BOREAS kitap kapağı

3. bölüm / 5

BOREAS

07_part 1

Yazar: Sena Gül

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 07_part 1

Yine bir pazartesi günü ve yine serviste heyecanla eve varmayı bekleyen ben. Dilay ile en son cuma günü konuşmuştuk. Geçen hafta neredeyse hiç göremediğim siyah saçlı çocuk yüzünden moralim uzun süre düşüktü. Ve ben sebebini derslerimin düşmesiyle bağdaştırmıştım. Ama gerçeği anlamamda Dilay yardımcı olmuştu. O gün bana moral vermesini istediğimde bana öyle bir konuşma yapacağını düşünmemiştim. Ve o söyleyene kadar da mutsuz ruh halimin sebebinin siyah saçlı çocuk olduğunu fark etmemiştim.

Dilay çok dikkatli ve ayrıntıcı bir insandı. Ona yalan söylemek neredeyse imkansızdı. Bir dedektif gibi insanın gözünden, sesinden hatta duruşundan bile herşeyi anlardı. Ondan kaçmayan bir diğer şey de duygulardı. Benim dahi farkına varamamış olduğum duygularımı yüzüme çarpmıştı. Cuma günkü konuşmamızda gözümü açmamı ve kendimin farkıma varmamı sağlamıştı.

Siyah saçlı çocuğu bir heves gibi görmüştüm ilk başta. Sonradan bir alışkanlık ve daha sonrasında bağımlılık oldu benim için. Onu beklerken yaşadığım heyecan tarif edilemezdi benim için. Ama hiç o heyecanın nedenini düşünmedim. Neden orda onu bekliyor olduğumu düşünmedim? Sahi nedendi tüm bu herşey?

Ve işte kendim cevap veremediğim sorulara Dilay cevap olmuştu. Bana bir sürü şey söylemiş ve tam bitti derken ''Sen aşık olmuşsun'' demişti. Ve işte tam o andan bugüne kadar sürekli düşündüm. Gerçekten ona aşık olup olmadığımı düşündüm. Hislerim aşk mıydı? Aşk nasıl hissettirirdi? Aşk gerçekten neydi? Sürekli düşündüm, gece gündüz ve her an düşündüm. Ve birazdan gerçekten ne hissettiğimi öğreneceğim.

Kendi düşünceme göre bir plan yaptım. Bugün yine o çam ağacının altında bekleyeceğim. Zaten uzun süredir onu görmemişken büyük bir heyecanla hem onu göreceğim hem de hislerimden emin olacağım. Yine onu gördüğümde sürekli kendime aşık olup olmadığımı soracağım. O anki hislerim , düşüncelerim ve davranışlarım bana gerçeği söyleyecek.

Servis son köşeyi dönüp yine kocaçamın altında durduğunda kalbim heyecanla atıyordu. Bu sefer daha farklı hissediyordum ve içim yanıyordu. Ayaklanıp kapının önüne geldim ve açılmasını bekledim. Zamanın her bir saniyesi ağır çekimdeydi sanki. Kapı açılana kadar asırlar geçmişti. Sonunda servisten dışarı adımlayıp her zamanki yerimi aldım. Kocaçam da artık bana alışmış olacaktı ki sürekli durduğum yerde kar birikmesini engellemişti sanki. Kış nedeniyle hala soğuk olan havayı bi an unutmuştum. Esen sert poyraz rüzgarı kışın varlığını tekrar hatırlattığında ellerimi cebime yolladım ve yumruk yaptım. Derim derim nefes alıp vermeye başladım. İçim o kadar sıcaktı ki verdiğim nefesler kaynar bir sudan çıkan buhar gibi görünüyordu. Biraz sakinleşsem iyi olur diye düşünerek gözlerimi kapattım. Zihnimde geçen birkaç saniyeden sonra gözlerimi geri açtım.

Ağır ağır açılan göz kapaklarım arasında gördüğüm manzara ile zar zor düzene soktuğum nefesim yine hızlanmaya başlamıştı. Siyah saçlı çocuk görüş alanıma girmişti. Yine ve yeniden. Siyah saçları sanki daha da koyulaşmıştı. Birkaç gün de olsa görmediğim süre boyunca saçları uzamıştı. Soğuk, tenini bembeyaz yapmış ama elmacık kemikleri ve burnunun üzeri kızartmıştı. Görünüşe göre uzun zamandır yürüyor olmalıydı. Sanki bu sefer diğerlerine nazaran daha naif ve yavaş bir yürüyüşü vardı. Boynuna doladığı siyah atkı iki yandan aşağı sarkıyordu. Sırtındaki çantanın kemerlerinde olan ellerinde de bir çift siyah eldiven vardı. Siyahlara bürünmüş halini izlerken aklıma uygulamam gereken planım geldi. Sor soruyu kendine İnci, hadi sor. Bakışlarımı yüzüne sabitledim ve bir süre inceledim. Ben... aşık mıyım?

Kahretsin ben kesinlikle aşığım.

Anın heyecanı ile telefonumu çıkarıp Dilaya mesaj yazdım.

- Dilaaay.
- Dilay buraya bak hemenn.
- Dilay nolur hemen bakmalısın.
- Dilay lütfen çok acilll.

Bir süre beklememin ardından Dilay sonunda mesajıma karşılık bir şey yazmıştı.

+ Noldu be.
+ Daha eve bile girmedim.
+ Bu kadar hızlı ne yaşamış olabilirsin.

- Dilay şuan nerdesin?

+ Bebeğim otobüsteyim birazdan ineceğim.

- Tamam. Çamın orda bekliyorum yanıma gel.

+ İnci iyi misin , bir sorun mu var?

- Sadece gel.

+ Oke. Baii

Evimizin hemen biraz ötesinde bir otobüs durağı vardı. Okulun ordan otobüse bindiğinizde bu durakta inebilirdiniz. Dilayın evi bize çok uzak değildi. Yürüme ile on dakika mesafesi vardı ve Dilay bu durakta inip evine kadar yürüyordu. Ben ise bazen servisi ekip Dilay ile birlikte otobüse binip dönerdim.

Dilaya mesaj attıktan sonra kocaçamın dibindeki kaldırım taşlarına oturmuş , binaya dönük bir şekilde bekliyordum. İçimde büyük bir heyecan vardı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bütün bedenimi sarsıyordu ritimsiz atışlar. Kulaklarım, ellerim ve yüzüm kan akışıyla ısınmıştı. Normalde her zaman üşüyen bedenim şuan resmen kaynıyordu.

Omzuma dokunan el ile sıçradım. O kadar dalmıştım ki Dilay in geldiğini fark etmemiştim. Dilay biraz korkuyla yüzüme bakıyordu. Onu telaşlandırmış olacağım. Ama öyle bir heyecan yaptım ki ne demem gerektiğini seçemedim. Dilay telaşla yüzüme bakıp birşeyler söylememi beklemeye devam ediyordu.

- Konuşacak mısın İnci?

+ Dilay...
+ Ben gerçekten aşık olmuşum.

***

Hayatım artık belirli bir tempoya girmişti. Uyanıyordum, onu düşünüyordum. Okula gidiyordum, onu düşünüyordum. Okuldan dönerken, onu düşünüyordum. Her anım onu düşünmek ile dolmuştu. Birkaç gün önce emin olduğum duygularımla yaşamak şimdilik güzeldi. Ama sorun olan şey benim aslında platonik olmamdı. Ve siyah saçlı çocuk ile iletişim kurup kurmamam gerektiğini, hatta direkt ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sadece hayal kuruyordum, içinde o olan tonlarca hayal. İkimizi birlikte düşünüyordum. Sarılırken, el ele tutuşurken... ve sonra imkansızı düşündüğüm gerekçesi ile hayallerimi kovuyordum. Ama sonra farkına varmadan yine hayallere dalıyordum. Hep Bu tempoda ilerliyordu. Ve derslerim iyice düşmüştü. Ama elimden birşey getiremiyordum. Herşeyi akışa bırakmıştım.

Bugün servisi ekme günümdü. Dilay ile birlikte okuldan çıkmış durağa doğru ilerleyip bir yandan servisçi abiye gelmeyeceğine dair mesaj atıyordum. Karşıdan karşıya geçme vakti geldiğinde kafamı telefondan kaldırdım. Dilay her zamanki gibi sağına soluna bakmadan yola atlamak üzereyken koluna yapışıp geri çektim.

- Sen ölmek istiyorsun herhalde?

Dilay her seferinde böyle yapardı. Karşıdan karşıya geçerken asla etrafına bakmaz ve direkt yola atlardı. O yüzden elimde eşya olmadığı sürece Dilayın kolunu bırakmazdım.

Karşıya geçip otobüs durağına vardığımızda evimin oradaki durağa giden otobüsü beklemeye başladık. Dakikalar geçmek bilmedi. Sonunda otobüs geldiğinde içeri girdik ve Dilay cam kenarına ben de yanına oturdum. Bugün fazla bir heyecanlıydım çünkü eve vardığımızda saat fazla geç olmazsa Dilaya siyah saçlı çocuğu gösterecektim. Dilay da oldukça heyecanlıydı ama tabiki benim kadar olamazdı. Ben az sonra en iyi arkadaşıma aşık olduğum insanı gösterecektim. Ve bunun heyecanını üzerimden atamıyordum. Dilay her konuda beni destekler ve yanımda olmaya çalışırdı. Biz onunla birlikte büyüdük sayılır. Ama yine de ilk defa böyle duygular hissettiğim bir insanı ona gösterecek olmam beni strese sokuyordu.

Durağa gelmiştik. Otobüsten indiğimiz anda bedenimi esir alan soğuk titrememe neden oldu. Dilay ise atkısına yüzünü gömmüştü. Koluna girip eve doğru yönlendirdim. Kocaçamın altına geldiğimizde ise adımlarımı durdurdum. Bir süre bekledik. Ne zaman geleceğini bilmiyordum aslında. Yani normalde servisten indikten sonra bir süre beklerdim ve görürdüm. Ama saat kaçta geliyordu hiçbir fikrim yoktu. En azından bugün için saat tutmaya karar verdim. Sırtımı eve dönmüş telefonumu açmıştım. Saate bakıp duruyordum. Saat 16.05

Dilay titreyen elimi tuttu. Yüzümü kaldırıp baktığımda gülümseyerek bana bakıyordu. Kısa siyah saçları kafasına kadar sardığı kırmızı atkısının arasında kaybolmuştu. Benim gibi yemyeşil olan gözlerine baktım. Dilay gördüğüm en güzel kızdı. Ve ben o güzelliğin en iyi arkadaşıydım. Tekrar saate baktım. Saat16.06

Dilay ellerini ellerimde gezdirdi. Gözlerime sakinleştirircesine baktı ve sonra konuştu.

- Sen her gün bu soğukta burada bekliyor musun gerçekten?

+ Evet, bekliyorum.

- Ah İncim. Bu hallerini de mi görecektik. Eee hani, ne zaman geliyor kanguru çocuk?

Kullandığı tabir ile kıkırdadım. Sürekli zıplayarak yürüdüğü söyleyip durduğum için Dilay ona bu şekilde hitap etmeye başlamıştı. Tekrar saate kaydı gözlerim. Saat 16.07

Arkamı dönüp baktığımda evin ilk giriş kısmından buraya doğru ilerleyen bedeni gördüm. İçimi saran heyecan ile Dilaya döndüm.

- İşte, geliyor.

Arkamı tekrar dönmeyi unutup Dilay ı izledim. Beş saniye sonra bana dönüp baktı. Ben ise transa girmiş gibi yerdeki karı izliyordum. Onun yanında siyah saçlı çocuğa bakmaya çekinmiştim biraz. Bakışlarımı yerden çekip sordum.

- Gördün mü?

+ Evet.

- Ee, ne düşünüyorsun?

+ Kanguru lakabını gerçekten fazlasıyla hak ettiğini ve götünün fişekli olduğunu.

- Ne?

+ Kızım bu çocuk ne kadar hızlı yürüyor öyle. Hem zıplayarak gidiyor gerçekten. Ayrıca sadece beş altı saniye falan gördüm. Sen cidden her gün birkaç saniye onu görebilmek için burda bekliyor musun?

- Evet, dedim ya bekliyorum.

+ Ah aptal aşık kız. Sen kanguru çocuğun adını da bilmiyorsun değil mi?

Dilayın aklıma soktuğu soruyla bir an duraksadım. Adı, ismi, soyu... Hiçbirşeyini bilmediğim birine aşık olmuştum. Bilinmezlerin içindeki birine aşık olmuştum.

- Hayır, bilmiyorum.

Öğrenebilir miydim peki? Nasıl öğreneceğim ki? Gidip soramazdım da. Aklımdan geçen onlarca senaryo beynimi bulandırıyordu. Bugün yeterince yorulmuştum ve daha fazla bir şeylere kafa yormak istemiyordum. Dilaya sarıldım ve uğurladım. Onun uzaklaşmasını beklerken Kendim de bir yandan yine çam ağacının altında bekliyordum. Bir anda esen sert poyraz yerdeki karları kaldırıp birbirine ve yeni yağmaya başlayan kara karıştırdı. Kocaçam beni yağan kardan koruyordu. Biraz yağışı izledim ve sonra ağacın altından adımladım. Eve doğru ilerlerken tekrar sertçe bir rüzgar esti ve kafama bir şey düştü. Elimi kafama attığımda düşen şey kıvırcık sarı saçlarımın buklelerine takılmıştı. Düşen şeyi bukleler arasından çekip aldığımda ilk başta ne olduğunu anlayamadım. Evirip çevirdiğimde bunun inciye benzediğini fark ettim. Dikkatli bakınca gerçekten inci olduğunu fark ettim. Hayatımda ya ben sürekli düşüyordum ya da kafama bir şeyler düşüp duruyordu. Yine de kafama gökten inci düşmesi tesadüfünü sevmiştim. İnciyi cepleyip eve doğru yürümeye devam ettim.

***

Bölümün ilk kısmı bu o yüzden kısa. Diğer parti da yarın atacağım. Umarım severek okuyan birileri vardırrrr. Lütfen yazmaktan çekinmeyin okuyanların yorumlarını çoook merak ediyorum gerçekten. İyi gecelerr💋🫶🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…