BULUŞ-MA kitap kapağı

1. bölüm / 4

BULUŞ-MA

1-Gerçekler ve Yalanlar

Vaveyla Yazarı: Zeze_y

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1-Gerçekler ve Yalanlar

“ HEPİMİZ KAHKAHALARIMIZI GÖZYAŞLARIMIZA ÖDÜYORUZ “

PEYAMİ SAFA

İnsanların zararsız olduklarını düşünürdüm

Hatırı sayılır insanların bir gün gözümde bir canavara dönüşeceğini bilmeden.

Masamda oturmuş bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan da sıradaki danışanımın gelmesini bekliyordum. Yaklaşık üç yıl önce açmıştım bu rengârenk psikiyatri kliniğini. Saflığı ve temizliği temsilen duvarlar bembeyaz, umudu ve özgürlüğü temsilen perdeler masmavi, sevgiyi temsilen masalar pembe ve hayat neşesini temsilen de masam sarı renk. Etraftaki ağaçların gürlüğü gücü, yeşilliği güveni temsil ediyor kendimce. Ben dışarı dalmış ağaca bir yuva kuran kuşu izlerken kapım çaldı. Birce ilk defa geliyordu ve ben de yeni bir hayat tanıyacaktım. Gülümseyerek “Gelin.” Dedim.

Kapı açıldığında içeriye mavi gözlü, kömür saçlı, siyah elbisesi ve topuklu ayakkabılarıyla Birce girdi. Duru bir güzelliği vardı. Sessizce karşımdaki koltuğa oturup ayağını diğer ayağının üzerine attı. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı.

“Hoş geldin Birce. Nasılsın?” diyerek konuşmayı başlattım.

Yüzündeki buruk gülümsemesi artık yok olmuştu, “ Merhaba. Buraya geldiğime göre iyiyim diyemem ama iyi diyelim iyi olalım.” Dedi somurtarak.

Bense hala ona gülümsüyordum. “Seansımıza başlayalım ne dersin? Seni biraz tanımak isterim.”

Ben bunları söylerken o çoktan gözleriyle yere odaklanmıştı. “Söyleyebileceğim pek fazla bir şeyim yok. Adımı zaten biliyorsunuz. İki yıl edebiyat bölümü okudum fakat sonradan evlendiğim için fakülteden ayrıldım. Bu yıl yirmi beşinci yaşıma girdim… Sanırım bu kadar.”

Bir evlilik için kariyerini bırakması ilginçti. Bu devirde hala böyle şeyler yaşanabiliyordu. Daha gencecik biri, güçlü durmaya çalışıyor ama içinde koca bir enkaz saklı gibi. Kendini pek ifadece edebildiği söylenemez.

Gülümsememi bozmadan “Demek edebiyat fakültesindeydin. Ben de pek severim edebiyatı. Bana fakülteni bırakmanı biraz daha açabilir misin?”

Başını yerden kaldırıp gözlerime baktı, “Daha yeni fakülteye başladığım sene tanıştım eşimle. Şimdilerde fark ediyorum da aslında hiç de tanıyamamışım onu. Neyse, yaklaşık bir buçuk sene çıktık ben fakültede ikinci yılımı doldurunca evlilik teklif etti. Zengin bir ailenin çocuğuydu, parası çoktu. Gençlik hatası ben de kabul ettim. Evlendikten sonra onun ailesinin yanına taşındık. Her şey daha eve adımımı atar atmaz başladı. Annesiyle önceden tanışmıştım ama hanımefendi beni beğenmemiş! Eve adımımı attığım an gülen yüzü soldu, evde sürekli somurta somurta gezinmeye başladı. Sonraları benim fakülteye gidip gelmeme de karışır oldu. En sonunda bırakmak zorunda kaldım fakülteyi. Tabii eşim de bu sırada üniversiteye gidip gelmeye devam ediyordu. Bense her gün annesinin cemiyet tayfasından biriyle evde oturuyordum. Birbirimizden haz etmesek de arkadaşlarının yanında anne-kızdan farksızdık. Atalay bu yıl mühendislik fakültesini bitirdi. Zaten ne olduysa da ondan sonra oldu...” Dedi kelimeleri tükürürcesine.

Kendi ailesinden bu ana kadar söz etmemişti. Henüz konuşmak için erkendi başımı konuşmasına devam etmesi için aşağı yukarı salladım.

“ Fakülte bitince ders sorunu da ortadan kalkınca rahatladı tabii. Her akşam yemekten sonra dışarı çıkıyor gecenin bir yarısı evin yolunu anca bulmuş olacak ki yeni geliyordu. Annesi veriyordu ona bu gücü, farkındaydım.” Dedi dışardaki ağaca bakarak.

“Babası ünlü bir inşaat şirketinin sahibi. Ben onu hep gerçek babam gibi bilirim. Beni buraya gönderen de zaten o. Neyse, bir gün canıma tak etti evi başlarına yıktım. Sonrada bavulumu aldım çıktım evden. Bir de ne fark edeyim dersiniz! Gidecek yerim yok! Gittim ben de yakın bir arkadaşımda kaldım. Telefonlarım bu sırada hiç susmadı, sürekli arayıp duruyordu. Ben de engelledim. Aradan birkaç gün geçti kapı çaldı. Gidip kapıyı açtım baktım karşımda o. Girdi içeri, konuştuk bir süre. Ben dedim bitsin bu iş ama tabi ki de her zaman olduğu gibi istemedi.” Deyip kısa bir an gülümsedi.

“Neymiş efendim her şeyim varmış, gidip bir edebiyatçı olsaymışım ne yapacakmışım. Tabii egosundan geçilmiyor beyimizin. Ne de olsa hem zengin hem de KOSKOCA MÜHENDİS değil mi? Aklı sıra okuduğum bölümü küçümsüyordu. Gel bir de sen ezberle bakıyım onca yazarı, tabii ezberleyebilirse. Git bir divan şiiri yaz, tabii yazabilirse. Daha söylenecek çok söz var ama neyse…”

“Peki, ailen bu duruma nasıl tepki verdi?” diye sordum lafını bölerek.

“Dedim ya doktor hanım gidecek yerim yok diye. Ailem hiç olmadı, yurtta büyüdüm ben. Sonradan da hiç araştırıp bakmadım. Onlar beni istemediyse ben onları hiç istemem.” dedi çenesini dikleştirerek.

“Şimdilerde hiç uyuyamıyorum. Rüyalarımla boğuşup duruyorum uyuyunca. Her bir rüyam sanki kendi iç çatışmamın başka türlü hali. “ dedikten sonra bir süre sessiz kaldı. Sonra yüzünde büyük bir gülümsemeyle bana baktı. Gülünce fark ettim ki tek yanağında bir gamzesi vardı.

“ Ben verdim kararımı. Fakülteme geri döneceğim ama dönemem oraya. Bunca yaşanmışlık, bunca rüyadan sonra o yollardan yine geçemem. Farkındayım benim bu kadar büyük cesaretim yok.”

Bir yanı her ne kadar kalmak istiyorsa, bir yanı da gitmek için haykırıyordu. Fakülteye dönerse onu bırakamayacak gibiydi ama bir yandan da mesleğini yapmak istiyordu. Yüksek ihtimal ayrılma anksiyetesiydi. Her ne kadar istese de ayrılamıyor bir şekilde ona bağlanmaktan korkuyordu. Tekrar her şeyin başladığı noktaya giderse gerçeklerle yüzleşmekten korkuyordu.

Yumuşak ve sesle,“Birce, peki o anıları ezip üzerine taze ve güzel anılar ekmeye ne dersin? Belki de yüzleşmen gerekiyordur anılarınla. Daha genç birisin. Evet, biraz erken tanışmışsın hayatla ama bu senin baş edemeyeceğin anlamına gelmez değil mi?” dediğim sırada bakışları yeniden yere indi.

“Elbette baş edebilirim ama içimde bir his var ve ben bu histen ayrılamıyorum. Farkındayım, aslında gerçeklerden saklanıyorum fakat kendimde hareket edecek gücü henüz bulamadım. Sanki bir bataklıktayım ve ben çırpındıkça daha çok batıyorum.”

“O zaman seni şu bataklıktan kurtaralım ne dersin? Uykun için sana bir ilaç yazacağım, lütfen düzenli olarak kullan. Seninle konuşmak güzeldi Birce. Maalesef süremiz doldu ama haftaya bekliyorum seni.” dedim gülümseyerek.

O da gülümsedi, tek gamzesi yeniden belirgin şekilde ortaya çıktı.

“Teşekkür ederim, haftaya görüşmek üzere.” deyip odadan yine geldiği gibi sessiz bir şekilde çıktı.

Aslında çoğu sorunu çözmek basitti, tabii zihnimize söz geçirebilirsek. İnsan kendine çizmiş olduğu sınırları zihni sayesinde çizer ve beden o sınırlara ayak uydurmak zorunda kalır. Ruh bir kitaba, insana, bitkiye bağlanır, zihin bu bağlılığın diri kalmasını sağlar ve bedeni yönlendirir. Beden ise sadece aldığı komutları uygular, tıpkı bir asker gibi.

Henüz yirmi dokuz yaşındayım. Üniversitedeki yıllarımı salya sümük, bu mesleğe lanet okuyarak geçirmiştim fakat şimdilerde ise ruhum bu mesleğe bağlandı, zihnim ise bu bağı diri tutmaya devam ediyor. Bedenim her gün buraya geliyor ve burayı yaşatmaya devam ediyor. Birce son danışanımdı, o çıktıktan sonra ben de askılıktan siyah paltomu alıp sekreterim Ahsen’in yanına gittim. Ahsen her gün yaptığı gibi yine defterini önüne almış yarın gelecek kişilerin listesini yapıyordu. Yanına doğru koşarak gittiğimde o da sarılmak için ayağa kalkmıştım.

“İyi akşamlar Ahsen!” dedim neşeyle.

Gülümseyerek “İyi akşamlar Leyal.” dedi,

“Yarın biraz yoğun bir gün olacağa benziyor, erken gelirsen iyi edersin.” dedi kıkırdayarak. Biraz gülüştükten sonra klinikten çıkıp kapının önüne park ettiğim mavi arabama bindim.

Yol yine tıklım tıklımdı. Yaklaşık on dakikadır trafikte sabit bir şekilde bekliyorduk. Neyse ki kısa bir zaman sonra yol açıldı. Radyoda Kalben, Derdimin Çiçeği diyordu.

Nihayet eve varınca üzerimdekilerden kurtulup pijamalarımı giydim. Kendime koca bir tabak salata yapıp, kliniğin aksine daha koyu renklerle dizayn edilmiş olan salonuma geçtim. Masanın üzerinden maillerimi kontrol etmek için bilgisayarımı alıp, gri koltuğuma oturdum. Bilgisayar açılınca maillerime girdim. Yeni bir mailiniz var yazını görünce yazıya tıklayıp yeni gelen maile baktım. Maili gönderen kişi Aygiz adında biriydi. Adı ne yabancı ne de tanıdık geliyordu. Merakla maili okumaya başladım.

“Leyal merhaba, ben Aygiz. Belki hatırlamazsın beni, üniversitede aynı sınıftaydık. Söylemeden edemeyeceğim bu kısa sürede ünlü bir psikiyatrist olmuşsun. Ben de senin kadar olmasa da ortopedi doktoru oldum. Yazma sebebime gelecek olursak sana harika bir teklifim var. Eğer detayları konuşmak istersen yarın kliniğine uğramak isterim.”

Adı artık o kadar da yabancı gelmiyordu ama hala tam olarak hatırlayamıyorum. Sınıfımız yaklaşık elli kişi olduğundan dolayı olsa gerek. Biraz daha bilgisayara yaklaşıp yazmaya başladım.

“Merhaba Aygiz, maalesef seni tam hatırlayabilmiş değilim ama yarın mutlaka bekliyorum!” dedim ve gönderdim.

........

Hiç bilmediğim bir sokaktaydım. Etrafımdaki insanlar haykırarak üzerime doğru geliyorlardı. Neden geliyorlar bilmiyordum ama bana zarar vermek istiyorlardı buna eminim. Onlardan kurtulmak için koşarken yan tarafta bir ara sokak fark ettim. Hızlıca ara sokağa girdim. Topluluk hala peşimdeydi. Belki bin belki de binlerce kişiler, sayılarını tam olarak kestiremiyordum.

“Ben size zarar vermedin, size dokunmadım bile!” diye haykırınca daha da öfkeleri arttı. Yan tarafımda bulunan kapısı açık binaya girdim.
Kapıyı sertçe üzerlerine kapatıp bir dairenin önündeki ayakkabılıkla kapının açılmaması için destek yaptım. Hepsi kapının önüne toplanmıştı ama öfkeleri biraz olsun dinmişe benziyordu. Kendi aralarında bir süre fısıldaştılar fakat ne dediklerini duyamıyordum. Konuşulanları duymak için kafamı cam kapıya yasladım. Bir anda içerisi cehennem sıcağı gibi bir sıcakla dolmaya başladı. Sıcak beni o bunalttı ki artık nefes alamıyordum. Sıcaklık giderek daha da bunaltıcı hale gelmeye başladı. Nefes almak için kapıyı açmalıydım.
Ayakkabılığı var gücümle çekmeye başladım ama nafile, gram yerinden oynamıyordu.

Dışarıdaki topluluk birden kahkaha atarak
gülmeye başladı. Ben daha ne olduğunu anlamadan vücudumu kor bir ateş sardı. Ne kadar kurtulmaya çalışsam da olmuyordu. Giderek küle dönüşmeye başlamıştım. Alevler neredeyse boynuma kadar gelmişti ama ben ne kadar çırpınsam da işe yaramıyordu. En sonunda kulakları sağır edecek koca bir çığlık attım.

Telaş içinde gözlerimi açtım. Nefes nefese kalmıştım. Gözlerim bir süre vücudumda gezindi. Her şeyin kâbustan ibaret olduğunu anlayınca elimi masanın üzerindeki telefonuma uzattım.

Saat altıya yaklaşıyordu. Yattığım yerden kalkıp giyinmek için koşar adımlarla koridorum sonundaki odama doğru ilerledim. Yatağımın yanındaki aynalı dolabın önüne gelince gözlerim vücudumda dolaşmaya başladı. Saçlarım dağılmış, makyajım sanki bir çocuk yüzümü boyamış gibi tüm cildime akmıştı. Ellerim dolabın kapağına uzandığında yere düşmüş bir not kâğıdını fark ettim.

Tam eğilip kâğıdı alacaktım ki odanın camından adeta bir bomba patlama sesi geldi. Kafamı hızlıca cama çevirdiğimde cam çoktan tuzla buz olmuştu. Yerden notu alıp telaşla camın yanına doğru ilerledim.

Cam kırıklarına basamaya dikkat ederek cama yaklaştım. Kafamı camdan aşağıya doğru uzattım ama görünürde kimse yoktu. Saat daha altıydı ve bu şeylerin yaşanması normal değildi. İçimi bu sefer kor bir alev sarmadı ama en az onun kadar yakan bir korku sardı.

Korku, benim için annemle babamın kaybı demekti ve ben onları yıllar önce kaybederek o korkuyu doruklarıma kadar hissetmiştim. İkisi de feci bir trafik kazasında korkunç bir şekilde can vermişlerdi. Polisler bir gece kapıma gelip bana haberi verince beynim resmen kendisini etrafa karşı kapatmıştı.

Etrafımdakiler bir şeyler diyordu fakat ben kendi sesimden başka hiçbir şeyi duyamıyordum. En sonunda gözlerimi hastanenin soğuk, beyaz duvarlarıma bakarak açmıştım. Kendime gelince her şeyi sil baştan tekrar anlatmaya başladılar. Zihnim ve kendim arasındaki savaş tam bu anda çoktan başlamıştı.

Zihnim onları çoktan gömmüştü fakat ben hala olanları kabul etmiyordum. En sonunda beni tanınmayacak cesetleri teşhis etmem için morga götürdüler. Onlardan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı.

Ve şimdiyse tekrar hissediyordum doruk noktasına ulaşmış olan korkuyu.

Kapının çalmasıyla koca bir çığlık atmam bir oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18