Bizim Küçük Sırrımız kitap kapağı

4. bölüm / 4

Bu Parti Bana Uygun Değil

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bu Parti Bana Uygun Değil

“Kızım, uyansana artık, ya!”

Coroline sinirden beni öldürecekti. Yarım saattir yatağıma gidip geliyor, hazırlanırken beni de aynı zamanda uyandırmaya çalışıyordu. Kalkmak istiyordum ama aynı zamanda vücudumu sarıp sarmalayan sıcacık yatağımdan nasıl ayrılacaktım? Beni sanki içine gömüyordu.

“5 dakika...” demeye kalmadan Coroline üstümdeki pikeyi çekti. Anlık bir üşümeyle titredim.

“Coll, yapma. Çok yorgunum, lütfen,” dedim ama beni hiç dinlemedi bile. Ellerimden tutarak ayağa kaldırdı.

“Bugün önemli derslerimiz var, Sof. Ayrıca akşamki partiye sensiz gidemem.”

Gözlerim o anda kısık bir şekilde etrafa alışmaya çalışıyordu. Karşımda duran Coroline’a baktım ve gözlerim tamamen büyüdü.

“Coroline, senin bu hâlin ne!”

Kendinden emin bir tebessümle gülümsedi ve etrafında tam tur döndü. Sanki “Nasılım?” dercesine kaşlarını havaya kaldırdı ve tekrar gülümsedi. Siyah payetli bir etek, üstüne askılı siyah saten bir üst giymişti. Saçları yarı topluydu. O inanılmazdı.

Arkadaki aynaya gözlerim iliştiğinde neden görünmez olduğumu anlayabiliyordum.

“Akşamki parti için hazırlanacak vaktim yok. Şimdiden hazırlanmalıyım, Nasılım?"

“Efsane olmuşsun, Coll. Sana hayranım da neyin partisi, ben anlayamadım.”

Coroline inanılmaz şaşırdı. Elimi bırakıp başını iki yana salladı ve çantasına bir şeyler tıkıştırmaya başladı. Oradan oraya gidiyor, sürekli bir şeyler bulmaya çalışıyordu.

“Ne tuhafsın, Sof. Hokey takımının düzenlediği sonbahar partisi var bu akşam, nasıl unutursun?”

Etraflıca düşünsem de asla hatırlayamadım. Saatime baktığımdaysa çoktan sekiz çeyrek civarında olduğunu gördüm. Hemen ben de eşyalarımı toparlamaya, hızlıca hareket etmeye başladım.

“Unutmak değil bu, Coroline. Bundan benim haberim yok. Ayrıca dün sahayı temizliyordum ve hiçbir yerde afiş falan yoktu.”

Üzerime kahverengi, kirli beyaz bir gömlek, altıma ise siyah triko pantolon giydim. Büyük çantama laptopumu, tokamı falan, ne bulduysam fırlatıyordum.

Coroline ise yan odadan kahkaha atmaya başladı.

“Aman Tanrım, Sof, sen tam bir asosyalsin ya! Bu, hokey takımının gizli etkinliğidir ve sadece takımın davet ettiği kişiler gidebilir. Bu yüzden sen olmadan gidemem, olay bu.”

Son olarak çoraplarımı geçirip Coroline’ın odasına geçtim. Kapı eşiğine yaslanıp ona baktım.

“Dediğin gibi, Coroline, ben asosyalim. Manyak mısın? Ben seni nasıl o partiye sokayım?”

Coll gözlerini devirip diğer ayakkabısını da giydikten sonra yanıma yaklaştı ve kafama iki parmağıyla hafifçe çarptı.

“Kızım, sende aklın A’sı yok ya. Cole senden her ay düzenli not almıyor mu? Her yerde seninle sohbette etmiyor mu? Yani rica etsen direkt sokar bizi.”

Dışarıdan böyle gözükmeme içim gitmişti. Anlık bir gülümsemeyle dudağımın içini ısırmaya başladım. Evet, doğruydu. Nerede görse es geçmiyor, her zaman bir konu açıyor, bir şeyler söylüyordu. Düşünüyorum da benimle ilgili çok detay konuları bile unutmuyordu.

“Altına mı yaptın, ne bu yüz ifadesi?” diye beni kendime getirdi Coroline Sağ olsun, ardından yanımdan ayrılıp direkt çıkış kapısına yöneldi.

“Sen ayarlayınca bana haber verirsin. Ayrıca üstüne benim dolaptan bir şeyler giy. Böyle gidersen intihar ederim.”

O çıktıktan sonra tekrar kapının yanındaki boy aynasına ilişti gözüm. Yanına yaklaştım, kendimi baştan aşağı süzdüm. Ne onun kadar güzeldim ne de onun kadar havalı. Bu saatten sonra da olmazdı zaten. Ne kadar öyle davranmaya çalışırsam çalışayım, sanki bana birkaç beden büyük birinin kıyafetini giymişim gibi duracaktı, üstüme olmayacaktı. Herkes Sof’u artık böyle tanıyordu. Sof’sa zaten buydu. Bu yüzden derin bir nefes aldım ve kendi kendime yalandan gülümsedim. Coroline için o partiye gidecektim. Belki çok az bir zaman takılır, çıkardım ama benimle tek iyi geçinen arkadaşımın da güvenini boşa çıkarmayacaktım. Cole için biraz endişeliydim açıkçası. Pek izin vereceğini düşünmüyordum ama yine de şansımı denemem gerekiyordu. Bu Coroline içindi.

Ardından hazırlandım ve okula doğru ilerledim.

İlk birkaç dersin ardından öğlen arasında yemekhaneye geçtim. Yemek aldığım sırada birkaç sıra önümde Cole olduğunu fark ettim. Yanında ise Dean duruyordu. Beraber gülüp eğleniyor, şakalaşıyorlardı. Dean’ın Cole ile bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum.

Yemeklerini alıp bir masaya geçtiler. Ben de kendi yemeğimi aldıktan sonra etrafımı ne kadar incelesem de bomboş bir masa bulamadım. Her yer dopdoluydu.

“Hey Sof! Heyy!”

Cole’un bana seslendiğini duydum. Ayakkabılarımın içinde ayak parmaklarımın içe çekildiğini hissettim. Böyle anlarda kalbim sanki kan pompalamakta ek mesai yapıyordu.

“Kızım, gelsene!” diye tekrarladı.

Kendime gelip yavaş adımlarla masalarına yaklaştım ve yanlarına oturdum. Ne kadar da harika bir üçlüydük böylesine. İki sırdaş, bir platonik âşık ve iki sıkı arkadaş.

“Hoş geldin masamıza, Notçu. Bu arada arkadaşım Dean. Mutlaka tanıyorsundur zaten.”

Göz göze geldik. Dean’ın bıyık altından gülümsemesini anlayabiliyordum. Ona bakıp ben de hafif sağ kaşımı havaya kaldırdım ve elimi uzattım.

“Hayır, tanımıyordum,” diye dudaklarımı mahcup olmuş gibi içine büktüm.

Dean elimi sıktı.

“Dean’ı tanımıyordun, nasıl yani ya?”

Cole sanki Dean süperstarmışçasına şaşırdı. Ona yöneldim. Evet, tanımıyordum-en azından düne kadar- Hiçbir fikrim yoktu. Kendisi hakkında tek bildiğim, kural ihlalcisi bir amatör olduğuydu.

“Evet, kendisi tanınması gereken biri midir?” diye sordum.

Dean ve Cole göz göze gelerek birbirlerine güldüler. Sanki dünyanın en anormal şeyini diyormuşum gibi.

“Dünyadan Sofia’ya, sen gerçek misin? Dean hokey takımının yüzü ve kaptanı. Üniversite şampiyonluklarında ise kaç tane birinciliği var, saymadım.”

Dean elini dudağına götürmüş, oynuyordu. Kafası masaya yönelikti ama gözlerini kaldırıp bana baktı ve küçük bir tebessümle beni selamladı. Dün akşamı hatırlayıp yaptıklarımı film şeridi gibi oynattım. Nasıl yani ya, dedim kendi kendime. Tamam, hokey maçlarını veyahutta okul magazinlerini falan takip etmiyordum ama bunu bilmeyecek kadar da asosyal miydim? O an biraz hayatımı gözden geçirmem gerektiğini anladım.

“Notlardan başını kaldırıp ara sıra aramıza katılman ne hoş,” dedi Cole ve tekrar gülmeye başladı. Beraber eğleniyor gibi duruyorlardı.

Gülümsemeyle geçiştirmeye çalışsam da moralim oldukça bozulmuştu. Normalde ben böyle bir insan değildim, hem de hiç. Eskiden bir anlamım olurdu; okuldaki dedikoduları bilirdim veyahutta en önemli takımın kaptanını falan... Üniversite ve getirdiği sorumluluklar, benim onlara yüklediğim anlam ve yanımda durmayan ailem işin içine girince yeni Sof buydu işte. Okul takımının yüzünü bilmeyen bir üniversiteli. Ne ucubeyim ama.

Cole’un keyfinin yerinde olduğunu görünce aklıma direkt Coroline geldi. Parti için izin alacak daha iyi bir zaman düşünülemezdi.

“Evet... Duyduğuma göre akşam bir parti varmış, öyle mi? Belki orada bu yanımı biraz daha keskinleştiririm. Ne dersin, Cole?” dedim.

Hayatımda galiba birkaç sefer yaptığım bir şeyi yaparak birinden, istemediği hâlde, bir şey rica ettim.

Cole önce bana, sonra Dean’a baktı. Yayıldığı sandalyeden duruşunu düzelterek dikleşti ve bir anda suratı asıldı. Çok moral bozulmuş gibi değil de tadı kaçmış gibi bir hâli vardı. Bunu kesinlikle yapmamalıydım. Çok utanıyordum...

“O partiler sana zarar verir, Sof. Senin bu hâlini seviyorum,” dedi.

Önüne eğildi ve saçlarımı okşayarak bozdu. Önündeki tabağı aldı ve ayağa kalktı. Dean’e yönelip:

“Geliyor musun?” dedi

“Yemeğim daha bitmedi, Cole. Sınıfta görüşürüz.”

Aslında bunun olacağını biliyordum. Cole’un dediği gibi o partiler için uygun değildim. Yemeğime yönelip düşünmeye başladım. Asıl sorun o partiye gidip gitmemem değildi aslında... Coroline bu parti için inanılmaz hazırlanmıştı ve bana güveniyordu. Ve ben o güveni boşa çıkaracaktım. Galiba bana dünyada şu an arkadaşlık yapan tek kişiyi de kaybediyordum. Eminim bir daha Cole ile konuşmayacaktım. Zaten tekila anısını bile unutmuyordu. Bunu kesin yüzüme vurmaktan çekinmeyecekti.

“Galiba beni okuldan tanımayan tek kişi sensin, ha.” diye bana seslendi Dean, Artık ikimiz başbaşaydık.

“Cole’un dediği gibi ben uzaylıyım.”

“Keşke ben de uzaylı olsaydım. Hayat daha stabil.”

Hafif bir gülüşle arkama yaslandım. Galiba stres olduğumu anlamıştı ve beni gevşetmeye çalışıyordu. Dean iyi biriydi diye düşünmekten kendimi alamadım.

“Stabil ve sıkıcı,” dedim.

“Stabil ve harika... Bu arada o saçma partiye neden gitmek istiyorsun ki?”

Kaşlarım çatıldı ve şaşırdım. Samimi bir hâli var gibi duruyordu. İki erkek dostum bana o partiye gitmememi ve saçma olduğunu söylüyor ama aynı zamanda bu partiyi düzenleyen onlardı ve en eğlenecekler de gene onlardı. Anlamıyordum. Kafamda uymayan bazı şeyler vardı.

“Saçma dediğin partiyi siz düzenliyorsunuz, bilmem farkında mısın?”

Başını iki yana sallayıp çenesini okşadı. Vücudu gerilmiş gibi duruyordu. Yemeğini bırakıp peçeteyle ağzını sildi ve o da arkasına yaslandı.

“Bu bir gelenek Sofia, ama senin gibi biri için uygun değil.”

“Benim için neyin uygun olup olmadığına sen ve Cole mu karar veriyorsunuz?”

“Hayır tabii ki... Onunla aranda ne var senin?”

Donakalmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. İnsanlar-Dean ve Coroline - sürekli Cole ile aramdaki şeyi soruyor veyahutta onun bana kıyamayacağını söylüyordu. Daha ben bile hiçbir şeyden emin değilken, emin olmayı geç, ilişkimiz kardeşlik mi, dostluk mu yoksa başka bir şey mi anlamazken onlar böyle anlıyordu, böyle sorular soruyordu. Beni aslında Cole hakkında daha çok düşünmeye itiyorlardı. Ben uzak durmaya çalıştıkça daha çok düşünüyordum, daha çok parça birleştirmeye çalışıyordum, daha çok saçmalıyordum.

“Ne saçmalıyorsun sen?” dedim

“Yani ilk defa sevdiği bir kızın o partiye olan isteğini reddettiğini görüyorum. Pek Cole’luk değil.”

“Sadece beni o partide görmek istemiyor. Ben Notçu Kız’ım, o kadar. Pek olayım yok.”

“Bayağı bir olayın var aslında.”

“Anlamadım, ne saçmalıyorsun ya?”

“Tamam o zaman, Notçu Kız. Benimle bu akşam partiye gel. Ne dersin?”

Bu konuşmadan çıkarılacak hiçbir sonuç yoktu, hiçbir anlam ifade etmiyordu zaten. Kafamda Coroline ve Cole varken bu konuşmaya dâhil de olamıyordum. Ne hakkında konuştuk, beni neden davet etti, hiçbir fikrim yoktu.

“Neden sıkıcı asosyal kızla partiye gitmek istiyorsun, patron?”

“Öyle olduğunu düşündüğümü söylemedim. Bu bir. İkincisi ise gelmek istiyorsun ve bana iyilik yaptın.”

“Abartma, karşılıklıydı. Ayrıca sen birincisin, kaptansın, ünlüsün. Koç sırf antrenman yaptın diye senden vaz mı geçecek? Bu işler bayağı aptalca gelmeye başladı.”

“Koç babam... Hayatım boyunca beni diğerlerinden ayırmadığını kanıtlamamak için çok sert davrandı. En normal kişiye davrandığının bile üç katı acı çektim. Yani gördüğü an hayatım biter,” dedi ve masaya doğru yakınlaştı. Artık çok gerilmişti.

Ona güvenmeyi tercih ettim. Büyük ihtimalle doğru söylüyordu. İyi anlamda garip hissediyordum. Dean sanki yılda bir gördüğün ama o çok sevdiğin kuzenin gibi bir his uyandırıyordu bende veyahutta üniversiteden yazın birkaç aylığına gelen abim gibi. Dean evdi, Dean huzurdu, Dean kardeşti. Dünden beri bende bu hisleri uyandırıyordu. İnanılmaz güven veriyor ve beni iyi hissettiriyordu. Cole gibi gerilmiyordum, kızarmıyordum, istediğim gibi konuşuyordum, temkinli olmuyordum. Bunu sevmiştim, bu hissi.

Ben bir şey söylemeden Dean ayağa kalktı.

“Akşam seni almamı ister misin?”

“Üniversite yurdunun önünde olurum ve bir arkadaşım daha gelecek. Adı Coroline. Tek başıma öyle partilere gitmem.”

Gülümserken gözleri kısıldı ve öne eğildi. Tamam der gibi başını salladı ve masaya hafifçe vurup gitti.

O partiye uğramak bile istemiyordum. Canım Coroline, arkadaşlığımızın ertesi gününden beni ateşe atıyordu.

BİRKAÇ SAAT SONRASINDA, AKŞAM SAATLERİNDE YURT ODASINDA

“Hâlâ nasıl yaptığına inanamıyorum. Cole’un sana kıyamayacağını biliyordum ama yani bu kadar çabuk olması şaşırttı.”

Telefondan Coroline ile konuşuyor ve bir yandan onun gardırobundan kendime uyacak normal bir kıyafet arıyordum.

“Hayır, o değildi. O davet etmedi beni. Hatta seni orada görmek istemem, dedi.”

Dantelli gecelikler, yırtmaçlı etekler, derin dekolteler... Ben bunları giyebileceğimi hiç sanmıyordum.

“Ee, o zaman nasıl olacak? Kim davet etti seni?”

“Adamın adı Dean Carter. Onu tanıyor musun? Bugün Cole bana uzaylı gibi davrandı.”

“DALGA MI GEÇİYORSUN, SOF? DEAN CARTER SENİ DAVET ETTİ VE BANA BUNU YENİ Mİ SÖYLÜYORSUN? Anlat, ne şekilde davet etti, ne zaman davet etti, nasıl davet ett...”

“Coroline, nefes al. Bir şey yok. Sadece Cole’un yanındaydı. O kabul etmeyince akşam seni alırım dedi, o kadar.”

“İnanamıyorum! Akşam seni partiye o mu getirecek yani? DEAN CARTER! Emin misin, bak başka isim olmasın. Bildiğimiz hokey takım kaptanı olan mı?”

Coroline’ın abartılı tepkileriyle beraber sinirlerim iyice bozulmuştu. Onu oyalayıp telefonu kapattım. Arama motoruna girerek Dean Carter ismini arattım. Oldukça görünür bir tipti. Magazin dünyasında da sesinin etkisi az değildi.

Sosyal medyasını kontrol ederken fark ettim ki Sienna adında oldukça güzel bir sevgilisi vardı.

Erkekler...

Ve benimle partiye geleceğini söylüyordu.

Saatimi kontrol ettiğimde artık giyinmem gerektiğini anlayıp rastgele partiye uygun bir şeyler aldım. Üstüme boyun askılı, bordo pullu bir üst, altıma ise koyu gri jean giydim. Bordo bir çantamı alıp siyah, kısa, ince topuklu terliğimle beraber artık tamamdım.

Yurdun önünde, siyah Jeep’in önünde telefonuna bakan Dean beni bekliyordu. Gözlerim istemsizce devrildi ve yanına doğru ilerledim. Telefonunu kapatıp cebine attı.

Üstüne bol deri bir ceket, onun altında ise beyaz tişört vardı. Altında ise gri baggy vardı. Saçları iki yana ayrılmıştı.

“Bundan emin misin?” diye sordu bana bakarken.

“Asıl sen emin misin? Sevgilin kızmasın,” diye tepki verdim.

Neden bahsettiğinden haberim bile yoktu. Neyden emin miydim yani? Kıyafetten mi, yoksa partiden mi, yoksa onunla gitmekten mi? Bu ucu açık bir soruydu ama trip atmam gerektiği için uzatmak istemedim. Bana gülümsedi ve dilini alt dudağına götürüp şişirdi. Bu garip hareketi sürekli yapıyor ve gülümsüyordu.

“Merak etme, seni görmeyecektir bile,” dedi ve şoför koltuğuna geçti.

Ben de yerime, sağ koltuğa, oturdum. Ardından partiye doğru ilerledik. Yol boyunca çıt çıkmıyordu ikimizden de. Sessizliği bozansa elbette Dean oldu.

“Umarım beni yanlış anlamıyorsundur, Notçu Kız.”

“Neden seni yanlış anlayayım, Patron?”

“Yani seni davet ediyorum ve götürüyorum çünkü bana büyük bir iyilik yaptın.”

“Tekrar söylüyorum, çıkarım mevzu bahisti. Umurumda bile değilsin.”

“Evet hakılısın... Yani önemli olan o değil, tamam mı? Seninle aram iyi olsun istiyorum.”

Ona yöneldim, baştan aşağı süzdüm. Pek mutlu bir hâli yok gibiydi, huzursuzdu. Arabayı park etti ve kemerini çıkarıp bana döndü. Aram iyi olsun ne demekti? Biz sadece sır ortaklarıydık. Neydi bu yaygara? Sıkılmıştım artık. Sadece partiye gitmek, bir içki içmek, sıradan ve stabil hayatıma dönmek istiyordum.

“Ne demek istiyorsun?” dedim.

“Bak, sen iyi birisin, Sof. Başka zamanlarda yoğunlukla görüşmeyelim, tamam, sen nasıl istiyorsan. Fakat onun haricinde bana böyle davranma, normal ol.”

“Normal ol ne demek?”

“Yani bana kızma. Evet, sevgilim var ve gayet mutluyum. Bu seninle arkadaş olmamı engellemiyor, merak etme. Öyle biri değilim. Sonra bu partiye gelme, böyle giyinme çünkü sen değilsin, sen gibi hissettirmiyor.”

“Böyle düşünüyorsan beni neden davet ettin?”

“Çünkü bu senin isteğindi, ben de getirdim. Ben dostunsam uyarırım, o kadar. Cole yanlış yaptı, seni üzdü ve bence doğru olan onun seni üzmesi değil, senin kendini üzmen olurdu. Yaptığın yanlışı birazdan anlarsın zaten.”

“Yarın akşam daha net konuşalım bu konuyu,” dedim.

“Yanımdan çok ayrılma. Ayrılırsan sana verilen içkilerden içme, sadece kapalı kutu iç, tamam mı?”

Onu onaylayıp arabadan indim. İçimde kötü bir hissin yanı sıra ilk defa gerçek bir dost gibi beni uyaran birini görüyordum. En son babam böyle bir nasihat vermişti üniversiteye gelirken. Dediğim gibi, Dean ailedendi galiba. Dean ile Coroline’dan daha sıkı bir dostluk kuracak gibi duruyordum. Evet, geçiciydi. Benden önce mezun olacaktı, hayatında bir daha bu sırra gerek kalmayacaktı ya da okuldan ayrılacaktı veya ben işten çıkarılacaktım. Her şey muammaydı ama onun dostluğunu sevmiştim; yaklaşım tarzını, konuşma şeklini.

Kapıdan girerken Cole’u gördüm. Tam karşımda, kapı eşiğinde bir kızı öpüyordu. Onu umursamaz gibi yapsam da sanki kalbimin ortasına üç katım bir adam yumruk atmış gibiydi. Sarsıldım ama düşmedim. O kadar yüksek sesli müziğe rağmen sanki kulaklarıma tıkaç takmışım gibi hiçbir şey duymuyordum. Sadece onların sahnesini izliyor ve yutkunmaya çalışıyordum. Galiba neden buraya uygun olmadığımı şimdi anlamıştım.

Yutkundum ve içeri girdim. Başını kaldırdığında göz göze geldik. Ona gülümseyip içeriye doğru ilerledim. Kendime hemen bir içki alsam iyi olacaktı. Bu anı beynimden silmem lazımdı ve onlar o kadar iyilerdi ki... Cole bu hayata uygundu. Cole buydu. Buradaki kızlarla takılırdı. Ben onun için, anladım ki, küçük kardeştim sanırım. Hangi erkek sevdiği kızın kafasını ovalardı ki? Ve bu güzel partiye gelmesini engellerdi. Ne çok kafamda kurmuştum, ne aptalca birçok anı...Ölmek istedim.

Mutfak bölümüne girip buzdolabını buldum. Açıktan içki içmemem gerekiyormuş, Dean diyorsa haklıdır. Kendime kapalı kutuda bir içki aldım ve açıp kafama dikecektim ki bu sırada biri elimden çekti ve beni dışarıya doğru sürükledi. Bütün alkol yerlere ve insanlara döküldü, garip bakışlar eşliğinde evden çıkarıldım. Bu kişi tabii ki Cole’dan başkası değildi.

Sinirden köpürüyordu. Bahçeye, çok kişinin ve sesin olmadığı o yere geldik. Beni süzdü ve iki elini başının arkasına koyup ileri doğru gitti. Bana arkasını döndü, nefes aldı ve geri yanıma geldi.

“Sana buraya uygun olmadığını söyledim. Kim getirdi seni?”

“Sakin ol, Cole ve bana böyle davranamazsın. İstediğim partiye istediğim gibi gelirim.”

Deliriyordu. Yan tarafa yönelip duvara sert olmayacak biçimde bir yumruk attı, kendi kendine saçma sapan hareketler yapıp birazcık sakinleşti ve yanıma yaklaştı.

“Senin bu üstündekinin hâli ne?”

Üstümü kontrol ettim. Beni getirirken biraz dekoltem açılmış ve tuhaf duruyordu. Gene aptal yüzüm kızardı, kalbim hızla çarpmaya başladı. Üzerimi düzeltmeye çalıştım. Bu sırada Cole ceketini çıkarıp bana giydirdi ve ceketin fermuarını çekti. Normal hâline dönmüştü. Ona tam anlamıyla bakamasam bile bu hareketi biraz hoşuma gitmişti. İlk başlarda korksam da alkollü olmasına bağladım.

“Bak, böyle yerlere gelmemelisin. Sadece sen benim...” Ne diyeceğini bilemedi. Geriye doğru gitti ve etrafı seyretti. Onun da gözleri kaçıyordu. “Sen Sofiasın işte. Bilim şeylerinden bahsedersin, sakarsındır, komiksindir ama bu partilere gelmezsin ya da böyle giyinmezsin. Olmadığın biri gibi davranma, Sof. Şimdi söyle bana, hangi aşağılık piç getirdi seni buraya? Söyle de kemiklerini kırayım.”

Derin bir nefes veriyordum ki iki eli cebinde olan Dean yanımızda durdu.

“Selam kardeşim. O aşağılık piç benim,” dedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…