3. bölüm / 4
Buzdan TahtBÖLÜM 2: Sınırlar
Bölümler 4Şu an: BÖLÜM 2: Sınırlar
- 1 KARAKTERLERİN GÖRÜNÜŞLERİ24 kelime
- 2 BÖLÜM 1 : Beni hafife alma!844 kelime
- 3 BÖLÜM 2: Sınırlar1.498 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 BÖLÜM 3: Canavarın İni1.059 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KRİSTALYA
"Kiminle oynadığını bilmeyen herkes kaybetmeye mahkumdur." diyordu okuduğum bir kitapta. Şimdi sıçrayarak uyanan kurbanımı gördüğüm de aklıma gelen ilk cümle bu olmuştu. Valerian Kharvorn.Babasının kral olmasına güvenerek her şeyi yapabileceğini sanan ucube.
Bi süre elini göğsüne bastırarak nefeslendi.Yaşadığı kabusu atlatsada ilk defa avcı değil de av pozisyonunda olmayı sindirememişti . Her şeyin bir kâbus olduğunu sandığı zaman rahatlaması gerekiyordu ama o daha çok sinirlenmiş gibi duruyordu. Siyah kaşlarını çatmış, göğüsünün üzerindeki elini yumruk yapıp , az önce açtığı tabutunun kapağına dayanmıştı. Yarı siyah yarı kırmızı gözleri öfkeyle parlıyordu. Tabutundan tamamen çıkarken ensesini ovuşturunca oradaki kurumuş kanı fark etti. Kâbus olmadığını anladığı an gözleri öfke ve kin ile büyüdü O an o söylemesede ben anladım. Bunu yaptığıma beni pişman edeceğine dair bir yemin etti, daha kim olduğumu bile bilmeden. Nedenini bilmiyorum ama onunla uğraşmak hoşuma gitmişti.
Küvetimin içinde, karşımdaki portal aynadan izlediğim adam günlük işlerini yapmaya başlayınca aynayı eski haline çevirdim . Küvetten çıkıp , üzerime siyah , uyluğuma kadar uzanan, uzun kollu bir elbise giydim. Saçlarımı kurutma gereği duymadan sadece taradım. Siyah parmaksız eldivenlerim , siyah külotlu çorabım ve beyaz tozluklarımı giydiğim zaman işim bitmişti. Kar yağışı durmuştu ve gölün buz tuttuğuna emindim.
⛸️
Buz patenlerimi alıp buz tutmuş gölde kaymaya başladım.Bir ayağımı kaldırıp sayısız kez kendi etrafımda dönüyordum. Çok huzurlu hissediyordum taki beyaz ve maviye bulanmiş dağda kırmızı bir şey göresiye kadar. Hızla durup yavaşça kendi etrafımda dönerek az önce gördüğüm kırmızıyı aradım. Ordaydı kırmızı pelerinli bir adam , kahve rengi atı üzerinde bana doğru geliyordu. Pelerinin deki altın işlemelerden anlaşılacağı üzere soylu birisiydi. Yanıma gelişini izlemeyi bırakıp, kıyıya doğru yaklaştım.
Atından inip , pelerinin kapşonunu indirdi.
"Merhaba Prenses Kristalya" Sesi çok çekiciydi.
Ona saygı gösterme gereği duymadım. Çenemi hafifçe kaldırarak kendisini işaret ettim.
"Kimsin? Ve hangi cürretle bana 'prenses ' diyorsun?"
Ses tonumu da yüz ifademi de sabit tuttum. Kaba üslubumdan rahatsız olmuş gibi yüzünü buruştursada hemen yüz ifadesini düzeltti. Hafifçe gülümsedi.
"Ben Prens Lucian ve üzülerek söylüyorum ki siz düşündüğünüz gibi bir kraliçe değilsiniz....." Dudaklarıma sinsi bir gülümseme yayıldı. Konuşken yüz ifadesi ürkütücü bir şey görmüş gibi değişmeye başladı. " Size Prenses demem en doğrusu ama isterseniz Prenses Hazretleri de diyebilirim." Başlarda kendinden çok emin olan sesi git gide kısılmıştı.
Konuşması bittiğinde kahkahamı tutamadım. Hiçbir zaman keyiften veya mutluluktan dolayı kahkaha atmamıştım ve buda öyleydi. Ağzında elmas kaşıkla doğan , annesinin ve babasının biricik oğlu benim dişimle , tırnağımla kazıya kazıya , herkesi karşıma alarak kurduğum krallığımı reddederek sinrimi bozmuştu da o yüzden kahkaha atıyordum. Adını duyunca tanımıştım onu, Vulkarion Krallığı 'nın prensiydi. Ailenin gözde çocuğu, halkının biricik prensi taploya canından çok sevdiği kız kardeşide eklenince kusursuz bir hayatı vardı.
"Küstah tavrınızın hoşuma gitmediğini bilmelisiniz..." Sesi kızgın çıkmıştı. Prens olmanın onu hayatta tutacağını düşünüyor! "...zira karşınızda bir zat yaşadığınız yere kadar gelen bir prens var." Yaşadığım yer. Frostelia Krallığı. Kendi krallığım
"Tabi ayağıma kadar gelmeniz gururumu okşamadı değil ama bu şuan içinde olduğunuz krallığı reddetmeniz ve kraliçesine saygısızlık etmenizin üstünü kapatmaz."
Sinirden gözlerinden ateş çıkmaya başlamıştı. Hayır mecaz anlamda söylemiyorum zaten onun gücü buydu ama şuan yumruk yaptığı ellerinden ve gözlerinden çıkan ateşi kontrol edemiyordu, öfkesinden dolayı.
"Sen benimle hangi cürretle böyle konuşursun!?" Zarafet maskesi işte şimdi düşmüştü. "O öldürülmesi gereken ucubeleri tek tek toplayıp arkana halk diyerek alıp , doğru düzgün bitki bile yetişmeyen bir yere yerleşmek seni kraliçe yaptı sanıyorsun!" Çirkinliğini yüzüme haykırıyordu. Sınırı çoktan aşmıştı. Neyine güvenerek halkıma dil uzatmıştı?
Elimde hızlıca keskin bir buz kristali oluşturup iki göğsünün ortasına fırlattığımda , ağızı açıldı ama bir şey söyleyemedi. Gözlerine oturan korkuyu görmek dudaklarımın sadistçe kıvrılmasına neden oldu. Elini hızlı oraya götürdü ama nafile kristalim onun içini donduracaktı.
"Aptal ! Birde büyüyünce kral olacak" diye söylendim kendi kendime. Daha fazla ayakta duramayıp dizlerinin üzerine düşen kurbanıma yaklaştım. Bazı gerçekleri öğrenmeliydi. " Burada hayvanların yaşaymaması veya bitkilerin yetişmemesi bir sorun değil. Neden biliyor musun? ". Ayağım ile dirseğine vurdum. " Bana bak. Yüzündeki dehşeti görmek istiyorum.". Başını merak ve şüphe dolu bir ifade ile kaldırdı. Vulkarion krallığında hava genellikle çok sıcak oluyordu ve bu yüzden krallığıma veya yakınlarına buz almak için geliyorlardı.
"Krallığınızdaki insanlar buraya her buz almak için geldikleri zaman onları avlıyoruz. Tıpkı yıllarca bizi öldürdüğünüz gibi öldürüyoruz onları"
Gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir şey söylemek için mi yoksa şaşkınlıktan mı bilinmez dudaklarıda aralandı. Yüzündeki dehşeti izlerken keyiften dolayı dudaklarım sonuna kadar kıvrıldı. Bu çok nadiren oluyordu. Başkaları için bekli günlük birşeydi ama 2 yıldır böyle gülmemiştim.
"Bana öyle bakma . Tadına hiç bakmadın değil mi ? Denesen bağımlısı olursun tadı çok lezzetli." Her cümlede sanki mümkünmüş gibi daha çok dehşete düşüyordu.
"Sen aklını kaçırmışsın!" diyebildi zar zor. Sanki ne diyeceğini bilemiyordu.Onun yerine ben rahat bir tavla "Hadi ama! Bu yeni bir şey değil. " dedim. Sesim alaycı çıkımıştı ama dalga geçmiyordum ki gerçek buydu! " Küçükken bana yapılan şeylerin yarısını sana yapsalar benden daha beter olurdun!" Sesimle birlikte yüzümdeki ifade de ciddiğileşmişti. Bu sefer tam gözlerinin içine bakarak daha kısık sesle konuşmuştum. Gözlerindeki sorguyu gördüm.
"Prensim!"
İkimizden de bağımsız çıkan ses atları ile - muhtemelen ciğeri donmaya başladığı- için nefes alamayan prenslerine doğru gelen muhafızlardan birine aitti. Prenslerini korumak ve beni öldürmek için canlarını hiçe sayacaklarına emindim. Yavaşça geriye doğru çekilirken " Şimdi yaşamana izin vereceğim ama sende bu konuşmalarımızı hatırlamayacaksın. Anladın mı? " Başını hızla sallayarak teklifimi kabul etti. " Yeterince aptallık yaptın bu sefer mantıklı davranacağını düşünüyorum " dediğimde başını zar zor sallayarak onayladı. Kristali geri içime çekerken canımın açıldığını sakladım.
Muhafızlardan ikisi prenslerinin kalkmalarına yardım ederken diğer ikisinin eli kılıçlarına gitmişti. Beni öldürmek için prenslerinden emir bekliyorlardı.
"Prensim iyi misiniz?" Sesi gerçekten endişeli çıkıyordu.
" Ne yaptın ona!?" en arkadan gelen kişi muhtemelen prensin arkadaşı olduğu için kendini diğer muhafızlardan farklı görüyordu. İstediği ölümse ona en acısını vereceğim!
"Bune hadsizlik!? Sen kendini ne sanıyorsun da benimle böyle konuşuyorsun!? " Cevap vermesini beklemeden muhafızları sayesinde ayakta duran sözde prense döndüm. " Muhafızlarının senin hakkında konuşurken 'Prensim ' demesi gerekmez mi? "
"Muhafızlarımla aramızdaki iletişim sizi ilgilendirmez." diyerek maskesini tekrar takmış oldu. Atına binerken muhafızlarına "Geri dönüyoruz" diye bilgi verdi. Şüpheli bakışlarını benden çekip atlarına binmeleri için yeterli bir açıklama olmuştu. Uzaklaşmak üzere hareket ettiklerinde.
"Prens Lucian " diye seslenerek durmalarını sağladım. Atı üzerinden bana dönen prense "Muhafızınızın saygısızlığının bir bedeli olmayacak mı ? " diyerek söylediklerini hatırlattım.
"Bu seferlik makul görün.". diyerek rica etti. Onun için değerli birisi olduğu belliydi zaten yeterince üstüne gitmiştim. Bir seferlik bunu affede bilir miydim?
Cık
Bana yapılan bir yanlışı asla affetmeyeceğime dair kendime yeminim vardı.
"Saygısızlığı sineye çekmek, yenilerine kapı açar"
"Hayır. Sadece bir kerelik bir şeydi bir daha olursa cezasını bir zat ben keseceğim"
Cık
Başımı 'hayır' anlamında iki yana salladım. " Cezasını bir zat ben , tam şuan keseceğim." Burnundan bıkkın bir nefes verdi . " Lütfen, rica edi-" diye başladığı sözü "Yapmayın prensim , bunlardan insanlık bekleyecek değiliz." diyerek böldü çakma muhafız. Acaba dilini dondurduğum zaman da böyle konuşabilecek mi?
"Rowan!" diye uyarıcı bir tonda adını söylediği zaman ' onun adı çakma muhafız ' diye uyarmak istedim.
"Ne?..." Atından inip yanımıza kadar geldi. "Ben açık sözlü bir insanım , öyle lafı çok dolandırmayı sevmem. Sizi kraliçe olarak görmüyorum , bir halkınızda yok ama siz bir prensesiniz ve bunu kimse inkar edemez..." Ellerimi yumruk yaptığımı fark ettim. Onu var olmadığı iddia ettiği halkıma parçalattırıcam! " Sizde dahil" özellikle vurgulayarak söylemişti. Biliyorudu , nasıl olduğunu bilmiyorum ama biliyordu!
"Bu yüzden size saygı duyarım ama eğer prensime zarar vermeye çalışsanız ki çalıştığınıza eminim, o zaman ister prens olun ister kraliçe size saygı duymamı hiçbir şey sağlıyamaz" son cümlelerini söylerken gözlerinde meydan okuyan bir ifade vardı. Hissettiğim sinirin tarifi yoktu ona en kötüsünü yaşatacaktım!
"Şimdi bana istediğiniz cezayı verebilirsiniz."
Bu noktada tek bir canı olmasına ne kadar üzüldüğümü kimse tahmin edemezdi. Bir insanın neden tek bir canı olur ki!? Ben şimdi hangisini yapacağım? Onu uçurumdan aşağı mı atayım yoksa dondurayım mı ? Yada onu bir yere kapatıp yemek , su vermeyip yavaş yavaş yok olmasını mı izleyeyim? Veya derisini diri diri yüzdükten sonra haşlayıp halkıma güzel bir yemek mi yapsam? Hem kafasını da prense veririm. Diri diri yakmaya ne diyoruz?
Prens Lucian bir şeyler söylemeyek için ağzını araladıysada bana baktıktan sonra kısık bir sesle küfür etti . Diğerlerine bakınca hepsinin endişeli bir ifade ile bana baktığını fark ettim. Niye böyle bakıyor bu mallar? Üstelik Rowan'da endişelenmiş gibi.
"Prenses Kristalya iyi misiniz ? " diyen endişeli sesin kime ait olduğunu anlayamadım. Muhtemelen prens Lucian'dı.
"Ölüceksin!" dediğimde parmağımı Rowan'a doğrultmuştum. O an fark ettim , sinirden dolayı titriyordum. Normal bir şekilde değil, bütün vücudum zangır zangır titriyordu.
"Bu asla olmayacak" diyen prense gülümseyerek "Peki , gidebilirsiniz" cevabını verdim. Bu kadar kolay kabul etmeme şaşırmışlardı ama yinede fikrimi değiştirmeden kortukları için hızlıca uzaklaştılar.
Neden kabul etmiştim? Öldürürsem bana zarar verirler diye mi ? Hayır varlığını kabul etmedikleri halkım çoktan silahlarını almış saldırmak için emirimi bekliyorlardı zaten. Saklandıkları yerlerden çıkmış, giden prens ve muhafızlarının arkasından ilerliyorlardı. Hiçbir şeye zarar vermediklerinden emin olacaklardı. Gitmelerine izin verme sebebim onu ölmek için yalvartıcak , 'keşke ölseysemişim de bunu görmeseymişim' dedirticek olmamdı.
Lucian gözden kaybolmadan hemen önce "Daha kötüsü olucak " diyerek ' bu asla olmayacak ' lafının gerçek cevabını verdim
Bölüm etkileşimi
