11. bölüm · Blakaj: Sessizliğin Nizamı

Sıkılan İlk Kurşun

Mehmet Ulaşdı

Mustazoni’nin elindeki telgraf kâğıdı titriyordu, kireç gibi suratı merdivenlerin başında asılı kalmıştı. Terrbesa, torununun baş ucundan ayrılıp aşağı indiğinde, kardeşinin bu halinden fırtınanın koptuğunu anladı. Ama o, adımlarını hiç hızlandırmadı; her basamağı aynı ritimle indi.
Mustazoni yutkunarak konuştu:
— "Ağabey... Arben. İtalya yolunda, Tiran çıkışında pusuya düşürmüşler. Gece yarısı konakladıkları yerde çapraz ateşe tutulmuşlar."
Terrbesa’nın elindeki kehribar tespih bir an durdu, ama parmakları taneyi bırakmadı. Gözleri Mustazoni’nin üzerinde sabitlendi. Sesi, derinden gelen bir uğultu gibiydi:
— "Durumu?"
— "İyi ağabey, çok şükür. Omzundan ve kolundan birer kurşun sıyırmış, ama ayakta. Kendi adamlarıyla saldırıyı püskürtmüşler. Silahların üzerindeki işaretler... Gashilerin tetikçileri olduğu açık."
Mustazoni öfkeyle atıldı:
— "Hemen haber salalım, Arben yaralı halde devam etmesin, geri dönsün! Şehri Gashilere dar edelim!"
Terrbesa, masanın üzerindeki haritaya bakarken hiçbir tepki vermedi. Odanın içindeki sessizlik, dışarıdaki fırtınadan daha ağır bir yük gibi çöktü üzerlerine. Mustazoni, ağabeyinin vereceği bir emir, bir öfke patlaması bekliyordu ama Terrbesa sadece elindeki kehribar tespihi yavaşça cebine bıraktı.
Bakışlarını haritadan çekmeden, sesi duyulur duyulmaz bir tonda konuştu:
"Arben yoluna devam edecek Mustazoni."
Mustazoni tam bir şey söyleyecekken, Terrbesa’nın buz gibi bakışıyla sözü boğazında düğümlendi. Terrbesa yavaşça pencereye doğru yürüdü ve karanlık İpek sokaklarına baktı. Ceketinin önünü ilikledi, omuzlarını dikleştirdi. Ne bir intikam yemini etti ne de Zef Gashi’nin adını ağzına aldı.
Sadece dışarıdaki karanlığa bakarak mırıldandı:
"Şimdi git ve Luan’ı bul. Kapıları sessizce kapatın."
Terrbesa için artık kelimelerin hükmü bitmişti. Oğlu Arben’in dökülen kanı, İpek’in üzerine çökecek olan o uzun ve dilsiz gecenin ilk habercisiydi.