale geliyordu. Şato kulelerinden bakıldığında gökyüzü ile yeryüzü arasındaki sınır silinmiş; her şey gri, ıslak ve çürümüş bir yalnızlığa bürünmüştü.Derslerin yoğunluğu, yaklaşan vize sınavları ve profesörlerin acımasız müfredatı herkesin üzerindeki o kibirli varis maskesini yavaşça soyuyordu. Ancak Oda 107 için mesele sadece sınavları geçmek ya da akademi derecesi almak değildi. Bizim için her bir sınav, zihnimizi açacağımız, gücümüzü sergileyeceğimiz ve aynı zamanda arkamızdan vurulmamak için sırtımızı duvara yaslayacağımız birer savaş alanıydı.I. Mühürlerin Soğuğu ve Kütüphanenin KaranlığıSabahın ilk saatlerinde, kütüphanenin Yasaklı Büyüler Bölümü’nde tek başımaydım. Dev tahta masanın üzeri zihin savunma parşömenleri, Antik Runik haritaları ve Hekate’nin mirasından kalan gümüş mühür çizimleriyle doluydu. Parmaklarımın arasındaki Gümüş Diş mühür yüzüğünü çevirirken, parşömenin üzerindeki eski harflerin üzerinden geçiyordum.Zihnim bir labirent gibiydi. Madam Syn’in her cuma yaptığı zihin kontrol sınavları yaklaştıkça, zihnimin etrafındaki o aşılmaz surları daha da kalınlaştırmak zorundaydım. Syn, sıradan bir profesör değildi; o, insan zihninin en küçük çatlağından içeri sızıp oradaki en utanç verici, en tehlikeli sırları çekip çıkaran bir engerekti."Hala o zırvalıklarla mı uğraşıyorsun, Alara?"Ses, kütüphanenin devasa ahşap raflarının arasından süzülüp geldi. Lilith. Üzerinde koyu yeşil bir pelerin, altında ise asil Momanetti hanedanının altın işlemeli askeri ceketi vardı. Saçları toplu ama birkaç sarı tutam yüzüne düşmüştü. Gözlerindeki o sarhoş, umursamaz ifade bu sabah yerini yorgun bir ciddiyete bırakmıştı."Zırvalık dediğin şey," dedim kafamı parşömenden kaldırmadan, "cuma günü Syn zihnini darmadağın ettiğinde hayatta kalmanı sağlayacak tek şey. Babanın şatodaki serveti zihnindeki sırları koruyamaz Momanetti."Lilith masaya yaklaştı. Ağır adımlarla yanıma gelip sandalyesini çekti ve gürültüyle oturdu. Masanın üzerine bir kadeh şarap değil, ağır bir gümüş muhafız mührü bıraktı."Babam dün gece haber gönderdi," dedi Lilith, sesi ilk defa bu kadar alçak ve pürüzsüzdü. "Akademi konseyi benim bu dönemdeki zihin ve iksir notlarımı doğrudan ona raporlayacakmış. Eğer Syn’in sınavında tek bir zaaf gösterirsem, beni Momanetti varisliğinden silip Ravaryn’ın alt zindanlarındaki izole bölgeye kapatacaklar."Gözlerimi ona çevirdim. Lilith’in o arsız, kural tanımaz ve sürekli sınırları zorlayan tavrının arkasındaki katıksız korkuyu görebiliyordum. O da benim gibiydi; ailelerimizin gözünde birer gurur kaynağı değil, gerektiğinde harcanacak, satılacak ya da bir kafese kapatılacak piyonlardık."Seni o zindana koymalarına izin vermeyeceğiz," dedim net bir sesle. "Aramızda edilen o kadar küfür, içilen o kadar şarap ve masaya dökülen o kan boşuna değildi. Oda 107 bir bütün olarak duracak. Zattana zihnindeki mezarlıkla Syn’i oyalayacak, ben senin zihninin etrafına geçici bir ilüzyon duvarı öreceğim."Lilith hafifçe gülümsedi. Bu gülüşte kibir yoktu; sadece aynı cehennemde yanan iki insanın birbirine duyduğu o tehlikeli ve zoraki güven vardı. "Sen gerçekten garip bir Hekate kızısın Alara," dedi. "Bazen senden ölesiye nefret ediyorum, bazen de bu akademideki tek mantıklı varlık olduğunu düşünüyorum."II. Vane’in Silah Deposu ve Kanlı TeoriÖğleden sonra, Akademinin alt katlarındaki nemli ve meşalelerle aydınlatılan Silah Deposu’ndaydık. Profesör Vane, devasa yapısı, yüzündeki geniş yanık izi ve belindeki çift ağır kılıcıyla geniş halkanın ortasında duruyordu. Etrafımızda Ravaryn’ın tüm varisleri dizilmişti. Yerler buz gibi taş kaplamaydı ve havadaki yoğun demir ile pas kokusu geniz yakıyordu."Bugünkü teorik ve pratik sınavınız," diye gürledi Vane, sesi depoda yankılanırken. "Kılıçlarınızın gücü değil! Bugün, düşmanınızın ritmini ve zihnini nasıl okuyacağınızı test edeceğim. Kılıç kabzanızdaki kan oluğu, sadece kanı akıtmak için değil, düşmanın yaşam gücünü emip kendi büyünüze katmak içindir."Vane gözlerini halkanın üzerinde gezdirdi ve aniden durdu. "Thorne ve Momanetti! Öne çıkın!"Val, gölgelerin içinden hiç acele etmeden adım attı. Üzerindeki siyah muhafız zırhı tamamen kapalıydı; gözlerindeki o zifiri karanlık soğukluk, ortama uyum sağlıyordu. Lilith ise belindeki ince asil kılıcını çekerek halkanın ortasına yürüdü.İkisi karşı karşıya durduğunda, dün gece aralarında yaşanan o şehvetli ve karanlık yakınlaşmanın izleri sanki buharlaşmış gibiydi. Şimdi orada sadece iki ölümcül dövüşçü vardı. Val’in elinde ağır bir antrenman kılıcı, Lilith’in elinde ise zarif ama zehirli bir rapier duruyordu."Kurallar yok," dedi Vane. "İlk kanı akıtan, teorik sınavdan tam puan alır. Başlayın!"Lilith bir an bile beklemedi. Işık büyüsünün o göz alıcı, yakıcı parıltısını kılıcının ucunda toplayarak doğrudan Val’in boğazına hamle yaptı. Hareketleri bir dansçı kadar zarif ama bir engerek kadar ölümcüldü. Ancak Val, gölgeleri kullanmakta uzmandı. Lilith’in hamlesi boşa çıktı; Val bir anlığına gölgenin içine büküldü ve Lilith’in arkasında belirdi.Ağır kılıcın kabzasını Lilith’in sırtına sertçe geçirdi. Lilith dengesini kaybedip taş zemine diz üstü düştü. Ağzından ufak bir küfür savruldu: "Seni piç..."Lilith hemen toparlandı, yerden kalkarken ellerinden çıkan ışık dalgası Val’i geriye savurdu. Lilith, kılıcının ucuyla Val’in zırhının açıkta kalan boyun kısmını çizdi. İnce bir kan çizgisi belirdi. Val’in kanı kılıcın oluğuna aktığı an, Lilith’in gözleri anlık bir zaferle parladı."Yeter!" diye bağırdı Vane. "Momanetti, kan oluğu büyüsünü doğru kullandın. Thorne, gölge adımlarındaki o yarım saniyelik gecikmeyi bir daha görürsem seni cansız kuklaların önüne atarım!"Val, boynundaki kanı elinin tersiyle sildi. Lilith’e baktığında gözlerinde öfke değil, karanlık bir takdir vardı. Lilith ise kılıcını kınına sokarken Val’in yanından geçti ve kulağına doğru fısıldadı: "Dün geceki gibi gerginsin Thorne... Ama bu kan benim puanımdı."III. Gölgelerin Arasındaki Dinlenme ve StratejiSınavın ardından Oda 107’ye çekildiğimizde, şatonun kulelerini vuran rüzgar daha da şiddetlenmişti. Yağmur, Gotik pencereleri dövüyor, odanın ortasındaki devasa şömine tek ışık kaynağımız haline geliyordu.Moamoa, köşedeki masaya oturmuş, ıslak saçlarını bir havluyla kurularken fırtına büyülerinin yazdığı parşömenleri inceliyordu. Teni her zamanki gibi tuz ve hırs kokuyordu. Zattana ise şöminenin hemen yanındaki karanlık köşede, yüzünü kapüşonunun altında gizlemiş halde hançerlerini gümüş bir biley taşıyla bileyerek o monoton, ritmik sesi çıkarıyordu.Cızzz... Cızzz..."O ses zihnimi tırmalıyor Zattana, kes şunu amk," dedi Moamoa, kafasını parşömenden kaldırmadan. "Dışarıdaki fırtına yetmiyormuş gibi bir de senin hançerlerinin gıcırtısını çekiyoruz."Zattana biley taşını durdurdu. Kapüşonunun altındaki tek gümüş gözü karanlıkta parladı. "Benim hançerlerim cuma günü seni Syn’in sorgusundan kurtaracak tek şey olabilir Moamoa. Ses hoşuna gitmiyorsa kulaklarına tuzlu su doldurabilirsin.""Kesin ikiniz de," dedim yataktan kalkıp odanın ortasındaki masaya doğru ilerlerken. Masaya devasa bir Ravaryn şato haritası ve profesörlerin haftalık devriye planlarını bıraktım.Bütün bakışlar bana döndü. Val, kapının yanındaki gölgesinden ayrılıp masaya yaklaştı. Lilith üzerindeki kanlı üniformayı çıkarıp rahat bir ipek sabahlık giymişti; kadehindeki şarabı yudumlayarak yanıma geldi."Bu ne?" diye sordu Lilith, haritaya bakarak."Bu bizim hayatta kalma rehberimiz," dedim, parmağımı haritadaki Zihin Savunma Kulesi’nin üzerine basarak. "Cuma günü Madam Syn bizi tek tek sorgulamayacak. Bu yılki müfredat değişikliğiyle birlikte bizi 'Zihin Labirenti' adını verdikleri izole bir odaya kapatacaklar. Beşimizin zihnini birbirine bağlayacaklar."Odada derin bir sessizlik oldu. Zattana bile elindeki biley taşını tamamen bıraktı."Zihinlerimizi birbirine mi bağlayacaklar?" dedi Moamoa, gözleri büyüyerek. "Yani... Her birimizin sırrı, nefreti, geçmişi diğerlerinin zihnine mi akacak?""Tam olarak öyle," dedim. "Syn’in amacı bu. Bizi birbirimize kırdırmak. Lilith’in babasıyla olan kirli pazarlıklarını, Val’in saraydan kaçış nedenini, Moamoa’nın okyanustaki yasaklı büyüsünü ve Zattana’nın gümüş gözündeki laneti ortaya çıkaracak. Eğer zihinlerimizden biri çatlayıp sırrı dışarı sızdırırsa, akademi konseyi hepimizi imha eder."Lilith kadehini masaya sertçe bıraktı. Şarap haritanın üzerine birkaç damla halinde sıçradı. "O karının benim zihnime girip ailemin kirli çamaşırlarını görmesine izin vermem. Gerekirse o labirenti ateşe veririm.""Ateşe vermeyeceksin," dedi Val, sesi odadaki şömine çıtırtısından daha derin ve sakindi. "Alara, senin bir planın var. Hekate büyüsüyle yapabileceğin bir şey."Başımı salladım. "Evet. Zihinlerimizi bağladıklarında, aramızda bir 'Yalancı Duvar' öreceğim. Syn dışarıdan baktığında sadece bizim birbirimizden nefret ettiğimizi, başarısız ve uyumsuz birer öğrenciden ibaret olduğumuzu görecek. Ama içeride... İçeride zihinlerimizi tamamen birleştireceğiz. Tek bir zihin gibi hareket edeceğiz."IV. Gece Yarısı Sırları ve Ağır AdımlarGecenin ilerleyen saatlerinde, oda 107 sakinleşmişti. Moamoa ve Zattana kendi yataklarına çekilmiş, sınavların yarattığı zihinsel yorgunlukla derin bir uykuya dalmışlardı. Ancak şato uyumuyordu; dışarıdaki rüzgarın uğultusu, koridorlardaki muhafızların devriye adımlarına karışıyordu.Ben masanın başında, mühür mumlarının ışığında çalışmaya devam ediyordum. Aniden arkamda bir hareketlilik hissettim. Val, adımlarını hiç hissettirmeden masanın diğer tarafına geçmişti. Üst zırhını tamamen çıkarmış, sadece siyah keten gömleğiyle duruyordu. Yüzündeki ve boynundaki yara izleri şöminenin kızıl ışığında daha belirgindi."Hala uyumadın," dedi Val, sesi alçak bir fısıltı gibiydi."Zihnimi dinlendiremem Val," dedim, gözlerimi haritadan kaldırmadan. "Hekate’nin mührü parmağımda yanıyor. Yarınki Antik Runik sınavı ve cuma günkü zihin labirenti... En ufak bir hatamda sadece ben değil, hepiniz yanacaksınız."Val masaya doğru eğildi. Uzun, nasırlı parmaklarıyla elimdeki mühür yüzüğüne hafifçe dokundu. Dokunuşu soğuk ama tuhaf bir şekilde rahatlatıcıydı. Zihnimdeki o ağır, sürekli dönen çarklar onun bu temasoyla bir anlığına yavaşladı."Sen olmasaydın," dedi Val, gözlerini doğrudan gözlerime dikerek, "bu odadaki herkes çoktan birbirini boğazlamıştı. Lilith gururundan, Moamoa öfkesinden, Zattana ise lanetinden ölürdü. Bizi ayakta tutan şey senin o soğukkanlılığın, Alara.""Sadece hayatta kalmaya çalışıyorum Thorne," dedim, sesimdeki savunma mekanizmasını korumaya çalışarak.Val hafifçe yaklaştı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesindeki hafif tütün ve soğuk gece kokusunu alabiliyordum. "Hayatta kalmak yetmez," dedi, eli yavaşça çeneme doğru kaydı. "Bu akademiyi yıkacağız demiştin. Sana inandım. Bu odadaki herkes sana inandı. Şimdi o soğuk maskenin arkasına saklanmayı bırak da biraz dinlen."Gözlerindeki o katıksız, sadık ve bir o kadar da tehlikeli çekime karşı koymak zordu. Val, gölgelerin içinden gelen bir muhafızdı ama aynı zamanda zihnimin en derin yerindeki o yalnızlığa dokunabilen tek kişiydi. Elimi onun elinin üzerine koydum."Cuma günkü labirentten canlı çıkarsak," diye fısıldadım, "belki o zaman dinlenirim."Val hafifçe gülümsedikten sonra elini çekti ve gölgelerin arasındaki köşesine geri çekildi.V. Şafak Vakti ve Bekleyen ŞiddetŞafak sökerken kasım soğuğu şatoyu tamamen esir almıştı. Pencerelerdeki buğu buz tutmuş, dışarıdaki devasa Ravaryn avlusu beyaz bir kırağı tabakasıyla kaplanmıştı.Oda 107’nin devasa ahşap kapısı açıldı. Hepimiz zırhlarımızı giymiş, kılıçlarımızı ve parşömenlerimizi hazırlamış bir halde dışarı çıktık. Taş koridorda ilerlerken, diğer hanedanların kibirli varisleri biz geçerken kenara çekiliyordu. Yüzlerindeki o küçümseyen ifade yerini hafif bir korkuya bırakmıştı. Çünkü bizim yürüdüğümüz yerde sadece leş gibi tütün, şarap ve dökülen kanın kokusu kalmıyordu; orada patlamaya hazır bir dinamit fitili süzülüyordu.Madam Syn’in Zihin Savunma Kulesi’nin devasa demir kapılarının önüne geldiğimizde durduk.Lilith pelerinini düzeltti, yüzüne o asil ve umursamaz gülüşünü oturtarak bana baktı. "Pekala Hekate’nin kızı. O lanet labirente girmeye hazır mıyız?"Moamoa hançerinin sapını sıktı. "O karının zihnimi tırmalamasına izin verdiğim an beni vurabilirsiniz."Zattana kapüşonunu biraz daha indirdi. "O sadece ölülerin sesini duyacak."Val hemen arkamda, bir gölge gibi duruyordu. Elini kılıcının kabzasına koydu.Yüzümdeki o soğuk, sarsılmaz duruşu takındım. Parmağımdaki Gümüş Diş yüzüğünü sertçe çevirdim ve devasa demir kapıyı pushed."İçeri giriyoruz," dedim, sesim koridorda buz gibi bir yankı bırakırken. "Ve bu akademiye zihinlerimizin ne kadar karanlık olduğunu göstereceğiz."
