BULUŞ-MA kitap kapağı

2. bölüm / 4

BULUŞ-MA

2- Kör Gözler

Vaveyla Yazarı: Zeze_y

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2- Kör Gözler

“VE ÖLMEKTEN KORKUYOR ASLINDA YAŞAMAYI BİLMEDİĞİ İÇİN… “

WİLLAM SHAKESPEARE

Korku dolu ama bir o kadar hızlı adımlarla kapıya doğru yürümeye başladım. Kapıya yanaştığımda dışarıdan sesler geliyordu. Kapın deliğine bakmak için ayaklarımı hafifçe yukarı doğru kaldırdım. Kapıda, kapıcı Alper abiyi görünce bir süredir tuttuğum nefesimi hızlıca bıraktım. Yüzümdeki korku dolu ifadeyi gülümsemeye çevirerek kapı açtım. Alper abi elindeki poşetlerle bana bakıyordu.

“Leyal kızım günaydın.” dedi babacan bir sesle. “Senin daireden sesler duyduk, merak ettik, sormak için geldim.”

Nefesimi düzenli tutmaya çalışarak, “Sabah galiba çocuklar taş filan atılar cam kırıldı.” dedim.

Ben konuşurken o çoktan merdivenden inmeye başlamıştı. Duymam için sesini yükselterek, “Sen çıkmadan anahtarı ayakkabılığa koy ben hallettiririm.” dedi.

Teşekkür ederek kapıyı kapadığımda gözlerimi kapatıp kapının arkasına yaslandım. Bir süre kendime gelmek için derin nefesler alıp verdikten sonra yüzümdeki akmış makyajı çıkartmak için banyoya yöneldim. Yüzümü sabunlayıp suyun ferahlığına bıraktım. Yüzümden akan damlalar akıtamadığım gözyaşlarımı hissettiriyordu bana. Giyinmek için odama yöneldiğimde aklıma cebimdeki not geldi.

Elimi cebime atıp çıkarttığımda buruş buruş olmuş kâğıdı okumaya başladım.

“Gözlerinin karanlığın ardındaki ışığı görmesine izin ver. Kör gözler zifiri karanlığa mahkûmdur.”

T.S

Odama geçerken anlamsız gözlerle kâğıdı buruşturup yeniden cebime koydum. Dolabımın kapağını açıp beyaz, karanfil desenli elbisemi adım. Üstümdekilerden kurtulup elbiseyi üzerime geçirdiğimde saat çoktan altı buçuğa gelmişti. Hızla makyaj masama oturup rimeli dolgun kirpiklerime sürmeye başladım. Her iki gözüme de eyelinerimi çektikten sonra yerimden kalkıp koşar adımlarla hole yöneldim. Saçıma şekil verip son kez holdeki aynadan üzerimi gözden geçirdim.

Beyaz çantamı askılıktan aldıktan sonra kapının yanındaki dolabın üzerinden arabamın ve evin anahtarını alıp kendimi kapının önüne attım. Ayakkabılıktan beyaz topuklularımı çıkartıp evin anahtarını Alper abi için beyaz sporumun içine bıraktım.

Hızlı adımlarla merdivenlerden inerken havanın ferahlığı apartmanın açık camlarından yüzüme çarpıyordu. Binadan çıkıp arabama bindiğimde saatin yedi olduğunu belirten radyo programı başlamıştı. Her gün duymaya alışık olduğum Taner’in sesi yine neşeyle geliyordu.

“Günaydınlar efendim! Saatlerimiz an itibariyle yediyi göstermekte. Kendi hava durumunuz nasıl bilmem ama bugün İstanbul için hava güneşli görünüyor. Radyonuzun sesini açma vakti geldi de geçiyor! Günümüz Sena Şener’in ‘Bak Bana’ adlı parçasıyla başlasın o zaman! Keyifli dinlemeler, dinlerken kendi hava durumunuzu bizimle paylaşmayı unutmayın.”

“Bak bana, bak bana

Ne zerre kaldı benden?”

Hayat veya yaşanmışlıklar… Siz nasıl adlandırırsınız bilemem. Bize her daim bir şeyler verir ve biz onlara bağlılık duymaya başladıktan sonra almasını da bilir. Hep derler bir şeyi seviyorsan bırakmasını bilmelisin diye. İnsan sevdiği şeyleri bırakmakta daima zorlansa da ayrılmaları gerekiyorsa kader onları bir şekilde ayırır. Kimisini bir hastalıkla kimisini de bir yarayla, aşkla, belirsizlikle veya ölümle…

Ve sonra kendinizle ilgili hiçbir zerrenizin size ait olmadığını, hiçbir şeyinizin kalmadığını düşünürsünüz. Yalnızlık sizi içine çekmeye başlar.

Yalnız insanların hiçbir şeyi, hiçbir kimsesi olmadığı düşünülür. Aslında bu biraz doğru biraz da yanlıştır. Yalnızlık, içinde binlerce anı bulundurur fakat hepsi bir anda yok olmuştur. Yalnız insan yoktur. Yalnızlaştırılmış, anılarını dipsiz bir kuyuda kaybetmiş insan vardır.

……

Kliniğe geçtiğimde saat sekize yaklaşmıştı. Ahsen telefonla konuşurken ona el sallayarak yukarı çıktım. Koridorun sonundaki odama geçip kapıyı kapattım. Çantamı askılığa asıp yerime oturmamla kapının tıklanması bir oldu. Normalde seanslarıma daha bir saat vardı. ‘Girin’ dediğimde içeri elinde simit poşeti bulunan kısa kahve saçlı, ela gözlü, uzun ve zarif bir kadın girdi. Üzerinde krem renginde bir bluz ve siyah kalem etek vardı.

“Günaydın! Aygiz ben, umarım kahvaltı yapmamışsındır. Bir de seansının olmadığını söylemişti sekreterin, yok değil mi?”

“Bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştim, otur lütfen.” dedim iştahla elindeki simit poşetine bakarken. “Ve kahvaltı yapmadım, simitler çok iyi oldu.”

Aygiz karşımdaki koltuğa oturup bana simitlerden birini uzatırken konuşmaya başlamıştı.

“Aradan baya zaman geçti ve sana söylemeliyim ki burası harika olmuş. Renklerin uyumuna bayıldım, sanki bütün duygular burada toplaşmış gibi hissediyorum.”

Simitten koparıp ağzıma attığım parçayı cevap vermek için hızlı hızlı çiğniyordum. “Teşekkür ederim. Aslında dediğin doğru buradaki her bir renk bir duyguyu temsil ediyor. Hatta sadece buradakiler değil, şu dışarıdaki gür ağacın bile bir anlamı var.”

“İlgi çekici. Pekâlâ, gelme sebebime gelirsek eğer sana bir deney çalışmasından bahsetmek istiyorum. Teklifimi kabul edersen beni çok mutlu edersin.”

“Eğer güzel bir sonuç içinse bu deney neden olmasın?”

Oturduğu koltuğu biraz bana doğru yaklaştırdı Aygiz. “Tüm insanlık için muhteşem sonuçlar doğuracak bir deney. Şu anlık birkaç doktor, laborant ve hemşiremiz var. Elbette hala eksik birkaç kişi var ve bunlardan biri sensin.” Biraz daha bana yaklaşınca tekrar konuşmaya başladı. “Biliyorum, kafanda bir sürü soru var ama emin ol ki hepsinin cevaplarım. Sadece kabul ettiğine dair birkaç imzan gerekli.” diyerek yan tarafına koyduğu çantasından birkaç evrak çıkartıp masamın üzerine bıraktı. “Her bir aşaması yasal, izinlerimiz burada.”

Elime kâğıtları alıp incelemeye başladım. Evraklarda bir sorun görünmüyordu.

O an sanki dışardaki yemyeşil ağaç gözüme sararmış gibi geldi. İçimi boğan bir sıkıntı her zerremi öldüremeye çalışıyor gibiydi. Ölüm, sanki bana kendime veremediğim sevgi dolu kucağı açmıştı.

Ağzımın içindeki sıvı sanki konuşmamı engelliyordu. Aygiz telaşla oturduğu yerden kalkıp yanımdaki sürahiden bardağa su doldurup içmem için bana uzattı ama elimi kaldıramıyordum. Öylece kalakalmıştım.

“Leyal, Leyal bana bak! Ben de kal!” diyerek oturduğu koltuğun yanındaki çantasını aldı. İçinden telefonunu çıkartıp birine bir şeyler yazarken bir yandan da bana bir şeyler söylüyordu. “Nefesini düzenli tutmaya çalış, şu an kısmi felç geçiriyorsun. Sakin ol, ambulansı çağıracağım.”

Kendi hücrelerim kendime, bana karşı savaş açmıştı. Nefesimi ne kadar düzene sokmaya çalışsam da olmuyordu. Bana gelenleri iyileştiren ben, kendimi sakinleştiremiyordum. Tek bir nefes kontrolünü bile yapamıyordum şu an. İnsan herkese fayda sağlar, bir kendine sağlayamaz dedikleri bu olsa gerekti. Ruhum bedenimden ayrılmış gibiydi. Karanlık tüm hücrelerime kadar beni içine çekiyordu. Kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. Tekrar aynı şeyi yaşıyor gibiydim… Zihnim kendini yeniden her şeye kapatıyor gibiydi…

Oturduğum yerde hareketsiz şekildeydim. Aygiz, elini yeniden çantasına atıp içinden bir enjektör ve içi sıvı dolu bir şişe çıkartınca odanın duvarları zifiri karanlığa dönüşmüş, ağaç sararmış yapraklarını dökmüş gibiydi. İçim avazım çıkana kadar bağırmak, buradan kaçmak istiyordu.

Enjektörü sıvıyla doldurup, damarıma sıvıyı enjekte etmeye başlayınca bütün dengem altüst olmuştu. Nefes alış verişlerim artık tamamen kontrolümden çıkmıştı. Kendimi kaybediyor gibiydim. Aygiz’in elindeki telefon çalamaya başlayınca hızlıca telefonu kapatıp onu arayan kişiye mesaj atmaya başladı. Bir anda “Kahretsin!” diye bir bağırtı döküldü dudaklarından.

“Seni buradan çıkartmam gerekiyor. Kahretsin! Salak adam!” diyerek odanın içinde bir eli başının üzerinde dolaşıyordu.

Başımdan aşağıya karanlık bir perde örtülüyor gibiydi. Üzerime çöken ağırlık, beni uykuya hapsetmek istiyordu. Göz kapaklarımı zoraki açık tutmaya çalışıyordum. Yılların normalliği sanki bugün sona eriyordu. Ve gerçek savaş asıl şimdi başlıyordu…

Aygiz, dolaşmayı aniden bırakıp, gözlerini dehşetle açıp bana baktı. Dudaklarında sinsi bir gülümseme vardı. Elindeki telefonunu açıp birini aramaya başladı.

“Derhal attığım konuma gelmen lazım… Sence bunu tek başıma nasıl yapabilirim? Hayır, onu halettim bile…” En son duyduğum ses, Aygiz’in “Saat dokuza geliyor be adam!” demesiydi…

…….

Çocukluğum bana en uzaktan ama bir o kadarda yakından gülümsüyordu. Üzerimde pembe, etekleri fırfırlı bir elbise vardı. Küçükken almayı hep istediğim türdendi.

Annem, kahve rengindeki koltuğun köşesine oturmuş bana gülümseyerek örgüsünü örüyordu. Üzerinde her gün giydiği bej yeleği vardı. Saçlarındaki ‘pamuk’ dediği beyazları artmıştı.

Koltuğun bir diğer ucunda duran radyodan yükselen seslerle bir prenses gibi hissediyordum. Elimi tıpkı bir mikrofon gibi yaparak bende şarkıya eşlik etmeye başladım.

“Yok deme bana, sen de ben gibisin

İsteseler canını verirsin…”

Ben odanın ortasında eteğinin fırfırlarını ve belime kadar olan saçlarımı uçuştura uçuştura dans ederken annem birden kolumu sıkıca tutarak beni kendine doğru sertçe çekti.

Gülen gözleri bir anda aleve dönüştü. “Sana yapma demedim mi?” diye haykırmaya başladı. Kolumu bıraktıktan sonra ellerini başına götürerek tüm pamuklarını haykırarak yolmaya başladı.

Geriye gece misali saçları kalınca öfkeyle derin bir nefes vererek durdu.

“Bak! Sen gecesin, karanlıksın! Karanlığın seni boğacak! Sen geç kaldın!”. O bunları nefretle haykırırken, oda alev alev yanmaya başladı ve ben alevlerin içinde kayboldum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18