Bizim Savaşımız kitap kapağı

7. bölüm / 12

Bizim Savaşımız

Bölüm 6: Gül Ve Papatya

Vaveyla Yazarı: Kitapyazar23 ~*

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: Bölüm 6: Gül Ve Papatya

Ve evet... Bulmuştu. Sigara külü bulmuştu. O kişi her kimse, benim arka bahçemde sigarasını içip buraya atmıştı. Emindim çünkü bu evde kimse sigara içmiyordu...

"Polise gidelim," dedi Defne; heyecandan yerinde duramıyordu. "Tamam da polise gidip ne diyeceğiz? Bahçede sigara bulduk ve arkadaşımızı tehdit eden kişinin o olduğunu düşünüyoruz. Nerede kanıt?"

Bartu'nun dedikleri hepimizin moralini bozup sinirlenmemize yetmişti. "E o zaman Lara'nın tanıdığı ve sigara içtiği kişileri sorguya çekelim." Bartu, Elina'nın dedikleri üzerine ona ters ters baktı. "Belki de tanıdığı birçok kişi sigara kullanıyordur. Hepsini çekemeyiz. Hem böyle bir şeye hakkımız da yok. Kabul etmeyebilirler."
"Bir şey olmaz, konuşmayanları döve döve konuştururuz."

"Polise şikâyet edebilirler."

"Etmemeleri için tehdit ederiz."

"Senin ne işin var burada? Saçma sapan fikirler söyleyip zamanımızı almaktan başka bir şey yaptığın yok."

Elina, Bartu'nun üzerine doğru yürüyüp yakasından tutarak kendine doğru çekti.
"Bana bak ahmak," dedi Elina, dişlerini sıkarak. "Madem bizim önerdiklerimizi beğenmiyorsun, sen söyle bakalım. Neymiş o aklındaki dahiyane plan."

"Elina, lütfen önce sakin olur musun? Hem böyle hiç ilerleyemeyiz. Bartu haklı. Sigara külü gerçek bir kanıt değil."

Elina, önce onu sakinleştirmeye çalışan Defne'ye, sonra da hâlâ yakasını tuttuğu Bartu'ya bakıp yakasını bıraktı.

"Önce fotoğrafını çekelim," dedi Bartu. "Böylece kanıtın fotoğrafı bizde kalır," dedikten sonra hemen telefonunu çıkarıp küllerin fotoğrafını çekti. Sonra bana dönüp, "Fotoğrafın o köşeden çekildiğine emin misin, Lara?" diye sordu. "Evet, kesinlikle oradan çekilmiş. Çünkü yoksa fotoğraf o açıdan olmazdı." "Peki o zaman neden sigara külleri burada?" Nehir'in sorduğu soru üzerine Bartu kaşlarını çattı. "Siz salaklar hâlâ anlamadınız mı? O gerizekâlı bahçede dolaşmış işte. Fotoğrafı orada çekmiş, sonra biraz dolaştıktan sonra gelip burada sigarasını içmiş," dedi Elina.

Bartu alınarak Elina'ya baktı. "Ben biliyordum zaten. Sizin aklınız ne kadar çalışıyor, ona baktım sadece. Çok sevinme yani."

"Arka bahçende sigara içmeye cesareti olan biri demek. O zaman rahat biridir, soğukkanlıdır. Çünkü hangi tehditçi kurbanının arka bahçesinde sigara içer ki? Belki bizden korkmadığını belirtmeye çalışıyordur. Veya sadece bizi oyuna getirmeye çalışıyordur." Nehir, uzun bir süre sonra ilk kez bir şey demişti. Ve dedikleri bayağı mantıklıydı. Biraz daha bahçede kaldıktan sonra içeri geçtik.

"BEKLEYİN!" İçeri girer girmez Mirza'nın bağırmasıyla hepimiz hızla ona döndük. Bir şey bulduğunu sanıp heyecanlanmıştık. Ama Mirza, "Şimdi biz gizemli kişiyi kendimiz arıyoruz. Yani dedektiflik yapıyoruz," deyince sinirle ona bakakaldık. Mirza'dan ne bekliyorduk ki zaten? Elina bu sefer de Mirza'ya yürüyüp onun yakasından tuttu ve kendine çekti. "Seni gerizekâlı. Oyun mu sanıyorsun sen bütün olanları?" diye kükredi.

Mirza, ne yapmasını bilmiyormuş gibi Elina'ya baktı. İstese onu iki saniyede hastanelik edebilirdi. Mirza'nın bu korkmuş hâlini gören Elina ufak bir kahkaha attı.

"Benim evde mantar panosu var. Onu getireyim mi diyecektim. Bulduklarımızı oraya yapıştırırız diye," Mirza düşüncelerini söyleyince Elina biraz düşünüp onu bıraktı.

"Güzel düşünmüşsün, Emirhan, aferin."

"Sağ ol. Ama senin için de aynı şeyi söyleyemem, Nagehan." "İstersen ben bir şey demeyeyim, yumruklarım desin. Nasıl olur?" "Bence yumrukların benimkileri yenebilecek kadar güçlü değil, o yüzden büyük konuşma."

Elina bir şey daha diyecekti ama Defne bugün ikinci kez onların çatışmasını böldü.
"Artık bu kadar yeter mi sizce? Kavga etmek istiyorsanız gidin başka yerde edin. Yanımızda durup oyalamayın." "Kusura bakmayın, ben sinirlenince kendimi tutamıyorum. Emirhan da beni sinir etmekten başka bir şey yapmıyor," diye direkt savunmaya geçti Elina. "Nedense varlığı bile sinir olmama yetiyor ama artık tepki vermeyeceğim."

Mirza, Elina'nın son söylediklerinden sonra ona ters bir bakış attı ve, "Kusura bakmayın, ben de nadiren sinirlenirim ama Nagehan'ın varlığı da beni sinir ediyor. Ama ben de artık tepki vermeyeceğim," diye Elina'yı taklit etti.

"Evinde panonun ne işi var diye sormayacağım bile. Sen kesin boş vakitlerinde dedektiflik oynuyorsundur. Ama getir, evet," Bartu lafını bitirir bitirmez Mirza montunu bile giymeden dışarıdaki soğuğa koştu.

"Şey, acelesi yoktu aslında ama..."

"Sorun değil, Bartucuk. Ev çok uzak değil zaten."

"Acaba birimiz yardıma mı gitsek?" diye öneride bulundum.
Nehir başını onaylarcasına salladı. "Ben giderim," deyip Mirza'nın arkasından koştu.

Tam o anda Defne'yle göz göze geldik. Gözleri bir saniyeliğine acıyla doldu. Bir saniyelikti ama fark etmeme yetmişti ve aynı şeyi düşündüğümüzü anladım.

2 hafta önce

- Lara

- Konuşmamız lazım.

- Çok kötü bir şey oldu, lütfen buluşalım.

- Ölüyorum, Lara.

Defne'nin mesajlarına bakıp endişelenmeye başladım.

- Ne oldu?

- Tamam, nerede buluşalım?

- Evine geliyorum.

Cevap vermesini bekledim ama cevap bir türlü gelmedi. Aramaya çalıştım fakat ulaşamadım ve yarım saat bekledikten sonra evine gitmeye karar verdim. Kapısına sertçe tıkladım ama kimse açmadı. Daha sert denedim, yine açan yoktu. Ellerim kızarıp ağrıyıncaya kadar vurdum. Hâlâ açan kimse yoktu. Defne bir keresinde paspasın altında yedek anahtar olduğunu söyleyince o hâline gülüp gereksiz bulmuştum fakat şimdi çok mantıklı gelmişti. Yedek anahtarı alıp kapıyı açarak hızlıca içeri girdim.

"DEFNE!" diye adını defalarca haykırdım, odasına koşarak. Yatağında uzanmış, hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Gözleri kapalıydı. Korku içinde ona yaklaştım. Birden gözleri fal taşı gibi açılınca bağırarak geri çekildim. Beni görünce o da bağırmaya başladı. "Lara, kafayı mı yedin? Evime baskın mı yapıyorsun?" dedi kulaklıklarını çıkararak. Kulaklıklarını taktığı için kapıyı duymamıştı. Nefes alışımı düzene sokmaya çalışırken ona öfkeyle baktım.

"Öleceğini söylüyorsun, sonrasında mesajlarıma cevap vermiyorsun. Kapını çalıyorum, sabahtan aşağıda ona da bakmıyorsun. Ne yapmamı bekliyorsun, eve geri mi dönseydim?" diye bağırarak sinirle yüzüne söyledim.

Söylediklerime güçsüz bir fısıltıyla cevap verdi.
"Teşekkür ederim," dedi, yanındaki boş yeri gelmem için işaret ederek.
"Özür dilerim endişelendirdiğim için. Müzik dinleyeyim derken uykuya dalmışım, ondan," dedi.

Yanına oturup ona baktım. Defne normalde zaten sakin biriydi ama şimdi biraz değişik bir şekilde sessizdi.

"Ne oldu?"

Bana bakınca gözleri doldu.
"Özür dilerim," diye fısıldadı.

Ne için özür dilediğini anlamamıştım.
"Ne oldu?" diye tekrar sordum.

"Hastayım," dedi.
"Ölüyorum." Şok içinde ona baktım. Dedikleri sanki başka bir dildi. Ya da beynim, anladığı şeyi anlamamak için direniyordu. Kendim bile fark etmeden,
"Çorba iç," dedim. "Sana yapayım mı?"

Dediklerim Defne'nin büyük bir kahkaha atmasına neden olmuşken ben hâlâ şok içinde ona bakıyordum. Bir anda gülüşü solmuş, yerini dolan gözler almıştı. Yutkunarak bana baktı. "Kalp hastasıymışım, Lara. Ben de bugün öğrendim," dedi. Gözünden bir damla yaş akınca sonunda dediklerinin anlamını anladım. "Tedavisi vardır kesin. Hiç korkmana gerek yok," dedim. Onu mu, yoksa kendimi mi bunlara inandırmaya çalışıyordum bilmiyorum. Ama bunları söylerken sesim titriyordu.

Defne başını sağa sola salladı ve şimdi gerçekten ağlamaya başlamıştı.
"Tedavisi yokmuş, Lara. Ben ölüyormuşum," dedi, hıçkıra hıçkıra ağlayarak. Kollarımı ona sardım ve ben de ağlamaya başladım. İki arkadaş o odada sessizliğin içinde birbirlerimize sarılıp ağladık. Bir şey diyemedim. Ne diyebilirdim ki? Bazen sessizlik daha iyidir.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Belki dakikalar, belki saatlerce sürmüştü bu acı dolu sessizlik. Ama en sonunda Defne kalkıp birazcık yalnız kalmak istediğini söyledi.

Evime varmak üzereydim ve gözümdeki yaşlar akmamak için direniyorlardı.

Evime ne zaman vardım, ne zaman banyoya gidip yüzümü yıkadım bilmiyorum. Odama gidip yere çöktüm ve o ana kadar direnen gözyaşlarımı serbest bıraktım. Kapım tıklanınca cevap vermedim. Bir kere daha tıklanınca yine cevap vermedim. Kapı açıldı ve annem beni öyle yerde otururken görünce hemen içeri girip bana sarıldı.

"Ne oldu kızım? Anlatsana, Lara. Niye ağlıyorsun?"

"Anne... Def... Defne o... o ölüyormuş. Hastasıymış."

Annem şok içinde bana baktı ve sonra daha sıkı sarıldı.
"Tamam kızım. Tamam, prensesim. Ağla, ağla ve içindeki acıyı dışa vur kızım," dedi annem. Ve ben onun dediğini yaptım.

Yarım saat sonra anneme yalnız kalmak istediğimi söylediğim için gitti. Kulaklıklarımı takıp son ses şarkı dinlemeye başladım.

Şarkının sözlerini tenimde hissetmeye başlarken gözlerimi kapattım.
Defne'nin yaşadığını bildiğim bir dünya hayal ettim.

Yatağıma geçip uzanınca ne kadar yorulduğumu fark ettim.
Ve en sonunda kendimi rüyasız bir uykunun huzurlu kollarına bıraktım.

Günümüz

Defne'ye acı dolu bir gülümseme sundum. Aynısını yapınca sanki kendi gülümsememi görür oldum. Keşke onu teselli edecek bir şey söyleyebilseydim. Keşke onu sevindirecek bir şey yapabilseydim. Keşke o hastalığı bedenimde çekebilseydim. Ama bunlar sadece keşkelerdi. Sadece beş harften oluşan ama anlamı anlayana büyük olan bir kelimeydi.

"Siz ikiniz neden âşık çiftler gibi birbirinize bakıp sırıtıyorsunuz?" Elina'nın dedikleri bizi bu dünyaya geri getirmişti. Dediklerine sinirli bir bakışla cevap verdikten sonra somurtarak önüme döndüm. Defne ona tatlıca gülümseyince dönüp ona sırıttı.
"Bak, bu kız benim şakalarımı anlıyor. Örnek almanı öneririm."

"Ama Nehir, sen beni anlamıyorsun," Mirza kocaman bir panoyla içeri girerken öbür yandan da Nehir'e kızıyordu. Elina gözlerini devirerek Mirza'ya baktı.
"Yine ne oldu?"

Mirza abarta abarta Elina gibi gözlerini devirip ona baktı.
"Sen bir sus, Nagehan."

Elina'yı susturup bize döndü.
"Arkadaşlar, birbirimize bir söz verelim mi? Arkadaşlık sözü gibi bir şey."

Dediklerini çocukça bulsam da bende merak uyandırmadı değil.

"Nasıl bir söz?" Nehir aklımdaki soruyu sorunca bakışlarımı bir anlığına Mirza'dan ona çevirdim.

"Şimdi içimizden biri mesela bir zombiye dönüştü, o zaman öbürlerimiz kaçmaya çalışmayacak. Kendini ısırttıracak. Ve böylece altı zombilik bir ekip olarak tüm dünyayı ele geçirebiliriz."

Ben içten içe Allah'tan sabır dilerken Elina, Mirza'ya onu dövecekmiş gibi bakıyordu.
"Gerçekten mi, Emirhan? Hayalin bu mu? Zombi olup dünyayı ele geçirmek."

"Merak etme, Nagehan. Bu fikri sevmeyeceğini bildiğim için planıma seni dahil etmedim zaten. Sadece ben ve ekibim varız. İstesen de istemesen de sen dünyayı ele geçiremeyeceksin."

"Sana teşekkür edeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi ama Allah razı olsun, cidden."

Mirza kaşlarını çatıp ona baktı.
"Peki sen söyle o zaman, neymiş senin hayalin? Benimkini böyle küçümseyebiliyorsan seninki çok daha iyidir muhtemelen."

Elina önce birkaç saniye donakaldı, sonra alaycı gülümsemesini tekrar yüzüne yerleştirdi.
"Senin dünyayı ele geçirme hayalin benimkinin yanında bir hiç, Emirhan. Bu kadar bilgi sana yeter. Hem daha fazlası o küçük beynine sığmaz zaten."

Mirza dişlerini sıkarak ona baktı ve tepki vermemeye karar verdi.

"Bence harika bir fikir, Mirza," dedi Defne, neşesini geri kazanabilmek için. "Hem böylece dünyadaki bütün yemekleri yeriz."

"Hem de beleşe yeriz," dedi Nehir gülerek.

Mirza gülerek onlara baktı.
"Siz salak mısınız lan? Zombiler yemek yemez ki."

Gülerek başımı iki yana salladım.
"Öyle bakarsan zombi diye bir şey de yok." Mirza bana bakıp işaret parmağını sus dercesine dudaklarına koydu. Onlar hâlâ zombiler hakkında konuşurken gözlerim kapanacak gibi oldu. Garip zombi konuşmalarını dinleyecek hâlim olmadığı için buradan ayrılıp odamda kafamı dinlemeye karar verdim.

"Ben odama çıkıyorum," deyip hemen kalktım.

Yukarı çıkıp elime kalemimi ve şiir defterimi aldım, ne yazabilirim diye düşündüm. Cama vuran yağmur damlalarına baktım. Geçmişte pişman olduğum şeyleri düşündüm. Aklıma hiçbir şey gelmeyince sinirle kalemimi masaya atıp defterimi kapattım.

Tam o sırada Nehir içeri girdi.
"Sorun mu var?" Gözlerini kısıp bana endişeyle baktı.

"Yazmak istiyordum ama aklıma bir şey gelmedi."

"Onun dışında da bir şey var, görüyorum."

"Onun dışında bir şey yok."

"Var, görüyorum."

"Yok diyorum."

"Var görüyorum," deyince pes ettim. Bu inatçı yanı hem sinirimi bozmuş hem de beni bu kadar iyi tanıdığını bir kez daha gösterdiği için boğazımda bir yumru oluşturmuştu.

"Gitmesin."

Söylemek istediğim birçok şey vardı ama boğazımdan çıkan tek kelime buydu. Nehir anlamayarak bana baktı ve saniyeler sonra vücudu donakaldı.

"Bir şey olmalı, Nehir. Gitmesini engellemek için bir şey olmalı. Nasıl tedavisi olmaz?" dedim, acıdan kısılmış bir sesle.

"Bilmiyorum, Lara. Bazen olmuyor işte. Nasıl bazı aşklar yarım kalıyorsa, bazı arkadaşlıklar da yarım kalıyor ama insanlar çoğu zaman bu acıyı unutuyor işte," dedi.

Gözlerinden bir damla gözyaşı dökülürken,
"Lara, sarılalım mı? Acımızı paylaşalım mı?" dedi.

Burnum akmaya başlarken sandalyemden kalkıp sarıldım. Sarıldım çünkü ikimizin de buna ihtiyacı vardı. Ben kaybetme korkusunu, acısını Defne'nin öleceğini öğrendiğim günden beri içimde tuttuğum gibi Nehir de tutmuştu ve artık bu duyguları dışa vurmaya ihtiyacımız vardı. Ve bunun için birbirimize destek olup sarılıyorduk.

Nehir bir anda benden uzaklaşıp gülmeye başladı.
"Aman yeter, abartmayalım," deyip yanaklarını ıslatan gözyaşlarını kuruttu. Masamdaki peçeteyi alıp ona uzatınca burnunu temizledi ve bana baktı.

"Allah kahretsin ya, bugün de ağlamasam ne olurdu sanki," diye güldü.
"Bu arada, Lara..." Bir anda utangaç sesini duyunca ona merakla baktım.

"Müzik dinleyerek dene, işe yarıyor," dedi, güldüğü belli olan bir sesle.

"Neyi müzik dinleyerek deneyeyim?" diye sordum.

"Şiir yazamadın ya... bir de müzik dinleyerek dene, işe yarar," deyince göz temasından özenle kaçınıyordu. Afallayarak ona baktım. "Sen nereden biliyorsun?" diye sorunca omuz silkmekle yetindi ve kızaran yanaklarını gizleme çabasında bulunmadı.

"Öyle işte. Neyse, ben aşağı ineyim yine, sen de birazdan gel," deyip odamdan çıktı.

Kulaklığımı takıp kalemi yeniden elime aldım ve biraz düşündüm. Camımın önünde kuruttuğum papatyalara baktım ve tebessüm ettim. Müziği tenimde hissederken aklımdaki tek şey en sevdiğim iki çiçekti. Aşkın çiçekleri diyordum ben bunlara: gül ve aynı zamanda umut çiçeği olan papatya. Yazmaya koyulunca yüzümdeki gülümseme hâlâ silinmemişti.

Gül ve papatyanın karışımıydım ben.
Gül gibi sessiz severdim,
Ama yalnız kalınca papatya gibi
"Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye düşünürdüm.

Gül gibi seni bilemezdim.
Ama yine de,
Papatya gibi senden vazgeçemedim.

Gül gibi incinmekten korktum,
Papatya gibi incindim.

Ve her iki çiçek gibi,Yarım kaldım...

Bir bölümün daha sonuna geldik! ilk olarak şunu söyleğim, hikyayeyi düşünüp yazdığım gibi az önce okuduğunuz şiiride ben düşünüp yazdım. yani kesinlikle çalıntı değil.

Buraya kadar okuyanlara bir sorumda var: şimdiye kadar hikyeyeyi nasıl buldunuz? Karakterlerin kişilikleri şimdiye kadar hoşunuza gittimi?

Ve son olarak hepinize teşekkür ederim🩷 Bir sonraki bölümde görüşme dileğiyle, Allaha emanet olun🩷💞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18