3. bölüm / 3
Biz daha çoçuktukBiz daha küçüktük
Bölümler 3Şu an: Biz daha küçüktük
- 1 BİZ DAHA KÜÇÜKTÜK413 kelime
- 2 BİZ DAHA KÜÇÜKTÜK399 kelime
- 3 Biz daha küçüktük569 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 3: Aynı Masada İki Düşman
O bağrış çağrışın ardından Tugay’ın anneannesi söylene söylene gitti. Kapı kapandığında derin bir nefes aldım ama açlıktan midemin kazındığını hissediyordum. Babaanneme döndüm:
— Yeter bu kadar tantana babaanne. Açlıktan ölüyorum, hadi gel gidip bir şeyler yiyelim, dedim.
Mutfaktan salona doğru geçerken arkamda bir hareketlilik hissettim. Bir de baktım ki o Tugay denen çocuk da arkamızdan içeri giriyor! Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Sanırsın hayatımda hiç yemek yememişim gibi tepki verdim:
— Sen... Sen ne hakla içeri giriyorsun? Bir de bizimle yemek mi yiyeceksin yani?!
Tugay bana doğru baktı ve dudaklarının kenarıyla hafifçe güldü. O rahat tavırları sinirimi bozmaya yetiyordu. Ona anında en sert bakışlarımdan birini fırlattım.
— Ne bakıyorsun öyle? Korkma, tabağını elinden alacak değilim! Karnımı doyurup hemen odama çıkacağım zaten, dedim dik dik.
Tugay hands in pockets umursamazca omuz silkti:
— Tamam tamam, sakin ol... Yemek üzerinde son 3000 üzermiş gibi davranma, dedi alayla.
Kaşlarımı çattım. "Madem bu aileler birbirine bu kadar düşmandı, madem birbirimizi öldürmekten bahsediyorlardı... O zaman çocukken o neydi? O masum anılar, o saklanan şeyler, aramızdaki o bağ neden vardı?" diye düşünmeden edemedim. Zihnimde cevapsız sorular uçuşurken masaya oturduk ama hava hâlâ buz gibiydi...
Bölüm 4: Son Sarma ve Ortaya Çıkan Sırlar
Babaanneler ve diğerleri içeride özel bir şeyler konuşmak üzere odalara çekilmişti. Salonda sadece Tugay’la baş başa kalmıştık. Masanın ortasındaki tabakta tek bir zeytinyağlı sarma kalmıştı.
İkimiz de aynı anda uzandık. Çatallarımız havada çarpıştı, tabak ortadan ikiye ayrıldı ama ikimiz de tabağın kırılmasını umursamadık bile.
— O benim! dedim öfkeyle.İkimiz de aynı anda uzandık. Çatallarımız havada çarpıştı, tabak ortadan ikiye ayrıldı ama ikimiz de tabağın kırılmasını umursamadık bile.
— O benim! dedim öfkeyle.
— Asıl benim, sen kimin evindesin bakalım? diye karşılık verdi Tugay.
— Benim evimdesin, çabuk ver o sarmayı Tugaycım!
— Efendim Eftalya? dedi sırıtarak.
İkimiz de sarmayı çatalla koparmaya çalışırken tabak tamamen ortadan ikiye bölündü ve sarmayı sonunda ben kaptım. Tam zafer kazanmış gibi yutmak üzereydim ki, Tugay elleriyle çatalımdaki sarmayı çekip doğrudan kendi ağzına attı!
Öfkeden deliye dönmüştüm, az kalsın tokadı basacaktım ki imdadımıza Aysel abla yetişti. Aysel abla, ben doğmadan önce bile bizim evde çalışan, Hasan abi’nin eşiydi.
Aysel abla ellerini beline koyup gülerek aramıza girdi:
— Hey Allah'ım, siz küçüklüğünüzde de böyleydiniz! Sarma için kavga eder, birbirinizin saçına girerdiniz, dedi.
O an ikimiz de olduğumuz yerde donduk. Tugay bana şaşkınlıkla O an ikimiz de olduğumuz yerde donduk. Tugay bana şaşkınlıkla baktı, ardından fısıltıyla:
— Boncuk? dedi.
Yutkunarak karşılık verdim:
— Maviş?..
İçeriden koşa koşa gelen babaannem ve Tugay’ın anneannesi durumu görünce hemen araya girip bağırmaya başladılar:
— Yok öyle bir şey! Unutun o çocukluk saçmalıklarını!
Biz şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemezken, içeriden Mert göründü. Hasan abi ile Aysel ablanın oğlu Mert... Her ne kadar iyi biri olsa da, geçen doğum günümde bana yaptığı o şaka hâlâ aklımdaydı; pasta için bir düzenek kurmuş, içinden çıkan konfeti patlamasıyla yüzüm kapkara olmuştum!
Mert yanıma gelip, "Seninle biraz konuşabilir miyiz?" dedi.
"Tabii, ama önce sarmalarımı bitirmem lazım!" diyecektim ki Mert beni kolumdan tutup apar topar başka tarafa çekiştirdi. Arkamızdan babaannemin, "Ay evlenecekler mi yoksa bunlar?" dediğini duydum.
Mert heyecanla bana açılmaya çalışıyordu:
— Eftalya, ben senden... ben senden... yani şey... hoş...
Tam cümlesini tamamlayacakken o anda kapıda Tugay belirdi. Sert bir sesle:
— Çıkıyoruz, dedi.
Şaşkınlıkla kaldım:
— Ne yapıyorsun ya, ne çıkması?
— Sen de bizimle geliyorsun, yalnız üst baş bir şeyler almaya gideceğiz, dedi itiraz etmeme izin vermeden.
Başka çarem kalmamıştı; itiraz etmeyi bir kenara bırakıp arabaya
Bölüm etkileşimi
