14. bölüm · Blackhart

Bir Zarf, Bir Uyarı

İlbey Yıldırım

Sessizlik.

Gerçek bir sessizlik.

Az önce depoyu dolduran fısıltılar kaybolmuştu.

İlahiler yok olmuştu.

O baskıcı his bile büyük ölçüde çekilmişti.

Yine de havada kalan bir ağırlık vardı.

Sanki burada yaşananlar duvarların içine işlemişti.

Arseny birkaç saniye boyunca olduğu yerde bekledi.

Gözleri karanlığa alışmaya çalışıyordu.

Herhangi bir hareket.

Herhangi bir ses.

Herhangi bir işaret arıyordu.

Hiçbir şey bulamadı.

Sonunda saklandığı yerden çıktı.

Adımları dikkatliydi.

Silahı hâlâ elindeydi.

Deponun zemini dağılmış sandıklarla ve devrilmiş eşyalarla doluydu.

Merkezdeki masa ise neredeyse tamamen parçalanmıştı.

Az önce gördüğü gözden eser yoktu.

Masadan çıkan o tuhaf elden de.

Sanki yaşananların tamamı bir kâbusmuş gibiydi.

Ama yerde baygın yatan maskeliler bunun gerçek olduğunu kanıtlıyordu.

Arseny çevresine bakındı.

Sonunda duvar kenarında eski bir gaz lambası buldu.

Lambayı kaldırdı.

Mekanizmasını kontrol etti.

Hâlâ çalışıyordu.

Çakmağını çıkardı.

Kısa bir çıtırtı duyuldu.

Ardından sarı ışık lambanın camının içinde titremeye başladı.

Loş aydınlık deponun karanlığını biraz olsun dağıttı.

Çocukların yüzleri görünür hale geldi.

Bazıları hâlâ korkudan titriyordu.

Bazıları sessizce ağlıyordu.

Bazıları ise olanları anlamaya çalışıyordu.

Arseny'nin bakışları beyaz maskeli adama kaydı.

Adam birkaç metre ötede duruyordu.

Sanki bütün yaşananlar sıradan bir günün parçasıymış gibi sakindi.

Elindeki cep saati kapanmıştı.

Ceketinin cebine geri koyuyordu.

Arseny ona birkaç saniye baktı.

Sonunda konuşan taraf kendisi oldu.

— Sen kimsin?

Adam başını çevirdi.

Beyaz maskenin arkasındaki yüz görünmüyordu.

— Bu sorunun cevabı şu anda işine yaramaz.

— Buna ben karar veririm.

— Genelde insanlar öyle düşünür.

Adamın sesi sakindi.

Ne kibirliydi ne de dostça.

Sadece sakindi.

Bu durum Arseny'nin daha da dikkatli olmasına neden oldu.

— Burada neydi?

Beyaz maskeli adam birkaç saniye sustu.

— Yanlış bir kapı.

— Ve onu açmaya çalışan yanlış insanlar.

Arseny'nin kaşları çatıldı.

— Açıklayıcı olmadı.

— Bilerek.

Bu cevap Arseny'nin hoşuna gitmedi.

Ama adamın yalan söylemediğini hissediyordu.

En azından tamamen.

Adam kafeslere baktı.

— Önce çocuklar.

— Sorular sonra.

Arseny birkaç saniye düşündü.

Sonra başını salladı.

Bu konuda haklıydı.

---

Kafeslerin kilitleri tek tek açıldı.

Bazı çocuklar dışarı çıkmakta tereddüt etti.

Bazıları ise kapı açılır açılmaz dışarı fırladı.

İçlerinden biri Arseny'nin koluna sarıldı.

Yaklaşık sekiz yaşlarında bir erkek çocuktu.

Yüzü solgundu.

— Bitti mi?

Arseny cevap vermeden önce duraksadı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Evet.

— Artık güvendesiniz.

Çocuk başını salladı.

Ama gözlerindeki korku kaybolmamıştı.

Muhtemelen uzun süre de kaybolmayacaktı.

Bir süre sonra bütün çocuklar kafeslerden çıkarılmıştı.

Aralarında normal çocuklar da vardı.

Garip fiziksel özelliklere sahip olanlar da.

Bazıları sessizdi.

Bazıları konuşuyordu.

Bazıları ise yalnızca etrafına bakıyordu.

Beyaz maskeli adam çocukları saydı.

— On yedi.

— Eksik yok.

Arseny bunu duyunca ona baktı.

— Sayıyı biliyor muydun?

— Tahmin ettim.

Bu cevap da pek tatmin edici değildi.

---

Yaklaşık on dakika sonra grup depodan ayrıldı.

Koridorlar hâlâ boştu.

Geminin bazı bölümlerinde alarm ışıkları yanıp sönüyordu.

Muhtemelen yaşanan titreşimler mürettebatı harekete geçirmişti.

Çocuklar ortada yürüyordu.

Arseny önde gidiyordu.

Beyaz maskeli adam ise en arkada.

Bir çoban gibi.

Sessizce.

Sürekli çevreyi gözlemleyerek.

Bu durum Arseny'nin dikkatinden kaçmadı.

Adam yalnızca güçlü değildi.

Tecrübeliydi.

Çok tecrübeli.

---

Sonunda yönetim merkezinin bulunduğu bölüme ulaştılar.

Kapının önünde iki güvenlik görevlisi vardı.

Çocukları görünce yüzlerinin rengi değişti.

Arseny doğrudan içeri girdi.

Yönetim merkezinde birkaç subay ve kaptan bulunuyordu.

İlk başta ne olduğunu anlayamadılar.

Sonra çocukları gördüler.

Ardından bazı çocukların üzerindeki numaralandırılmış bileklikleri.

Odanın içindeki hava değişti.

Kaptan ayağa kalktı.

— Tanrı aşkına...

— Bunlar da ne...

Arseny gaz lambasını masanın üzerine bıraktı.

— Geminizin alt katlarında bir tarikat faaliyet gösteriyordu.

Odadaki herkes dondu.

— Ne?

— Kurban töreni yapıyorlardı.

— Bu çocuklar oradaydı.

Sessizlik çöktü.

Kaptanın yüzü giderek sertleşti.

— Bu mümkün değil.

— Geminin her bölümü denetleniyor.

— O zaman denetimleriniz yetersiz.

Arseny'nin cevabı sertti.

Kimse itiraz etmedi.

Çünkü ortada yaşayan kanıtlar vardı.

Çocuklar.

Kafesler.

Maskeliler.

Ve geminin altında yaşanan açıklanamaz olaylar.

Kaptan sonunda derin bir nefes aldı.

— Bütün güvenlik ekiplerini toplayın.

— Alt güverteyi kapatın.

— Kimsenin gemiden ayrılmasına izin vermeyin.

Görevliler hemen harekete geçti.

Odanın içi bir anda yoğun bir koşuşturmaya dönüştü.

Fakat Arseny'nin dikkati başka bir yerdeydi.

Yanındaki beyaz maskeli adama döndü.

Bir şey söylemek istedi.

Ama adamın bulunduğu yere baktığında durdu.

Çünkü adam gitmişti.

Sessizce.

Hiç kimse fark etmeden.

Sanki başından beri orada bulunmamış gibi.

Geride yalnızca tek bir şey kalmıştı.

Masanın üzerinde duran küçük bir not.

Arseny notu eline aldı.

Üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu:

"Eğer Ottowa'ya gidiyorsan, geç kalma."

Arseny'nin gözleri daraldı.

Çünkü Ottowa'nın adını bu gemide yalnızca çok az kişi biliyordu. Çoğunluk çevre de ki diğer şehirlere gidiyordu.

Yönetim merkezindeki kargaşa giderek büyüyordu.

Mürettebat üyeleri koşuşturuyor, güvenlik görevlileri alt güverteye yönlendiriliyordu.

Kaptan sürekli emir veriyordu.

Bulunan çocuklar ayrı bir bölüme alınmıştı.

Doktorlar çağrılmıştı.

Sorular havada uçuşuyordu.

Fakat Arseny'nin zihni çoktan başka bir yere kaymıştı.

Elindeki nota.

Tek bir satır.

"Eğer Ottawa'ya gidiyorsan, geç kalma."

Notu tekrar okudu.

Sonra üçüncü kez.

Yazı sıradandı.

Mürekkep sıradandı.

Kağıt sıradandı.

Ama içerik değildi.

Çünkü Ottawa'ya gideceğini gemide bilen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Ve o beyaz maskeli adam kesinlikle onların arasında değildi.

En azından olması gerekmiyordu.

Arseny notu katlayıp cebine koydu.

Bir şeyler ters gidiyordu.

Hem de ciddi şekilde.

Bir saat sonra.

Gemi yeniden sakinleşmişti.

Resmi raporlar hazırlanıyordu.

Maskeli tarikat üyeleri gözaltına alınmıştı.

Fakat bu da Arseny'nin hoşuna gitmiyordu.

Çünkü yakalananların çoğu ne yaptığını tam olarak bilmiyor gibiydi.

Sorgulamalar başlamıştı.

Ve ilk sonuçlar garipti.

Çok garip.

Tarikat üyelerinin bazıları son birkaç ayı hatırlamıyordu.

Bazıları isimlerini bile söyleyemiyordu.

Bazıları ise yalnızca aynı cümleyi tekrar edip duruyordu.

— Kapı açılacak.

— Kapı açılacak.

— Kapı açılacak.

Doktorlar bunun psikolojik bir kırılma olduğunu düşünüyordu.

Arseny ise emin değildi.

Çünkü o gözü görmüştü.

Ve gördüğü şey insan zihnini parçalayabilecek türdendi.

———

Ertesi gün.

Gemi nihayet Kanada kıyılarına ulaştı.

Gökyüzü griydi.

Rüzgâr sert esiyordu.

Liman yoğun görünüyordu.

Arseny gemiden inerken son kez arkasına baktı.

Birkaç gün önce sıradan bir yolculuk gibi görünen şey artık çok uzakta kalmış gibiydi.

Ama hissi geçmiyordu.

Bir şey başlamıştı.

Henüz ne olduğunu bilmiyordu.

Ama başlamıştı.

Ve bu yalnızca bir tarikat meselesi değildi.

Bunu içgüdüleri söylüyordu.

---

Quebec City.

Şehir her zamanki gibi hareketliydi.

Geniş caddeler.

Taş binalar.

Hükümet merkezleri.

Bankalar.

Aristokrat malikaneleri.

İlk bakışta tamamen normal görünüyordu.

Ama Arseny'nin dikkatini çeken başka bir şey oldu.

İstasyondan çıktığı anda üç farklı kişiyi fark etti.

Onlar da onu fark etmişti.

Kısa sürdü.

Bir bakış.

Sonra gözlerini kaçırdılar.

Ama bu yeterliydi.

Takip ediliyordu.

Arseny yürümeye devam etti.

Hiçbir şey fark etmemiş gibi.

Yarım saat sonra emin olmuştu.

Üç kişi.

Sürekli değişen mesafeler.

Profesyonel hareketler.

Amatör değillerdi.

Ve bu durum soruları daha da artırıyordu.

---

Akşam olduğunda Arseny kaldığı otele ulaştı.

Kapıyı açtı.

İçeri girdi.

Odasını kontrol etti.

Her şey normal görünüyordu.

Fakat yılların alışkanlığıyla ikinci kez kontrol etti.

Sonra üçüncü kez.

İşte o zaman buldu.

Yatağın altında küçük bir zarf.

Otele gelir gelmez yerleştirilmişti.

Bundan emindi.

Çünkü oda yeni hazırlanmıştı.

Arseny zarfı açtı.

İçinden yalnızca tek bir fotoğraf çıktı.

Eski bir fotoğraf.

Yaklaşık kırk yıllık görünüyordu.

Fotoğrafta yedi kişi vardı.

Altı yetişkin.

Ve ortalarında duran küçük bir kız çocuğu.

Arseny'nin dikkati hemen kıza kaydı.

Çünkü kızın boynunda yedi uçlu yıldız sembolü vardı.

Aynı sembol.

Gemide bulunan sembolün aynısı.

Fotoğrafın arkasında ise tek bir cümle yazıyordu.

"İlk Kız hiçbir zaman ölmedi."

Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.

Arseny yavaşça sandalyeye oturdu.

Ve ilk kez...

Quebec City'e gelir gelmez birilerinin onu beklediğini fark etti.