13. bölüm · Blackhart

Kapıyı Yanlış Yerde Açtınız

İlbey Yıldırım

Geminin gövdesi yeniden sarsıldı.

Bu kez öyle hafif bir titreşim değildi.

Bütün depo metal bir inilti çıkardı.

Tavandaki kirişler gıcırdadı.

Bazı lambalar söndü.

Karanlık odanın içine biraz daha yayıldı.

Arseny gözlerini merkezden ayırmadı.

Oradaki şey değişiyordu.

Büyüyordu.

Başlangıçta yalnızca bulanık bir görüntü gibi görünen o devasa göz artık daha belirgindi.

Daha gerçekti.

Sanki başka bir yerden bu dünyaya doğru uzanıyordu.

Maskeli insanlar ise bunu görünce korkmak yerine daha da heyecanlanmıştı.

Bazıları ağlıyordu.

Bazıları titriyordu.

Bazıları ise kendinden geçmiş şekilde dualar mırıldanıyordu.

Arseny'nin midesine rahatsız edici bir his oturdu.

Çünkü bunlar fanatikti.

Ama yalnızca fanatik değillerdi.

Birçoğu gerçekten neyi çağırmaya çalıştığını bilmiyor gibiydi.

Sadece inanıyorlardı.

Kör bir şekilde.

Ve tarihteki en büyük felaketlerin çoğu da böyle başlamıştı.

---

Kafeslerden birinde bir çocuk hıçkırmaya başladı.

Sonra bir diğeri.

Korku bütün depoya yayılmıştı.

Ama tuhaf olan şey...

Bazı çocukların hiç tepki vermemesiydi.

Özellikle de en arkadaki kafeste duran küçük kız.

Sessizdi.

Fazla sessizdi.

Diğer çocuklar ağlarken o yalnızca merkeze bakıyordu.

Sanki korkmuyordu.

Ya da korkunun ötesinde bir şey hissediyordu.

Arseny istemsizce ona odaklandı.

Tam o sırada kız başını çevirdi.

Ve doğrudan Arseny'nin saklandığı yere baktı.

Adamın omurgasından soğuk bir ürperti geçti.

İmkânsızdı.

Bulunduğu nokta karanlığın içindeydi.

Normal bir insan onu göremezdi.

Kız birkaç saniye boyunca gözlerini ondan ayırmadı.

Sonra dudakları hafifçe hareket etti.

Ses çıkmadı.

Ama Arseny ne söylediğini okuyabildi.

"Geç kaldınız."

Arseny'nin kaşları çatıldı.

Ne demek istiyordu?

---

O sırada ilahiler aniden durdu.

Bir anda.

Hiçbir uyarı olmadan.

Yirmi kişi aynı anda sustu.

Odadaki sessizlik boğucu hale geldi.

Sonra merkezdeki göz hareket etti.

Yavaşça.

Çok yavaşça.

Arseny o an nefesini tuttuğunu fark etti.

Göz yukarı baktı.

Sonra sola.

Sonra sağa.

Sanki bir şey arıyordu.

Hayır.

Birini arıyordu.

Ve ardından...

Arseny bir ses duydu.

Kulaklarıyla değil.

Zihninin içinde.

Bir fısıltı.

Uzaktan gelen bir yankı gibi.

Ama aynı zamanda kulağının dibindeymiş kadar net.

"Nerede..."

Arseny'nin bütün kasları gerildi.

Ses tekrar geldi.

Bu kez daha güçlü.

"Nerede..."

Odanın içindeki maskeliler titremeye başladı.

Bazıları başını tuttu.

Bazıları yere kapandı.

Bir adam çığlık attı.

Ve burnundan kan gelmeye başladı.

Arseny'nin kalbi hızlandı.

Bu şey konuşmuyordu.

Varlığı bile insan zihnini zorluyordu.

Bu yalnızca bir görüntü olamazdı.

Bir illüzyon olamazdı.

Bu şey gerçekten oradaydı.

Tam olarak değil.

Ama yeterince yakındı.

Ve bu düşünce bile korkutucuydu.

---

Birdenbire merkezdeki masa çatladı.

Yüksek bir ses bütün depoda yankılandı.

Maskelilerden biri korkuyla geri çekildi.

Bir diğeri yere düştü.

Sonra...

Masanın içinden bir el çıktı.

Odadaki herkes dondu.

Arseny'nin gözleri büyüdü.

El insana benziyordu.

Ama tam olarak insan değildi.

Parmakları fazla uzundu.

Eklem yerleri garip görünüyordu.

Deri yerine siyah çatlaklarla kaplı bir yüzeyi vardı.

El masanın kenarını kavradı.

Ve yavaşça yukarı çekilmeye başladı.

O an depodaki bütün çocuklar aynı anda çığlık attı.

Kulakları delen bir korku çığlığı.

Arseny'nin içgüdüleri tekrar bağırdı.

Bu kez her zamankinden daha güçlü.

Kaç.

---

Tam o sırada...

Bir silah sesi duyuldu.

PAT!

Depo yankılandı.

Masadan çıkan elin bir parmağı koptu.

Maskeliler şaşkınlıkla arkaya döndü.

Arseny de.

Kapının bulunduğu tarafta bir adam duruyordu.

Uzun siyah bir ceket giyiyordu.

Yüzünü beyaz bir maske gizliyordu.

Kim olduğu belli değildi.

Ama elindeki büyük revolver çok gerçek görünüyordu.

Adam sakince silahını yeniden kaldırdı.

Sanki odanın ortasında meydana gelen dehşet verici olay onu hiç etkilemiyormuş gibiydi.

Maskelilerden biri bağırdı.

— Sen...

Fakat cümlesini tamamlayamadı.

İkinci silah sesi patladı.

PAT!

Adam yere yığıldı.

Depodaki herkes donup kaldı.

Beyaz maskeli yabancı yavaşça etrafına baktı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Bu kadar insan topladınız...

— Ve yine de kapıyı yanlış yere açtınız.

Sessizlik.

Kimse konuşamadı.

Çünkü merkezdeki o dev göz...

İlk kez hareket etmeyi bırakmıştı.

Ve doğrudan beyaz maskeli adama bakıyordu.

Sanki onu tanıyormuş gibi.

Depoda ölüm sessizliği hüküm sürüyordu.

Kimse hareket etmiyordu.

Kimse nefes almıyormuş gibi görünüyordu.

Arseny bile gözlerini merkezden ayıramıyordu.

Bir tarafta masadan çıkmaya çalışan o anlaşılmaz şey.

Bir tarafta havada asılı duran devasa göz.

Ve şimdi...

Ortaya çıkan beyaz maskeli adam.

Adam silahını hâlâ aşağı indirmemişti.

Namlunun ucundan ince bir duman yükseliyordu.

Maskelilerden biri titreyen bir sesle konuştu.

— Sen... burada olmamalısın...

Beyaz maskeli adam başını hafifçe eğdi.

— Siz de olmamalısınız.

Bir sonraki saniye adam hareket etti.

PAT!

Üçüncü kurşun.

Bu kez kurşun bir maskelinin omzuna isabet etti.

Adam çığlık atarak yere düştü.

Panik başladı.

Yirmi kişilik daire bozuldu.

Bazıları kaçmaya çalıştı.

Bazıları saldırmak için öne çıktı.

Bazıları ise merkeze dönüp dua etmeye başladı.

Tam bir kaos.

Ve kaos başladığı anda...

Merkezdeki şey tepki verdi.

---

ÇAT!

Depodaki bütün lambalar aynı anda patladı.

Karanlık çöktü.

Sadece sembollerin kırmızı ışığı kalmıştı.

O ışık da odanın her köşesine kan rengi gölgeler yayıyordu.

Arseny'nin kulakları uğuldamaya başladı.

Sonra sesi duydu.

Bu kez yalnızca bir kelime değildi.

Bir cümleydi.

Ama anlamadığı bir dildeydi.

Yine de...

Bir şekilde ne anlatılmak istendiğini hissedebiliyordu.

Açlık.

Öfke.

Ve özlem.

Binlerce yıllık bir özlem.

O şey burada olmak istiyordu.

Bu dünyaya gelmek istiyordu.

Bu düşünce bile Arseny'nin içini ürpertti.

---

Masadan çıkan el daha da yükseldi.

Şimdi bileğe kadar görünüyordu.

Siyah çatlaklarla kaplı deri.

İnsan anatomisine benziyor ama aynı zamanda yanlış görünen eklemler.

Bir maskeli korkuyla geri çekildi.

— Hayır...

— Hayır...

— Bu olması gereken değil...

Adam cümlesini tamamlayamadı.

Çünkü el onu yakaladı.

Her şey bir saniyeden kısa sürdü.

Çığlık.

Bir gölge.

Sonra sessizlik.

Adam ortadan kaybolmuştu.

Sanki hiç var olmamış gibi.

Geriye yalnızca yere düşen maskesi kaldı.

O an depodaki herkes dondu.

Tarikat üyeleri bile.

Çünkü ilk kez anladılar.

Kontrolü kaybetmişlerdi.

---

Beyaz maskeli adam ise şaşırmamıştı.

Sadece hafifçe iç çekti.

— Aptallar.

Sesinde öfke değil.

Yorgunluk vardı.

Sanki bu manzarayı daha önce yüzlerce kez görmüş gibiydi.

Sonra silahını yeniden kaldırdı.

Ama bu kez hedef maskeliler değildi.

Merkezdeki eldi.

PAT!

Kurşun isabet etti.

Ve ilk kez...

O şey tepki verdi.

Depo sarsıldı.

Duvarlar çatladı.

Kafeslerdeki çocuklar çığlık attı.

Arseny kulaklarını kapatmak zorunda kaldı.

Çünkü ses fiziksel değildi.

Doğrudan zihnin içinde yankılanıyordu.

---

Arseny o anda bir şey fark etti.

Beyaz maskeli adam geri çekilmiyordu.

Tam tersine.

Masaya doğru yürüyordu.

Adım.

Adım.

Adım.

Sanki karşısında duran şeyden korkmuyordu.

Bu durum Arseny'yi rahatsız etti.

Çünkü korkmamak için iki ihtimal vardı.

Ya neyle karşı karşıya olduğunu bilmiyordu...

Ya da çok iyi biliyordu.

Ve ikinci ihtimal daha korkutucuydu.

---

Adam masaya birkaç metre kala durdu.

Ceketinin iç cebinden küçük bir nesne çıkardı.

Eski bir cep saati.

Gümüş renkliydi.

Kapağında karmaşık semboller vardı.

Arseny'nin gözleri daraldı.

Nedense o saati gördüğü anda içindeki huzursuzluk arttı.

Çünkü saat normal görünmüyordu.

Çevresindeki hava hafifçe bükülüyor gibiydi.

Sanki gerçeklik onun etrafında kararsız kalıyordu.

Beyaz maskeli adam kapağı açtı.

Tik.

Tik.

Tik.

Saat çalışıyordu.

Normal bir saat gibi.

Ama merkezdki göz...

İlk kez geri çekildi.

Gerçekten geri çekildi.

Sanki korkmuştu.

---

Arseny'nin nefesi kesildi.

Bir anlığına depodaki herkes aynı şeyi düşündü.

İmkânsız.

O şey korkabilir miydi?

Beyaz maskeli adam başını kaldırdı.

Ve gözün tam merkezine baktı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Hâlâ çok erken.

Tik.

Saatin sesi yankılandı.

— Bu dünya henüz sana ait değil.

Tik.

Merkezdeki göz titredi.

— Geri dön.

Tik.

Bir anda bütün semboller söndü.

Kan kırmızısı ışık yok oldu.

Masadan çıkan el çatlamaya başladı.

Dev göz bulanıklaştı.

Ve o anda...

Bütün depo karanlığa gömüldü.

Arseny son duyduğu şey onlarca insanın aynı anda attığı korku dolu çığlıklardı.

Ve ardından...

Mutlak sessizlik.