3. bölüm · Boyut
Yıldırımların düştüğü gece
Galiba “Neler oluyor?” diyorsunuz. Anlatayım.
Ben Mert, 27 yaşındayım. İstanbul’da sıradan bir okula giden sıradan bir öğrenciydim ki her şey 8 yıl önce, o gün başladı. 2027’de, bir yaz gecesi dünyada garip şeyler yaşandı. Dünya genelinde belki yüzlerce, belki binlerce, belki daha da fazla noktaya yıldırım düştü. Ancak bu yıldırımlar gözle görünmez olduğu için çoğu tespit edilemedi.
Yıldırım çarpan canlı ve cansız varlıklar özel güç veya işlev kazanıyordu. Eğer cansız bir şeye çarparsa bunlara “krater”, canlı birine çarparsa o kişiye “Seçilmiş” deniyordu. Yıldırımın bir canlının üzerine düşmesi çok daha nadirdi. Hem krater kullanıcılarının hem de Seçilmişlerin kendi aralarında sıralamaları vardı: En iyisi S, sonra A, B, C ve en güçsüz olanı D seviyesiydi. İşte benim hayatım da böyle değişti.
Yıldırımlar ilk çakmaya başladığında hükümetler bunu gizlemeye çalıştı. Ancak altı hafta sonra medya ve halk her şeyi öğrendi. O günü dün gibi hatırlıyorum; tüm kanallar aynı haberi veriyordu. Herkes gibi ben de şaşırmıştım ama herkesten farklı olarak bir hafta önce gelen hükümet yetkililerini hatırladım. Gün boyu öten bir aletle tüm çevreyi aramışlardı. Galiba aradıklarını bulamadılar; çünkü sevinçle değil, oflayıp puflayarak gitmişlerdi.
Bu aklıma gelir gelmez bahçeye koştum ve bir şeyler aradım ama hiçbir şey bulamadım. Eve geri geldim, balkona çıkıp bir sigara yaktım. Dışarıyı izlerken annemin balkona astığı en sevdiğim tişört gözüme çarptı. Ne kadar zamandır oradaydı koşuşturmaktan astığım tişörtü almayı unutmuşum. Elimi ona doğru uzattığım anda elime elektrik çarptı ve bayıldım. Gözlerimi yerde açtım. Ama bir gariplik vardı; çevremdeki ısıları hissedebiliyordum. İlk başta çok işlevsiz olduğunu düşündüm. Ancak bu özelliğin yıldırımların yaydığı ısıyı görebilmemi sağladığını fark edince fikrim değişti.
Yıldırımlar çarpmaya devam ediyordu ama ilk baştaki kadar yoğun değildi. Bir ay boyunca yıldırımların düştüğü yerlere gittim. Fakat vardığımda ya birileri çoktan alıp gitmiş oluyor ya da yetkililer bölgeyi kapatmış oluyordu.
Ben aramaya devam ederken bir hastalığa yakalandım. Krateri çok kullanmaktan olmuştu. Hastalığın tek çaresi, şifa kraterinin meyvesiydi. Ancak onu da sürekli kullanmam gerekiyordu. Bir kere kullanınca biraz iyileşiyordum ama günde bir kez tüketmem şarttı.
Bu yüzden bir örgüte katıldım. Bu örgüt kraterleri toplayan, yasadışı bir yapılanmaydı. Yasalara göre tüm kraterler devlete aitti ve Seçilmişler devlete hizmet etmek zorundaydı. Halk krater kullanamazdı. Neyse ki hükümet daha sonra bu kanunu kaldırdı ve bahsettiğim sıralama sistemini getirdi. Buna göre ben B seviyeydim.
Örgütle bir anlaşma yaptım. Anlaşmaya göre her gün bir şifa krateri meyvesi alacak, yaptığım işe kıyasla oldukça düşük bir ücret kazanacak ve hafta içleri öğle yemeği hakkı elde edecektim. Ben ise karşılığında kraterlerin yerini tespit edecek, kaptanlığını yaptığım takımla birlikte krateri alıp örgüte teslim edecektim.Zaten kraterlerin gücünü almanın tek yolu, sahibinin kraterden vazgeçmesiydi. Kratere biri dokunduğunda yıldırımın gücünü dokunan kişiye verir ve eskisi gibi normal bir nesne olmaya devam ederdi. Bu yüzden krater kullanıcısı ölürse kraterin gücü yok olurdu. Yani beni öldürmeleri için bir sebepleri yoktu; ihanet etmediğim sürece yaşayacağımı düşünüyordum.
Ta ki o malum olay yaşanana ve patronum beni ortadan kaldırana kadar.
eleştiri ve önerilerinizi yorumlarda belirtirseniz mutlu olurum:)
