3. bölüm · Buzun altındaki iz
Bölüm _3: karanlık
Öyle bir karanlıktı ki Zühre kendi elini yüzünün önüne kaldırsa bile göremeyeceğini hissetti.
Kalbi göğsüne vuruyordu.
Bir.
İki.
Üç.
Sonra…
Tak.
Bir ses.
Koridordan.
Tak.
Bir tane daha.
Birisi yürüyordu.
Ama adımlar ağır değildi.
Çıplak ayak sesiydi.
Yavaş.
Sabırlı.
Sanki nereye gideceğini çok iyi biliyordu.
Zühre'nin nefesi düzensizleşti.
"Sen… hâlâ burada mısın?" diye fısıldadı.
Adam cevap vermedi.
Birden yalnız olmadığını, ama yanında da kimsenin olmadığını hissetti.
İnsan bazen birinin varlığını görmeden de anlayabilirdi.
Burada bir şey vardı.
Ve onu izliyordu.
Tak.
Adımlar durdu.
Tam önünde.
Zühre yutkundu.
Karanlığın içinden hafif bir nefes sesi geldi.
Birinin nefesi.
Çok yakınından.
Sağ kulağının dibinden.
Ve bir fısıltı:
"Bu sefer beni unutma."
Zühre çığlık atarak geri çekildi.
Tam o anda ışıklar geri geldi.
Salon yeniden görünür olmuştu.
Mutfak.
Koltuk.
Pencere.
Kar.
Her şey yerindeydi.
Ama adam yoktu.
Zühre etrafına baktı.
"Hey!"
Cevap gelmedi.
"Şaka değil bu! Neredesin?"
Sessizlik.
Birden gözü aynaya kaydı.
Koridor aynası.
Bu kez kendi yansıması oradaydı.
Ama...
Bir saniye geç hareket etti.
Zühre dondu.
Nefes almayı unuttu.
Yansıması ona bakıyordu.
Fakat onunla aynı anda hareket etmiyordu.
Önce yansıma gülümsedi.
Sonra Zühre.
Hayır.
Zühre gülümsememişti.
Ellerini ağzına götürdü.
Aynadaki kız gülümsemeye devam ediyordu.
Yavaşça elini kaldırdı.
Avucunu cama koydu.
Sanki arada gerçekten bir cam varmış gibi.
Sonra dudaklarını oynattı.
Bir şey söyledi.
Ses çıkmıyordu.
Ama Zühre ne dediğini anlayabiliyordu.
Çünkü kelimeleri okuyabiliyordu.
"Beni neden burada bıraktın?"
Zühre'nin dizleri titredi.
"Ben… seni tanımıyorum."
Aynadaki kızın gülümsemesi kayboldu.
Yerine öfke geldi.
Bir anda avucunu görünmez cama vurdu.
Tak!
Zühre sıçradı.
Bir daha.
Tak!
Bir daha.
Tak!
Ayna çatlamaya başladı.
İnce çizgiler, örümcek ağı gibi yüzeye yayıldı.
Ve o an…
Bir anı.
Bir görüntü.
Bembeyaz bir oda.
Parlak ışıklar.
Bir çocuk ağlıyor.
Küçük bir kız.
Siyah saçlı.
En fazla sekiz yaşında.
Bir köşeye sinmiş.
Ağlıyor.
Ve biri bağırıyor:
"Onu yalnız bırakmayın!"
Bir başka ses:
"Geç kaldık."
Sonra...
Küçük kız başını kaldırıyor.
Ve gözlerini Zühre'ye dikiyor.
O gözler…
Aynadaki kızın gözleri.
Birden görüntü kayboldu.
Zühre yere çöktü.
Başını tuttu.
"Ben… bunu yaşamadım…"
Ama içindeki başka bir ses fısıldadı:
Yaşadın.
"Hayır…"
Hatırlamıyorsun sadece.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
Tam o anda telefonunun ekranı kendi kendine yandı.
Tek bir bildirim vardı.
Numara yoktu.
Gönderen yoktu.
Sadece bir cümle:
Eğer hatırlarsa, ev de uyanacak.
