Anlaşma

Yazar: Ays Latte

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Anlaşma

Coroline ile ayrıldıktan sonra kafeye gelerek çalışmaya başladım. Burada üç saat çalışıp ardından hokey sahasına gidecek, orayı temizleyecek ve gece ders notlarını düzenleyecektim. Birkaç haftaya notları istemeye başlarlardı. Bu yüzden sınavlar başlamadan şimdiden bütün bunları bir düzene sokmak bana zaman kazandırırdı. Ayrıca okumak istediğim bir kitap ve izlemek istediğim bir gençlik dizisi vardı. Notlarım bitince bunlara bakar, biraz kendimce eğlenirdim işte. Sonra yine aynı gün ve yine gün, Coll'un dediği gibi: Sof işleri işte.

Bu sırada kafeye, aralarında Cole'un da bulunduğu bazı hokey takımı oyuncuları gelmişti. Kızların etraflarını kuşattığı eğlenceli bir andı. Canlı müzik, üniversite öğrencileri falan... İçkileri tazeliyor, yemek siparişlerine yetişiyordum. Arada bir Cole ile göz göze geliyor, ardından gözlerimi kaçırarak işime dönüyordum. Bütün bu olanlar neydi, açıkçası anlayamıyordum. Benimle oyun mu oynuyordu yoksa başka bir şey mi bilmiyorum, ama benim farkımda olduğunu anlayabiliyordum. Sadece onu bekleyecektim, onunla konuşmayacaktım ya da başka bir şey... Kendi kendime böyle bir karar vermiştim.

Tam içkileri doldururken, bitmiş olan bardağıyla yanıma yaklaştı.

"Pardon, bir martini alabilir miyim?" dedi hafif bir gülümsemeyle.

"Tabii ki," dedim ve hemen doldurdum.

"Bakıyordum da oldukça hızlısın."

"Aslında bir yıldır burada çalışıyorum. Elim alışmış olmalı."

"Biliyorum. Geçen sene üç bardak arka arkaya kırdığın günü hatırlıyor musun ve bana bir bardak tekila doldurmuştun? KIZIM, BİR BARDAK TEKİLA LAN!"

BENİ HATIRLIYORDU. Ellerimin uyuştuğunu hissettim. Benim bile unuttuğum ilk iş günümü o nasıl hatırlıyordu? Ayrıca o gün aşırı alkollüydü ve gözü kızlardan başka kimsede değildi, yani en azından öyle gözüküyordu. Bir an duraksadım, sadece o günü anımsamaya çalıştım. Onunla tanışmıyorduk, hiç konuşmamıştık bile. Bu anı nasıl hatırladığını hiç anlayamamıştım. Utançtan kızarıyor ve alt dudaklarımı ısırıyordum. Hem komik hem utanç vericiydi.

"O gün bir sürü not teslim edecektim. Çok stresli bir gündü."

Hayır, hayatımın ilk iş gününde olduğum için batırdığımı söyleyecek değildim elbette.

"Kendine çok yükleniyorsun. Sadece hayatın tadını çıkart işte. Bütün okul, ben dahil, sırtından geçiniyoruz ve bunun altında eziliyorsun."

Nefesimi verip biraz sinirlendim. Gene aynı şeyler, gene aynı döngü... O kadar sıkılmıştım ki bu konuşmalardan tekrar normal halime döndüm. Midemdeki kelebekler uçmuyordu ve kıllarım gayet sakindi.

"Herkes aynı şeyi söylüyor ama kimse borçlarımı ödemiyor. Güle güle, Cole. Arkadaşların bekliyor."

Bir şey demedi, ben de üzerine konuşmadım. Tereddütle arkasını dönüp gitti.

İnsanlar akıl vermeyi ne kadar çok seviyordu. Böyle, üzerine vazife olmayan şeyler üzerine sürekli bir yorum yapıyor, hatta bunu yüzünüze karşı bile yapabiliyordu. Cole ile bir yakınlığımız yoktu. Alt tarafı birkaç kez not verdiğim bir adamdı, o kadar. Ona kimse gibi alan tanımayacaktım. Beni şimdi soğutmuştu işte.

Birkaç saat öylece hizmet edip kafeden ayrıldım. Asıl önemli işim olan hokey sahasına bisikletime atlayarak gittim. Saat çoktan 8 olmuştu bile. Hemen bisikletimi kilitleyip temizlik odasına girdim. Ceketimi çıkarıp astım ve malzemeleri alıp her şeyi hazırlamaya başladım.

Kablolu kulaklığımı takarak soyunma odasını temizlemekten başladım. Kulağımda "Ice Cream Man" çalıyordu. Sakin müziğin eşliğinde. Yerleri sildim, pis erkeklerin eşyalarını toparladım, dosyaları düzenledim, dolapları sildim ve en son olarak sırada hokey sahası ve tribün kısmı kalmıştı.

Temizlik malzemelerimi yenilemiş bir şekilde tam oraya gidiyordum ki bir anda sahada antrenman yapan adamı gördüm. Saate baktım, 9.30 civarlarıydı. Önce birkaç kez öksürsem de beni duymadı. Yavaş adımlarla sahaya yaklaştım.

"Burada olmanız yasak," diye bağırdım.

Adam beni duyduğunda korkmuş olacak, bir de sendeledi ama düşmedi. Kaskını çıkardı ve bana şaşkın gözlerle baktı. Etrafı kolaçan edip benden başka biri olmadığını anlayınca sakinleşti ve kayarak yanıma geldi.

"Senin burada ne işin var?" dedi.

Bugün insanların neyi vardı böyle? Sürekli bana ne işin var, ne yapıyorsun, neden buradasın deyip duruyordu ki zaten Cole yüzünden üzerimde büyük bir stres vardı. Onun hakkında düşündüğüm çoğu şey boşa gitmiş gibi hissediyordum ya da çok mu abartıyordum? Sadece beni düşünmüş olamaz mıydı? Ama hayır, hayatım hakkında fikir sahibi bile olmadan yorum yapıyordu. Kısacası, kafamda tüm bunlar varken bir de aptal bir kural ihlalci hokey oyuncuyla karşı karşıyaydım. Bu yüzden bütün günün stresi ona patladı.

"Yeter be! Senin ne işin var, sen ne yapıyorsun burada falan... Hayırdır ya? Ben burada bulunamaz mıyım, olamaz mı yani? Kapıda 'Sofia giremez' diye mi yazıyor da ben görmüyorum acaba? Asıl senin ne işin var burada? Gördüğün gibi ben görevliyim."

Kaşları havalanan hokey oyuncusu şaşırmış gibiydi. Ona böyle patlayacağımı düşünmüyordu, ben de düşünmüyordum. Her şey bir anda olmuştu. Ellerini hafifçe havaya kaldırıp "bilmiyorum" der gibi yaptı, sonra birden gözleri kısıldı. Sanki miyop birinin uzağı görmeye çalışması gibi bir andı.

"Notçu Kız, bu sen misin? Vay anasını be! Tamam, bekle orada, geliyorum," dedi.

Gözlerimi devirip derin bir nefes verdim. Gene takma isim, gene sorgulamalar filan... Ellerimi göğsümde toparladım. Sağ ayağım yeri dövüyor, alt dudağımınsa iç kısmını ısırıyordum. Sizi temin ederim, bu kez tamamen sinirdendi. Hayatımda görmediğim bir insanın bile bana bu isimle seslenmesi "YETER ULAN" demenin zirvesiydi.

Bu sırada o kayarak sahadan çıktı, ayakkabılarını çıkarttı ve normallerini giydi. Koşarak yanıma geldi ve bana elini uzattı. O ne yapıyordu, ne yapmaya çalışıyordu, hiçbir fikrim yoktu. Yetkili bir abiye benzemiyordum.

"Selam, ben Dean Carter."

İsmini duyduğumu hatırlamıyordum. Zaten bu hokey, spor cart curtlarını takip etmezdim. Yedek oyuncu falandı galiba. Bu kadar pervasızca kuralları çiğniyorsa, hele ki böyle kuralları Hammurabi Kanunu gibi olan bir üniversitede, bu adam herhâlde canına susamıştı. Elini sıkmadım.

"Evet, burada olman yasak diye biliyorum. Bir açıklaman var mı yoksa yönetimle mi konuşayım?"

Biraz garipseyerek elini geri çekti ve elini ensesine götürüp orayı ovaladı. Saçları düz ve kahve tonlarında, kulağına kadar dökülüyordu. Kaç saattir spor yaptıysa saçları ıpıslaktı ve kulaklarının altından vücuduna damlalar akıyordu. Oldukça boyluydu. Yanıma gelene kadar pek fark edilir durmuyordu açıkçası. Gözleri kahverengi, yüz hatları oldukça sertti. Sert görünümlü yüzünün aksine çok sakin konuşuyordu.

"Bak, bunu yapma, tamam mı? Takımdan bile atılabilirim. Koç buna çok takık. Tek başına antrenman yok ama buna çok ihtiyacım var. Lütfen aramızda kalsın."

Yine bir adaletsizlik, yine saçma sapan açıklamalar... Etrafı gözlemledim ve ona döndüm. Stres olmuş duruyordu. Madem bu kadar önemli, neden çiğniyordu şu kuralları?

"Herkes yapmak istiyor ama kimse kuralları çiğnemiyor, sen çiğniyorsun. Bu adaletsizlik."

"Dünyada her şey eşit ve adaletliymiş gibi konuşman?"

"Her şey adaletsiz diye biz de mi adaletsiz olalım yani? Bu yüzden oluyor ya her şey."

"Adaletsizlik değil bu, sadece açıktan yararlanma. Kimse bilmediği sürece önemi yok."

"Ne kadar da haklı gibi konuşuyorsun, Dean."

"Bak, Sofia, buna ihtiyacım var, tamam mı? Ne kadar istiyorsun? İstediğin kadar para verebilirim."

"Bunun için senden para falan almayacağım."

"Peki, ne istersen onu yaparım ama ne olursun, buna çok ihtiyacım var. Benden bunu alma."

Bu bana dokundu. Zaten bu kadar adalet isteseydim hukuk okurdum, değil mi? Dediğim gibi, adalet biraz eğilip bükülebilir ve değişken bir şeydi ve ona üzülmüştüm. Gerçekten istiyor gibi duruyordu. Takıma girmeye çalışıyor diye düşündüm. Bazen bazı şeyler göz ardı edilebilir durumda olurdu. Kime ne zararı olurdu ki? Zaten yakalanırsa kendi problemi olurdu.

Ayrıca o kadar iyilik meleği sayılmazdım, benim de aklımda bir şeyler vardı elbette. Bu saatlerde temizlik yapmak istemiyordum. Gece yapsam benim için daha iyi olurdu çünkü gece ders çalışmak tam bir eziyetti ve zevk vermiyordu. İşte o küçük sırrın çıktığı ilk an buydu. Evet, olay benden çıkmıştı ama gizliliğine ben onay vermiştim. İşte bu andan sonraki birkaç yılda bir sürü hayat ve dünya değişecekti. Tam bir kelebek etkisiydi anlayacağınız. Amazon'daki küçük kelebek bizim sırrımızı sürüklediği kasırga ise mahvolan hayatlarımızdı...

"Tamam. Sen gece 11'e kadar antrenman yapacaksın, ben de 11'den sonra temizlik. Ben mesai saatim dışında çalışacağım, sen de antrenman yapacaksın ve kimse kimseyi şikâyet etmeyecek."

Dean bunu sevmiş gibi duruyordu. Sevmese de başka seçeneği yok gibiydi. Bu sefer elini uzatan bendim. Elimi sıkıca tutup salladı.

"Tamamdır, Notçu Kız. Anlaştık."

Sinirden gözlerim devrildi ve onun ağzını taklit ederek:

"Tamamdır, patron," dedim.

Birden gülmeye başladı. Eğlenmiş gibi duruyordu, istediğimin aksine.

"Patron ha? Harika," dedi ve arkasını dönüp hokey sahasına gitti.

Aptal erkekler ve aptal zevkleri işte.

Tribünlerden yukarı doğru çıktım. Birkaç saat onu beklemem gerekiyordu. Bu sırada ne yapacağımı düşünürken yanımda getirdiğim kitabı hatırladım. İstediğim kadarını okurdum ama nerede yapacaktım bunu? Koltuklar rahatsız edici ve çalışmak için uygun değillerdi.

Tribünlerde dolaşırken çıkışa doğru ilerledim. En üste çıktığımda tam benlik bir köşe çoktan bulmuştum bile. En sağ tarafta, köşede, giriş kapısına yakın bir yer vardı. Sahayı da görebiliyordum buradan. Hem Dean'in ne zaman bitirdiğini görebilir hem de istediğim gibi çalışabilirdim.

Temizlik odasına gidip çantamdan kitabı aldım ve köşeye geçip bir şeyler okumaya koyuldum.

Birkaç saat geçmişti ki Dean başımda dikiliyordu. Omzuma dokunarak beni dürttü. Kulaklığımı çıkarıp ona baktım. Bir anda karşıma oturup sırtını duvara yasladı.

"Teşekkür etmek istedim," dedi.

Alnından terler akıyordu. Oldukça yorgun gözüküyordu. Saatlerdir orada çalışıyordu, anladığım kadarıyla.

"Bir şey değil. Sadece merak ettiğim, geçen sene burada nasıl antrenman yapıyordun? Temizlikçiyle gene böyle bir anlaşman mı vardı?" dedim.

Yanında getirdiği şişeden birkaç yudum alıp soluklandı. Sağ elini saçlarına götürüp arkaya doğru tarar gibi yaptı.

"Hayır. Geçen sene temizlikçi 12'den sonra çalışıyordu, yani böyle bir sorunum yoktu," dedi.

Başımı sallayarak onu anlamış gibi yaptım ve kitaplarımı toplamaya koyuldum.

"Bu ne kadar devam eder bilmiyorum, Dean."

"Ben biliyorum. Üniversite bitene kadar."

Bir anda gülümsedi.

Onu aslında anımsıyordum ama arada sırada gördüğüm biriydi ve hiç not istememişti. Bu yüzden adını bilmiyordum veyahut oynadığı mevkiyi Cole kadar tanıdık değildi benim için. Sadece onlarla ara sıra takılırdı, o kadar. Belki arkadaştılar.

"Notçu Kız olduğumu nereden biliyordun bu arada?"

diye merakla bir soru yönelttim ona. Ayağa kalkarken o da benim elimden tutunarak ayağa kalktı ve benimle birlikte yürümeye başladı.

"Seni tanımayan yoktur. Cole birkaç kez not aldığından bahsetmişti. Bu yıl ben de birkaç tane almayı planlıyordum açıkçası," dedi.

Bu sefer yüzüm kızardı. Demek ki Cole benden arkadaşlarına da bahsediyordu diye gülümsemeye başladım. Onun hakkında bütün gece saçmaladıktan sonra yine onunla karşılaşmak neyin tesadüfüydü böyle? Galiba ondan hiç kopamayacağımı anlamıştım. Neden bilmem, beni sinirlendirmişti ama bir yandan da delice kendine çekiyordu. O bir şeytandı...

"Bu arada numaranı versene, Sof. Lazım olur," dedi.

Bir an bana çok saçma geldi çünkü bu şüpheli olabilirdi. En azından benden not isteyene kadar ona numaramı vermek istemedim.

"Bak, Patron, bir anlaşma daha yapalım. Bu süreçte iletişime geçmek yok, sadece akşamları bu saatlerde, o kadar. Çünkü yönetim çok katı ve bu plan anlaşılırsa ikimizin de başı belaya girer. Bu yüzden en azından notlara ihtiyacın olana kadar falan iletişimimiz sadece burada olsun," dedim.

Beni onayladı ve yollarımız ayrıldı. O soyunma odasına, bense temizlik odasına gittim.

Gece boyu temizlik yaptıktan sonra bisikletimle beraber yurda döndüm. Coll çoktan uyumuştu. Ben de kendimi yatağa atıp biraz dinlenmeye koyuldum. Bedenim oldukça yorgundu. İlk günün verdiği bir şeydi elbette. Ayrıca gözlerim acıyordu.

Umarım bu anlaşma başıma bela açmaz, diyerek ışıkları kapattım ve uykuya daldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…