10. bölüm / 10
𝑻𝒐𝒛𝒍𝒖 𝑻𝒂c 𝑽𝒆 𝑪𝒂𝒎 𝑲ı𝒓ı𝒌𝒍𝒂𝒓ı𝓩𝓲𝓱𝓲𝓷 𝓵𝓪𝓫𝓲𝓻𝓮𝓷𝓽𝓲 𝓿𝓮 𝓖𝓸̈𝓵𝓰𝓮𝓵𝓮𝓻𝓭𝓮𝓴𝓲 𝔂𝓪𝓷𝓰ı𝓷
Bölümler 10Şu an: 𝓩𝓲𝓱𝓲𝓷 𝓵𝓪𝓫𝓲𝓻𝓮𝓷𝓽𝓲 𝓿𝓮 𝓖𝓸̈𝓵𝓰𝓮𝓵𝓮𝓻𝓭𝓮𝓴𝓲 𝔂𝓪𝓷𝓰ı𝓷
- 1 𝒜𝓁𝓉ı𝓃 𝒦𝒶𝒻ℯ𝓈𝓉ℯ𝓀𝒾 𝒦𝓊𝒹𝓊𝓏 𝒦ℴ̈𝓅ℯ587 kelime
- 2 𝒢ü𝓂üş 𝒟𝒾ş𝒾𝓃 ℒ𝒶𝓃𝑒𝓉𝒾590 kelime
- 3 ℬℰ𝒴𝒜𝒵 𝒟İŞİ𝒩 ℒ𝒜𝒩ℰ𝒯İ 𝒫𝒜ℛ𝒯 𝟸590 kelime
- 4 𝓐𝓵𝓽ı𝓷 𝓴𝓪𝓹𝓵𝓪𝓶𝓪𝓵ı 𝓽ı𝓶𝓪𝓻𝓱𝓪𝓷𝓮905 kelime
- 5 𝒜𝓁𝓉ı𝓃 𝒦𝒶𝒻𝑒𝓈𝒾𝓃 𝒦𝒾𝓁𝒾𝓉𝓁𝑒𝓇𝒾 𝒱𝑒 𝒵𝑒𝒽𝒾𝓇𝓁𝒾 𝒪𝒹𝒶𝓁𝒶𝓇1.069 kelime
- 6 𝓣𝓸𝔃 𝓥𝓮 𝓒𝓪𝓶 𝓚ı𝓻ı𝓴𝓵𝓪𝓻ı1.245 kelime
- 7 Çürük temeller ve gölgelerdeki Anlaşmalar1.410 kelime
- 8 Bölüm 8726 kelime
- 9 𝕮𝖆𝖒 𝖐ı𝖗ı𝖐𝖑𝖆𝖗ı𝖓ı𝖓 𝖚̈𝖟𝖊𝖗𝖎𝖓𝖉𝖊 𝖞𝖚̈𝖗𝖚̈𝖒𝖊𝖐1.637 kelime
- 10 𝓩𝓲𝓱𝓲𝓷 𝓵𝓪𝓫𝓲𝓻𝓮𝓷𝓽𝓲 𝓿𝓮 𝓖𝓸̈𝓵𝓰𝓮𝓵𝓮𝓻𝓭𝓮𝓴𝓲 𝔂𝓪𝓷𝓰ı𝓷3.222 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kulenin devasa demir kapıları ağır bir gıcırtıyla arkamızdan kapandığında, dışarıdaki kasım soğuğu ve rüzgarın uğultusu tek bir saniyede kesildi. Zihin Savunma Kulesi’nin içindeki hava bir mezarlık kadar soğuk, basık ve taze tütün ile çürümeye yüz tutmuş parşömen kokuluydu.Geniş, dairesel salonun ortasında devasa bir taş sunak duruyordu. Sunak, karmaşık runik harflerle işlenmiş gümüş zincirlerle çevrelenmişti. Sunağın başında, karanlığın içinden süzülen uzun boyu, simsiyah ipek cübbesi ve gözlerini tamamen kapatan gümüş sargısıyla Madam Syn bekliyordu. Yüzünde tek bir kas bile oynamıyordu; fakat o kör gözlerinin arkasındaki zihinsel baskı, salona adım attığımız an bir gülle gibi göğsümüze çöktü."Oda 107..." dedi Syn. Sesi odanın soğuk taşlarında yankılanmıyor, doğrudan zihnimizin içinde, kıvrımların arasında soğuk bir iğne gibi gezinerek tınlıyordu. "Ravaryn’ın en sorunlu, en yozlaşmış beşilisi. Babanızın unvanları, dökülen kanlar veya cüzdanlarınızdaki altınlar bu odada hiçbir anlam ifade etmez. Bugün zihinlerinizi birbirine mühürleyeceğim. Bakalım o kibirli maskelerinizin altında birbirinizden sakladığınız iğrenç sırlarla yüzleşebilecek misiniz?""Çok konuşuyorsun moruk," diye mırıldandı Lilith arkamdan. Sesi dışarıdan pervasız geliyordu ama zihinsel dalgalarındaki o hafif titremeyi hissedebiliyordum. "Gümüş sargını gözünden çıkar da öyle konuş, bakalım zihnimizin labirentinde yolunu bulabiliyor musun."Syn hafifçe gülümsedi. O gülüşte saf bir nefret ve sadizm vardı. Elini havaya kaldırdı ve parmaklarının arasından süzülen mormsu zihin büyüsü sunaktaki zincirleri harekete geçirdi."Yalancı Duvarı örmeye başlayın!" diye fısıldadım, arkama bakmadan. Parmağımdaki Gümüş Diş mühür yüzüğünü etime batırırcasına sıktım. Hekate’nin kadim zihin savunma büyüsü kanımda alev aldı.Zincirler havaya tırmandı ve beşimizin de bileklerine, ardından şakaklarımıza görünmez zihinsel bağlarla kenetlendi. O an zihnimizin içinde devasa bir patlama gerçekleşti.I. Zihinlerin Çarpışması ve Yalancı DuvarZihnime bir anda dört farklı insanın çığlığı, öfkesi ve geçmişi doldu.Lilith’in zihnindeki o şampanya, kan ve babasının ağır kırbacının yarattığı aşağılanma kokusu... Moamoa’nın okyanus derinliklerinde boğulan ailesinin çığlıkları ve kontrolsüz fırtına hırsı... Zattana’nın zihnini kaplayan o ıssız mezarlık, binlerce ölünün fisıltısı ve gümüş gözünün arkasındaki kadim lanet... Ve Val. Val’in zihni... Zifiri bir karanlık, saray koridorlarında dökülen kardeş kanı, sırtındaki kırbaç izleri ve hepsinin üstünü kaplayan, sadece bana odaklanmış o devasa, yakıcı koruma güdüsü.Syn zihnimizin surlarını zorlamaya başladı.Soğuk, sivri bir zihinsel dokunaç ilk olarak Moamoa’nın zihinsel duvarına çarptı. Moamoa zihninde küfürler savurarak fırtınayı serbest bırakmak üzereydi.‘Dur Moamoa!’ diye bağırdım zihinsel bağımız üzerinden. ‘Syn’e istediğini verme! Öfkeni yem yap!’Hemen ardından kendi zihinsel gücümü öne sürdüm. Hekate’nin mirası olan o zümrüt yeşili büyüyü beşimizin zihninin etrafına bir kalkan gibi ördüm. Syn’in zihinsel dokunaçları kalkanımıza çarptığında ona sahte bir gerçeklik sunduk: Birbirinden nefret eden, uyumsuz, sürekli birbirini arkadan bıçaklamaya çalışan ve zihinleri tamamen sığ, işe yaramaz beş varis.Syn zihnimizin sığ sularında gezinirken, Lilith’in zihnindeki sahte asil kibrini, Moamoa’nın yapmacık öfkesini ve Zattana’nın boş ölü fısıltılarını topladı. Bizim karanlık ittifakımızı, haritamızı, Ravaryn’ı yıkma planlarımızı göremedi. Yalancı Duvar işe yaramıştı."Yeterli..." dedi Syn, elini indirip zihinsel bağları kestiğinde. Sesi bu kez biraz hayal kırıklığı doluydu. "Hala sığ, hala birbirine düşman ve zayıf birer budalasınız. Geçtiniz... Şimdilik. Ama zihninizdeki o çatlaklar bir gün tamamen yarılacak."Kulenin kapıları açıldığında dışarıya adeta kendimizi attık. Yağmur ve kasım soğuğu yüzümüze çarptığında, zihnimizdeki o yoğun baskının kalkmasıyla derin nefesler aldık.II. Şöminenin Başındaki Sığınak ve Biriken ArzuOda 107’ye döndüğümüzde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Zihin sınavının yarattığı o muazzam zihinsel ve fiziksel yorgunluk hepimizin kemiklerine işlemişti. Ama aynı zamanda, Syn’i kendi oyununda yenmiş olmanın yarattığı o tuhaf, tehlikeli rahatlama odanın havasını tamamen değiştirmişti.Moamoa, devasa şöminenin önüne bir örtü serip üzerine uzandı ve yarım saat içinde fırtınalı uykusuna daldı. Zattana, odanın en karanlık köşesindeki yatağında kapüşonunu çekmiş, adeta bir heykel gibi hareketsizleşmişti.Geride sadece biz kalmıştık.Lilith, üzerindeki ağır cübbeyi ve çizmelerini fırlatıp attı. İpek, siyah sabahlığının kuşaklarını gevşekçe bağladı. Masanın üzerindeki tütün kutusundan ince bir dal çıkarıp yaktı. Dumanı tavana doğru üflerken gözleri şöminenin önündeki deri koltukta oturan Val’deydi."Zihnindeki o aşağılanmış çocuk halini görmek," dedi Lilith, sesindeki o sarhoş ve arsız tonu yeniden kazanarak. Val’e doğru yavaş adımlarla yürüdü. "Seni daha da tehlikeli yapıyor Thorne. Babanın seni o zindana attığı günü zihninde izlerken neredeyse sana acıyacaktım."Val kafasını kaldırdı. Gözlerindeki zifiri karanlık, şöminenin kızıl alevleriyle aydınlanıyordu. "Acıma Momanetti," dedi sesi alçak ve gür bir fısıltı halindeydi. "Acımak zayıflıktır. Ve senin zihnindeki o şampanya şişeleriyle örtmeye çalıştığın kanlı geçmişin de pek parlak sayılmazdı."Lilith hafif bir kahkaha attı. Tütününden bir nefes daha çekip dumanını Val’in yüzüne doğru üfledi. Ardından hiç tereddüt etmeden Val’in kucağına oturdu. İpek sabahlığının yırtmacından açılan uzun, pürüzsüz bacağı Val’in pantolonlu bacağına sürtündü."Bana kızgın mısın Thorne?" diye fısıldadı Lilith, dudaklarını Val’in çenesine yaklaştırarak. "Zihnini Syn’den korudum diye beni ödüllendirmen gerekmez mi?"Val, Lilith’in ince belini tuttu. Parmakları ipek kumaşın üzerinden Lilith’in etine gömüldü. "Sen kendini korudun Momanetti," dedi Val, ama sesi derin bir arzuyla ağırlaşmıştı. Lilith’in belini sıkıp onu kendine daha da çekti. Lilith hafif bir inilti çıkarıp başını geriye attı. Val dudaklarını Lilith’in boynuna gömdü; oradaki ince, sıcak deri parçasını sertçe emdi ve ısırdı.Lilith’in tırnakları Val’in gömleğinin kumaşını yırttı. "Ah... Sen tam bir canavarsın," diye mırıldandı Lilith, nefes nefese.Val, Lilith’i kucağından kaldırıp şöminenin yanındaki minderlerin üzerine sertçe fırlattı. İpek sabahlık tamamen açıldı. Şöminenin ateşi Lilith’in beyaz, kıvrımlı vücudunu ve göğüslerini turuncunun en sıcak tonlarına boyuyordu. Val üzerindeki gömleği tek bir harekette söküp attı. Geniş, kaslı göğsündeki ve karnındaki yara izleri alevlerin altında parlıyordu.Lilith bacaklarını Val’in beline doladı. İki canavarın, ölümün kıyısında geçen bir günün ardından birbirlerinin bedeninde vahşice hayat arayışıydı bu. Val, Lilith’in dudaklarına gömüldü. Öpüşleri yumuşak değildi; kan, tütün ve saf arzu kokuyordu. Lilith’in elleri Val’in sırtındaki kırbaç izlerinin üzerinde gezinirken, sırtını büküp derin bir inilti savurdu. Val onun kalçalarını sıkıca kavrayıp kendini tamamen ona bıraktı. Şöminenin çıtırtısına, birbirlerinin tenine çarpan sert darbelerin ve kesik nefeslerin sesi karışıyordu.III. Gölgelerin İçindeki DokunuşYatağımın kenarında oturmuş, gümüş mühür yüzüğümle oynayarak onları izliyordum. Bu odada utanç yoktu; burada gizlenecek bir ahlak kuralı da yoktu. Ölümün her an ensemizde olduğu bu akademide, şehvet sadece bir kaçıştı. Zihnim hâlâ Syn’in baskısından dolayı hafife alınmayacak kadar sızılıydı.Val, Lilith’in bedenindeki o vahşi arzuyu doyurduktan sonra, Lilith tatmin olmuş ve tükenmiş bir halde şöminenin önündeki minderlerde sızıp kaldı. İpek sabahlığı vücuduna düzensizce sarılmıştı, nefesi düzensizdi.Val ayağa kalktı. Çıplak göğsündeki ter damlaları şöminenin ışığında parıldıyordu. Gölgelerin içinden geçerek yavaşça benim yatağıma doğru yürüdü.Adımları ağır ve kararlıydı. Yatağın kenarında durdu. Gözleri yüzümde, dudaklarımda ve zümrüt yeşili pelerinimin açıkta bıraktığı köprücük kemiklerimde gezindi."Zihnin hâlâ ağrıyor mu, Alara?" diye sordu. Sesi dövüşten ve şehvetten sonra daha da pürüzsüz, daha da boğuk çıkıyordu."Hekate büyüsünün bedeli," dedim, gözlerimi onun kaslı göğsünden çekmeyerek. "Zihnimi beş parçaya böldüm Val. Ağrıması normal."Val yatağa tırmandı. Dizlerinin üzerinde durarak üzerime doğru eğildi. Bedeninden yayılan o yoğun sıcaklık, ter, tütün ve hafif kan kokusu zihnimi uyuşturuyordu. İki elini yatağa, başımın iki yanına dayadı. Beni gölgesinin altına aldı."Seni izledim," dedi Val, sesi kulağımın hemen yanında bir fısıltıya dönüştü. "Syn zihnini zorlarken... O kalkanı ayakta tutmak için kendini nasıl parçaladığını gördüm. Beni korudun.""Hepimizi korudum," dedim, nefesim onun göğsüne çarparken."Hayır," dedi Val, eli yavaşça çeneme tırmandı. Başparmağı alt dudağımın üzerinde gezindi. "Beni korudun. Zihnimdeki o karanlık odaya Syn’in girmesine izin vermedin."Eğildi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.Bu, Lilith’le olan o vahşi ve yüzeysel öpüşten çok farklıydı. Val’in dudakları benimkilerle buluştuğunda, zihnimizdeki o bağ yeniden hafifçe kıvılcımlandı. Öpüşü derin, sahiplenici ve yakıcıydı. Dilinin tadı tütün ve karanlık gibiydi. Sıcak eli pelerinimin altına kaydı, ince belimi buldu ve beni kendine doğru sertçe çekti.Göğsüm onun çıplak, sıcak göğsüne çarptığında hafifçe inledim. Elimi onun boynuna doladım, parmaklarımı siyah, nemli saçlarının arasında gezdirdim."Val..." diye mırıldandım dudaklarının arasında."Sessiz ol," diye fısıldadı Val. Dudaklarını çenemden aşağıya, boynumun o hassas çukuruna kaydırdı. Oradaki deriyi sertçe öptü, ardından dişlerini hafifçe etime geçirdi. Bedenimden devasa bir elektrik dalgası geçti. Bacaklarım kendiliğinden açıldı ve onun belini kavradı.Val pelerinimi ve elbise askılarımı omzumdan aşağıya doğru sıyırdı. Göğüslerimin üzerindeki kumaş çekildiğinde, şöminenin soğuk ışığı tenime vurdu. Val’in gözlerindeki o karanlık arzu daha da koyulaştı. Başını eğdi ve göğsümün ucunu ağzına aldı. Dilinin sıcak ve ıslak darbeleri içimdeki o bütün zihinsel yorgunluğu tek bir saniyede yaktı geçti."Ah... Val, durma..." diye fısıldadım, tırnaklarımı onun sert sırtına bastırarak.Val eliyle elbisemin alt kısmını yukarı doğru topladı. İç çamaşırımın üzerinden kadınlığıma dokunduğunda, parmaklarının arasındaki o muazzam sıcaklığı ve ıslaklığı hissetti. Parmakları kumaşı kenara sıyırdı ve doğrudan ıslaklığıma gömüldü. Orta parmağını yavaşça içime iterken, dudakları tekrar benimkileri buldu, iniltimi ağzımın içinde emdi.İçimdeki o boşluk hissi, onun sert parmaklarının ritmik hareketleriyle doluyordu. Val parmaklarını içimde hızlandırdı, ibuğulu nefesi boynumu yakıyordu. "Sen benimsin Alara," diye mırıldandı, sesi adeta bir kural gibiydi. "Bu akademideki hiçbir profesör, hiçbir kral veya hiçbir varis seni benden alamaz.""Seninim..." dedim, zihnimdeki tüm savunma duvarları yıkılırken.Val pantolonunun düğmelerini çözdü. Sertleşmiş, sıcak varlığını ıslaklığımın girişine dayadı. Tek bir derin nefes aldı ve kendini tek bir hamlede içime kökledi.Ağzımdan kaçan o yüksek iniltiyi bastırmak için ellerimi onun omuzlarına sertçe bastırdım. İçimdeki o muazzam doluluk ve sıcaklık nefesimi kesti. Val kalçalarımı sıkıca kavradı ve yavaş ama derinden vurmaya başladı. Her bir darbesinde zihnimdeki Hekate mühürleri sanki baştan yazılıyordu."Daha hızlı..." diye fısıldadım, gözlerimin içine bakan o karanlık gözlere bakarak.Val ritmini artırdı. Yatak hafifçe gıcırdıyor, tenlerimizin birbirine çarpan sesi ve nefeslerimiz odanın kasvetli havasında yankılanıyordu. Beni belimden tutup kendine doğru daha da kaldırdı, her darbesi daha derin, daha yakıcıydı. Kalçalarımın arasındaki o yoğun baskı patlama noktasına geldiğinde, Val’in sırtını tırnaklarımla çizdim.İçimdeki o devasa dalga patladı. Vücudum sarsılırken, Val de son birkaç sert darbeyle içime boşaldı. Başını göğsüme gömdü, ikimizin de nefesi birbirine karışıyordu.IV. Karanlıkta Kalan İttifakGecenin sonuna doğru, Val yanımda uzanıyordu. Bir kolunu belime dolamış, beni göğsüne çekmişti. Parfümü, teri ve içimdeki sıcaklığı birleşmişti. Şöminedeki odunlar yavaş yavaş külleniyor, odayı alacakaranlık bir gri kaplıyordu.Lilith hâlâ minderlerin üzerinde derin bir uykudaydı. Moamoa fırtınalı rüyalarında mırıldanıyor, Zattana ise köşesinde bir heykel gibi durmaya devam ediyordu."Yarın," dedi Val, sesi uykulu ama hala koruyucuydu. "Vane’in dersinde yine birbirimize kılıç çekeceğiz.""Çekeceğiz," dedim, kafamı onun göğsüne koyarak. "Ama bu gece... Bu gece bu odada ne yaşandıysa burada kalacak."Val saçlarımı öptü. "Sırrın bende güvende, Hekate’nin kızı."Kasım ayı dışarıda tüm dondurucu soğuğuyla Ravaryn’ın surlarını dövmeye devam ediyordu. Ama Oda 107’nin içinde, kanla mühürlenmiş, şehvetle pişmiş ve zihinlerle örülmüş devasa bir yangın başlıyordu. Ve bu yangın, yakında tüm akademiyi küle çevirecekti.
Bölüm 10: Zihin Labirenti ve Gölgelerdeki YangınKulenin devasa demir kapıları ağır bir gıcırtıyla arkamızdan kapandığında, dışarıdaki kasım soğuğu ve rüzgarın uğultusu tek bir saniyede kesildi. Zihin Savunma Kulesi’nin içindeki hava bir mezarlık kadar soğuk, basık ve taze tütün ile çürümeye yüz tutmuş parşömen kokuluydu.Geniş, dairesel salonun ortasında devasa bir taş sunak duruyordu. Sunak, karmaşık runik harflerle işlenmiş gümüş zincirlerle çevrelenmişti. Sunağın başında, karanlığın içinden süzülen uzun boyu, simsiyah ipek cübbesi ve gözlerini tamamen kapatan gümüş sargısıyla Madam Syn bekliyordu. Yüzünde tek bir kas bile oynamıyordu; fakat o kör gözlerinin arkasındaki zihinsel baskı, salona adım attığımız an bir gülle gibi göğsümüze çöktü."Oda 107..." dedi Syn. Sesi odanın soğuk taşlarında yankılanmıyor, doğrudan zihnimizin içinde, kıvrımların arasında soğuk bir iğne gibi gezinerek tınlıyordu. "Ravaryn’ın en sorunlu, en yozlaşmış beşilisi. Babanızın unvanları, dökülen kanlar veya cüzdanlarınızdaki altınlar bu odada hiçbir anlam ifade etmez. Bugün zihinlerinizi birbirine mühürleyeceğim. Bakalım o kibirli maskelerinizin altında birbirinizden sakladığınız iğrenç sırlarla yüzleşebilecek misiniz?""Çok konuşuyorsun moruk," diye mırıldandı Lilith arkamdan. Sesi dışarıdan pervasız geliyordu ama zihinsel dalgalarındaki o hafif titremeyi hissedebiliyordum. "Gümüş sargını gözünden çıkar da öyle konuş, bakalım zihnimizin labirentinde yolunu bulabiliyor musun."Syn hafifçe gülümsedi. O gülüşte saf bir nefret ve sadizm vardı. Elini havaya kaldırdı ve parmaklarının arasından süzülen mormsu zihin büyüsü sunaktaki zincirleri harekete geçirdi."Yalancı Duvarı örmeye başlayın!" diye fısıldadım, arkama bakmadan. Parmağımdaki Gümüş Diş mühür yüzüğünü etime batırırcasına sıktım. Hekate’nin kadim zihin savunma büyüsü kanımda alev aldı.Zincirler havaya tırmandı ve beşimizin de bileklerine, ardından şakaklarımıza görünmez zihinsel bağlarla kenetlendi. O an zihnimizin içinde devasa bir patlama gerçekleşti.I. Zihinlerin Çarpışması ve Yalancı DuvarZihnime bir anda dört farklı insanın çığlığı, öfkesi ve geçmişi doldu.Lilith’in zihnindeki o şampanya, kan ve babasının ağır kırbacının yarattığı aşağılanma kokusu... Moamoa’nın okyanus derinliklerinde boğulan ailesinin çığlıkları ve kontrolsüz fırtına hırsı... Zattana’nın zihnini kaplayan o ıssız mezarlık, binlerce ölünün fisıltısı ve gümüş gözünün arkasındaki kadim lanet... Ve Val. Val’in zihni... Zifiri bir karanlık, saray koridorlarında dökülen kardeş kanı, sırtındaki kırbaç izleri ve hepsinin üstünü kaplayan, sadece bana odaklanmış o devasa, yakıcı koruma güdüsü.Syn zihnimizin surlarını zorlamaya başladı.Soğuk, sivri bir zihinsel dokunaç ilk olarak Moamoa’nın zihinsel duvarına çarptı. Moamoa zihninde küfürler savurarak fırtınayı serbest bırakmak üzereydi.‘Dur Moamoa!’ diye bağırdım zihinsel bağımız üzerinden. ‘Syn’e istediğini verme! Öfkeni yem yap!’Hemen ardından kendi zihinsel gücümü öne sürdüm. Hekate’nin mirası olan o zümrüt yeşili büyüyü beşimizin zihninin etrafına bir kalkan gibi ördüm. Syn’in zihinsel dokunaçları kalkanımıza çarptığında ona sahte bir gerçeklik sunduk: Birbirinden nefret eden, uyumsuz, sürekli birbirini arkadan bıçaklamaya çalışan ve zihinleri tamamen sığ, işe yaramaz beş varis.Syn zihnimizin sığ sularında gezinirken, Lilith’in zihnindeki sahte asil kibrini, Moamoa’nın yapmacık öfkesini ve Zattana’nın boş ölü fısıltılarını topladı. Bizim karanlık ittifakımızı, haritamızı, Ravaryn’ı yıkma planlarımızı göremedi. Yalancı Duvar işe yaramıştı."Yeterli..." dedi Syn, elini indirip zihinsel bağları kestiğinde. Sesi bu kez biraz hayal kırıklığı doluydu. "Hala sığ, hala birbirine düşman ve zayıf birer budalasınız. Geçtiniz... Şimdilik. Ama zihninizdeki o çatlaklar bir gün tamamen yarılacak."Kulenin kapıları açıldığında dışarıya adeta kendimizi attık. Yağmur ve kasım soğuğu yüzümüze çarptığında, zihnimizdeki o yoğun baskının kalkmasıyla derin nefesler aldık.II. Şöminenin Başındaki Sığınak ve Biriken ArzuOda 107’ye döndüğümüzde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Zihin sınavının yarattığı o muazzam zihinsel ve fiziksel yorgunluk hepimizin kemiklerine işlemişti. Ama aynı zamanda, Syn’i kendi oyununda yenmiş olmanın yarattığı o tuhaf, tehlikeli rahatlama odanın havasını tamamen değiştirmişti.Moamoa, devasa şöminenin önüne bir örtü serip üzerine uzandı ve yarım saat içinde fırtınalı uykusuna daldı. Zattana, odanın en karanlık köşesindeki yatağında kapüşonunu çekmiş, adeta bir heykel gibi hareketsizleşmişti.Geride sadece biz kalmıştık.Lilith, üzerindeki ağır cübbeyi ve çizmelerini fırlatıp attı. İpek, siyah sabahlığının kuşaklarını gevşekçe bağladı. Masanın üzerindeki tütün kutusundan ince bir dal çıkarıp yaktı. Dumanı tavana doğru üflerken gözleri şöminenin önündeki deri koltukta oturan Val’deydi."Zihnindeki o aşağılanmış çocuk halini görmek," dedi Lilith, sesindeki o sarhoş ve arsız tonu yeniden kazanarak. Val’e doğru yavaş adımlarla yürüdü. "Seni daha da tehlikeli yapıyor Thorne. Babanın seni o zindana attığı günü zihninde izlerken neredeyse sana acıyacaktım."Val kafasını kaldırdı. Gözlerindeki zifiri karanlık, şöminenin kızıl alevleriyle aydınlanıyordu. "Acıma Momanetti," dedi sesi alçak ve gür bir fısıltı halindeydi. "Acımak zayıflıktır. Ve senin zihnindeki o şampanya şişeleriyle örtmeye çalıştığın kanlı geçmişin de pek parlak sayılmazdı."Lilith hafif bir kahkaha attı. Tütününden bir nefes daha çekip dumanını Val’in yüzüne doğru üfledi. Ardından hiç tereddüt etmeden Val’in kucağına oturdu. İpek sabahlığının yırtmacından açılan uzun, pürüzsüz bacağı Val’in pantolonlu bacağına sürtündü."Bana kızgın mısın Thorne?" diye fısıldadı Lilith, dudaklarını Val’in çenesine yaklaştırarak. "Zihnini Syn’den korudum diye beni ödüllendirmen gerekmez mi?"Val, Lilith’in ince belini tuttu. Parmakları ipek kumaşın üzerinden Lilith’in etine gömüldü. "Sen kendini korudun Momanetti," dedi Val, ama sesi derin bir arzuyla ağırlaşmıştı. Lilith’in belini sıkıp onu kendine daha da çekti. Lilith hafif bir inilti çıkarıp başını geriye attı. Val dudaklarını Lilith’in boynuna gömdü; oradaki ince, sıcak deri parçasını sertçe emdi ve ısırdı.Lilith’in tırnakları Val’in gömleğinin kumaşını yırttı. "Ah... Sen tam bir canavarsın," diye mırıldandı Lilith, nefes nefese.Val, Lilith’i kucağından kaldırıp şöminenin yanındaki minderlerin üzerine sertçe fırlattı. İpek sabahlık tamamen açıldı. Şöminenin ateşi Lilith’in beyaz, kıvrımlı vücudunu ve göğüslerini turuncunun en sıcak tonlarına boyuyordu. Val üzerindeki gömleği tek bir harekette söküp attı. Geniş, kaslı göğsündeki ve karnındaki yara izleri alevlerin altında parlıyordu.Lilith bacaklarını Val’in beline doladı. İki canavarın, ölümün kıyısında geçen bir günün ardından birbirlerinin bedeninde vahşice hayat arayışıydı bu. Val, Lilith’in dudaklarına gömüldü. Öpüşleri yumuşak değildi; kan, tütün ve saf arzu kokuyordu. Lilith’in elleri Val’in sırtındaki kırbaç izlerinin üzerinde gezinirken, sırtını büküp derin bir inilti savurdu. Val onun kalçalarını sıkıca kavrayıp kendini tamamen ona bıraktı. Şöminenin çıtırtısına, birbirlerinin tenine çarpan sert darbelerin ve kesik nefeslerin sesi karışıyordu.III. Gölgelerin İçindeki DokunuşYatağımın kenarında oturmuş, gümüş mühür yüzüğümle oynayarak onları izliyordum. Bu odada utanç yoktu; burada gizlenecek bir ahlak kuralı da yoktu. Ölümün her an ensemizde olduğu bu akademide, şehvet sadece bir kaçıştı. Zihnim hâlâ Syn’in baskısından dolayı hafife alınmayacak kadar sızılıydı.Val, Lilith’in bedenindeki o vahşi arzuyu doyurduktan sonra, Lilith tatmin olmuş ve tükenmiş bir halde şöminenin önündeki minderlerde sızıp kaldı. İpek sabahlığı vücuduna düzensizce sarılmıştı, nefesi düzensizdi.Val ayağa kalktı. Çıplak göğsündeki ter damlaları şöminenin ışığında parıldıyordu. Gölgelerin içinden geçerek yavaşça benim yatağıma doğru yürüdü.Adımları ağır ve kararlıydı. Yatağın kenarında durdu. Gözleri yüzümde, dudaklarımda ve zümrüt yeşili pelerinimin açıkta bıraktığı köprücük kemiklerimde gezindi."Zihnin hâlâ ağrıyor mu, Alara?" diye sordu. Sesi dövüşten ve şehvetten sonra daha da pürüzsüz, daha da boğuk çıkıyordu."Hekate büyüsünün bedeli," dedim, gözlerimi onun kaslı göğsünden çekmeyerek. "Zihnimi beş parçaya böldüm Val. Ağrıması normal."Val yatağa tırmandı. Dizlerinin üzerinde durarak üzerime doğru eğildi. Bedeninden yayılan o yoğun sıcaklık, ter, tütün ve hafif kan kokusu zihnimi uyuşturuyordu. İki elini yatağa, başımın iki yanına dayadı. Beni gölgesinin altına aldı."Seni izledim," dedi Val, sesi kulağımın hemen yanında bir fısıltıya dönüştü. "Syn zihnini zorlarken... O kalkanı ayakta tutmak için kendini nasıl parçaladığını gördüm. Beni korudun.""Hepimizi korudum," dedim, nefesim onun göğsüne çarparken."Hayır," dedi Val, eli yavaşça çeneme tırmandı. Başparmağı alt dudağımın üzerinde gezindi. "Beni korudun. Zihnimdeki o karanlık odaya Syn’in girmesine izin vermedin."Eğildi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.Bu, Lilith’le olan o vahşi ve yüzeysel öpüşten çok farklıydı. Val’in dudakları benimkilerle buluştuğunda, zihnimizdeki o bağ yeniden hafifçe kıvılcımlandı. Öpüşü derin, sahiplenici ve yakıcıydı. Dilinin tadı tütün ve karanlık gibiydi. Sıcak eli pelerinimin altına kaydı, ince belimi buldu ve beni kendine doğru sertçe çekti.Göğsüm onun çıplak, sıcak göğsüne çarptığında hafifçe inledim. Elimi onun boynuna doladım, parmaklarımı siyah, nemli saçlarının arasında gezdirdim."Val..." diye mırıldandım dudaklarının arasında."Sessiz ol," diye fısıldadı Val. Dudaklarını çenemden aşağıya, boynumun o hassas çukuruna kaydırdı. Oradaki deriyi sertçe öptü, ardından dişlerini hafifçe etime geçirdi. Bedenimden devasa bir elektrik dalgası geçti. Bacaklarım kendiliğinden açıldı ve onun belini kavradı.Val pelerinimi ve elbise askılarımı omzumdan aşağıya doğru sıyırdı. Göğüslerimin üzerindeki kumaş çekildiğinde, şöminenin soğuk ışığı tenime vurdu. Val’in gözlerindeki o karanlık arzu daha da koyulaştı. Başını eğdi ve göğsümün ucunu ağzına aldı. Dilinin sıcak ve ıslak darbeleri içimdeki o bütün zihinsel yorgunluğu tek bir saniyede yaktı geçti."Ah... Val, durma..." diye fısıldadım, tırnaklarımı onun sert sırtına bastırarak.Val eliyle elbisemin alt kısmını yukarı doğru topladı. İç çamaşırımın üzerinden kadınlığıma dokunduğunda, parmaklarının arasındaki o muazzam sıcaklığı ve ıslaklığı hissetti. Parmakları kumaşı kenara sıyırdı ve doğrudan ıslaklığıma gömüldü. Orta parmağını yavaşça içime iterken, dudakları tekrar benimkileri buldu, iniltimi ağzımın içinde emdi.İçimdeki o boşluk hissi, onun sert parmaklarının ritmik hareketleriyle doluyordu. Val parmaklarını içimde hızlandırdı, ibuğulu nefesi boynumu yakıyordu. "Sen benimsin Alara," diye mırıldandı, sesi adeta bir kural gibiydi. "Bu akademideki hiçbir profesör, hiçbir kral veya hiçbir varis seni benden alamaz.""Seninim..." dedim, zihnimdeki tüm savunma duvarları yıkılırken.Val pantolonunun düğmelerini çözdü. Sertleşmiş, sıcak varlığını ıslaklığımın girişine dayadı. Tek bir derin nefes aldı ve kendini tek bir hamlede içime kökledi.Ağzımdan kaçan o yüksek iniltiyi bastırmak için ellerimi onun omuzlarına sertçe bastırdım. İçimdeki o muazzam doluluk ve sıcaklık nefesimi kesti. Val kalçalarımı sıkıca kavradı ve yavaş ama derinden vurmaya başladı. Her bir darbesinde zihnimdeki Hekate mühürleri sanki baştan yazılıyordu."Daha hızlı..." diye fısıldadım, gözlerimin içine bakan o karanlık gözlere bakarak.Val ritmini artırdı. Yatak hafifçe gıcırdıyor, tenlerimizin birbirine çarpan sesi ve nefeslerimiz odanın kasvetli havasında yankılanıyordu. Beni belimden tutup kendine doğru daha da kaldırdı, her darbesi daha derin, daha yakıcıydı. Kalçalarımın arasındaki o yoğun baskı patlama noktasına geldiğinde, Val’in sırtını tırnaklarımla çizdim.İçimdeki o devasa dalga patladı. Vücudum sarsılırken, Val de son birkaç sert darbeyle içime boşaldı. Başını göğsüme gömdü, ikimizin de nefesi birbirine karışıyordu.IV. Karanlıkta Kalan İttifakGecenin sonuna doğru, Val yanımda uzanıyordu. Bir kolunu belime dolamış, beni göğsüne çekmişti. Parfümü, teri ve içimdeki sıcaklığı birleşmişti. Şöminedeki odunlar yavaş yavaş külleniyor, odayı alacakaranlık bir gri kaplıyordu.Lilith hâlâ minderlerin üzerinde derin bir uykudaydı. Moamoa fırtınalı rüyalarında mırıldanıyor, Zattana ise köşesinde bir heykel gibi durmaya devam ediyordu."Yarın," dedi Val, sesi uykulu ama hala koruyucuydu. "Vane’in dersinde yine birbirimize kılıç çekeceğiz.""Çekeceğiz," dedim, kafamı onun göğsüne koyarak. "Ama bu gece... Bu gece bu odada ne yaşandıysa burada kalacak."Val saçlarımı öptü. "Sırrın bende güvende, Hekate’nin kızı."Kasım ayı dışarıda tüm dondurucu soğuğuyla Ravaryn’ın surlarını dövmeye devam ediyordu. Ama Oda 107’nin içinde, kanla mühürlenmiş, şehvetle pişmiş ve zihinlerle örülmüş devasa bir yangın başlıyordu. Ve bu yangın, yakında tüm akademiyi küle çevirecekti.
Bölüm etkileşimi
