Birbirine Yasak İki Yürek kitap kapağı

8. bölüm / 8

7-Kırık Camların Ardında

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 7-Kırık Camların Ardında

Keyifli okumalar diliyorum sizlere canlarımm.
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi esirgemeyin lütfen. Her yorum ve like beni çok mutlu ediyor ve daha hızlı bölüm atabiliyorum böylecee.
♡♡♡

~Balayı-Dağ Evi
Fadime Koçari'nin Anlatımıyla:

Ben evde, İso dışarıda, biraz zaman geçmişti. Evde sıkıntıdan mutfağı toplamış ve akşam yemek için yemek yapmıştım.
Yemeği karıştırıp tadına baktıktan sonra ben ne yapıyorum ya düşüncesi beynime zuhur etti.

Sen ne yapıyorsun Fadime?
Seni yarı yolda bırakıp giden adama yemek mi yapıyorsun?
Çok mu hoşuna gitti düşmanınla evcilik oynamak?

"Offf" diyerek sandalyeye oturdum. Tam tekrar düşüncelere dalmışken telefonum çaldı.

Arayan kişi Eyüphan'dı. Eyüphan ne alaka diye düşünürken açtım telefonu.
"Ne var Eyüphan, balayılunda da mı rahat yok ula?"

Çok soğuk ve yapmacık bir sesle konuştu Eyüphan. "Aynen Fadime, sen o adamla evlu olduğun sürece benden size rahat yok."

Sinirlenmiştim. Ne demek rahat yok? "Sağane ula Eyüphan benim evliliğimden? Hem ne yapabilirsun ki sen, abim bile onaylamişken bu evliliği sen ne yapabilirsun?"

Eyüphan sinsi bir gülüşle cevap verdi. "Mesela oynaduğunuz oyunu ortaya çıkarabilirum."

Afallamıştım. "Ne oyunu be, ne saçmalıysın sen?"
Tedirgin olsam da belli etmedim.

"Şimdi beni iyi dinle Fadime. Sizin lisede sevgili olduğunuzu hatırlıyrum. Bana ne kadar yalvarmıştun abime deme diye. Kıyamamıştum o zaman, küçüktüm daha hem, korkmuştum galiba. Ama şimdi öyle bir kıyarum ki aklunuz şaşar."

Buraya kadar anlattıklarında büyük bir sıkıntı falan yoktu. Ama yine de oturduğum sandalyeden ayağa kalktım tedirgince mutfakta gezinmeye başladım. Bir yandan da İso geliyor mu diye bakınıyorum.

"Eee yani Eyüphan biliyorum zaten bunları."

Aynı gülüşle devam etti. "Dur sen daha dur. Siz sevgiliydinuz ama sonra ayrıldınuz. Aaaa bu detayi atladun sanırım sen abine anlatırken."

Dondum kaldım. Eyüphan bizim sonradan ayrıldığımızı nereden biliyordu? Biliyordu madem bu zamana kadar niye kullanmadı bunu.

"Sizi ayrılurken uzaktan görmüştüm o zaman. İso'nun sana dediklerini her şeyi duymuştum. Tam ortaya çıkup onu dövecekken arkadaşum kolumdan tutup 'bekle zamanı gelince bu gördüklerini kullanırsun' demişti."

Şaşkınlığım artıyordu. Zaten bu fikrin Eyüphan'dan çıkmasını beklemezdim.

"Eee Fadime bunu kullanma zamanum geldi galiba. İso'nun seni nasıl üzdüğüni abine söylersem yaşatur mı sanaysun onu. Ha belki yaşatur ama öldürmekten de beter eder ha."

Uzatmaya gerek yoktu. Belli ki bu bildiği bilgiye karşılık bir şey isteyecekti. Korkmuştum İso'ya bir şey ederler diye. Niye korkmuştum?

Çünkü bu anlaşmalı bir evlilikti. Yani bir zorlama yoktu. Bu yüzden İso'nun başının yanmasına gerek yoktu. Evet nedeni kesinlikle buydu. [Aynen Fadime kesin budur.]

"Ne istiysın Eyüphan uzatma."

"He şöyle Fadime ya. Sadede gelelim. Şimdi sizin dağ evinin arkasındayım yarım saat olmadan bir şekilde yanıma geleceksin konuşacağız."

Sinirlerim artık tepeme çıktı. "Ula konuştuk ya işte ne isteyeceksen iste."

"Fadime gel dediysem geleceksin. Unutma sırrınız bende."

Bununda diline düşmüştük tam oldu gerçekten. Tamam diyip kapattım telefonu. Hemen konuşup geri geleceğim için kabanımı almadan çıktım. Evet soğuktu ama hızlı olmalıydım.

İso görmeden konağın arkasına geçtim. Kendisi oturmuş bir odunun üstüne dağları izliyordu. Mal mıdır nedir bu da ya.

Hızlıca Eyüphan'ın arabasının yanına gittim. "Ne diyeceksen de hemen gidecem kocamın yanına."

Sinirle arabanın içinden konuştu. "Kocam deme şu ite. Hem üşüyeceksin gel içeride konuşalım."

"Sanane ula ister üşürüm ister yanarım. Çık dışarıya konuşalım."

Biraz daha ısrar edince dayanamayıp bindim arabaya gerçekten çok soğuktu çünkü. Ben arabaya biner binmez kapıları kilitledi. Bunu yaptığı anda bir işler döndüğünü anladım.

"Ula nabaysun Eyüphan aç şu kapıyı."

Sinir bozan gülüşüyle konuştu. "Sen bizim sakin sakin konuşacağımuzu mu düşündün? Yazık sana Fadime bu itin yanında dura dura sende mallaşmışsun."

"Düzgün konuş kocam ve benim hakkında."

Telefonumu alıp İso'yu arayacakken telefonumu alıp arka koltuğa fırlattı. Arabayı çalıştırıp hızlıca yola çıktı. Ne kadar bağırsam da nafileydi.

Kaçırılıyor muydum ben. Allah'ım yardım et demekten başka çarem kalmamıştı. Resmen bir psikopatın tuzağına düşmüştüm.

Arabadan saate baktım saat 17.04'tü. Hava birazdan kararmaya başlardı. Belki de İso çoktan eve girip benim yokluğumu fark etmiştir.

Beni merak eder mi diye düşünmeye fırsat kalmadan Eyüphan salağı konuşmaya başladı.

"Benim olacaksun Fadime. O itten boşanacaksun sonra da benim olacaksun."

Bir eli direksiyondayken bir eli de bana yanaşmaya çalışıyordu. Korkuyordum. Beraber büyüdüğüm arkadaşım resmen bana göz koymuş ve bana yaklaşmaya çalışıyordu.

Korkumu arkalara bir yere atıp sinirimi yüzeye çıkardım.
Eyüphan'ın elini ittirip direksiyonu tuttum. Ne yapıyorsun demesine fırsat vermeden direksiyonu sağa sola kırmaya başladım.

En sonunda önümüzden bir araba gelirken direksiyonu iyice kırıp sola saptım. Bir yandan Eyüphan'la boğuşuyordum. Ne olduğunu anlayamadan bir ağaca çarptık.

Beynimde bir uğultu hissettim elimi kafama atınca elime kan bulaştı. Kollarımdaki camlar canımı acıtırken beynimdeki uğultu artıyordu. Yavaşça gözlerim kapandı.

İso Furtuna'nın Anlatımıyla:

Odun kırma işini bitirince bir odunun üstüne oturup etrafı izlemeye başladım. Bir yandan da balayından döndükten sonra nerede kalacağımızı düşünmeye çalışıyordum.

Fadime Furtunada kalmak istemiyordu ama bende bir çözüm yolu bulamıyordum. Belki de fikir bulana kadar abimde kalabiliriz diye düşündüm.

Bu fikri Fadime'ye söylemek için içeri girdiğimde ses yoktu. Onun odasına gidip kapısını çaldım ama yine ses yoktu. Endişelenmeye başladım. Odaya girip etrafı kontrol ettim.

Teker teker bütün odalara baktım. Fadime hiçbir yerde yoktu. Çıldıracağım bu kadar kısa sürede bu kız nereye kayboldu. Ya da gittiğini nasıl fark etmedim.

Bir 5 kere falan telefonunu aradım ama açan yoktu. Endişem korkuya dönüştü. Başına bir şey mi gelmişti?

Vakit kaybetmeden arabaya bindim. Kimse telaşlanmasın ya da herhangi bir şeyden şüphelenmesin diye kimseye haber vermedim.

Elim telefonda abimin numarasını buldu. Biraz bekledikten sonra telefon açıldı. "Abi şimdu sana birşey anlatamaycam soru sorma. Fadime yok. Onu bulmam lazum. Başuna birşey gelmiş olabilur. Buraya gelir misun?"

Abimin telaşlı sesi yükseldi. "Ne demek yok? Siz beraber değil misunuz?"

"Abi soru sorma da gel işte." Konum yollayıp telefonu kapattım. Yollarda Fadime'yi arıyordum. Nereye gitmiş olabilirdi ki?

Abim kısa sürede bulunduğum yere ulaştı. Beni soru sorarak darlamadı çünkü ne kadar korkmuş olduğuma şahit oldu.

Dağ evinin yollarını tek tek gezmekten başka çaremiz yoktu. Çünkü Fadime arabayı almamıştı yani yakınlarda olmalıydı.

Tam gözlerim dolmaya başlamıştı ki yolun kenarında ağaca girmiş bir pikap gördüm. Abime dönüp "Dur dur dur abi burada birşey var." dedim.

Ellerim titreyerek indim arabadan. Kaza yapan pikap bir Koçari pikabıydı. Fadime içinde mi diye baktığımda içeride Fadime'yi değil Eyüphan'ı gördüm.

Fadime'nin burada olmamasına ilk başta sevindim. Demek ki kazadan kurtulmuştu. Ama sonra içimi bir sinir kapladı. Bu Eyüphan salağı benim karımı hem kaçırmış üstüne birde kaza yapmıştı.

Fadime kaza yapmış olmasına rağmen bu ırz düşmanı heriften kaçtığına göre kesin bir şey yapmıştı ona. Korkum ikiye katlanırken gözlerim etrafta Fadime'yi arıyordu.

Bu Eyüphan'ın icabına sonra bakacaktım. "Abi sen bu iti al buradan bir güzel benzet sonra da bizim arabaya koy. Onun icabına sonra bakacağum. Önce Fadime'mi bulmalıyum."

"Tamam abim ben bunu arabaya koyayum. Sonra bakaruz icabına. Ama sen sakin ol bak Fadime iyi demek ki."

"İnşallah abim İnşallah."

Arabada arka koltukta Fadime'nin telefonunu bulmuştum. Telefon açık kalmıştı bu yüzden kullanabiliyorum. Telefon rehberde takılı kalmıştı.

Rehberde ise "İso Furtuna" yazıyordu. Fadime beni aramaya çalışmıştı. Fadime benim onun yanına gelmemi hatta onu kurtarmamı istemişti.

Gözlerimden yaşlar akarken dağ yolunu aramaya devam ettim.

Fadime Koçari'nin Anlatımıyla:

Kafamdaki keskin ağrıyla gözlerimi araladım. Etrafıma baktım usulca. Kafam çok fazla acıdığı için elimi kafama götürdüm. Elim kan olunca korktum, elimi üzerime sildim.

Etrafıma daha dikkatli bakınca arabada olduğumu gördüm. Eyüphan'ın başı direksiyona düşmüştü. Onun uyanmasından korkarak arabadan çıkmaya çalıştım.

Uyanıp beni bir yere götürüp tutsak etmesinden korktuğum için buradan gitmeliydim. Ama kafamın ağrısı katlanılabilecek gibi değildi. Kollarıma camlar girmiş kafama da büyük bir parça cam girmişti sanırım.

Hızlıca dışarı çıktım. Ani çıkışımdan dolayı başım döndü ve yere düştüm. Üstümdeki kana çamur bulaşmıştı. Zor zahmet kalkıp bagajın olduğu yere ilerledim.

Güçlükle bagajın kapağını tutup açtım. Bir umut ilk yardım çantası aradım ama yoktu. Bagajda eşyaların arasında işe yarar sadece bir battaniye vardı. Battaniyeye sarıldım. Belki biraz ısıtırdı çünkü zaten ceket giymeden çıkmıştım. Bir de bu yarayla donmam mümkündü.

Ağlamamak için zor duruyordum. Hem yara hem soğuk hem de tek başıma oluşum. İçimden ilk defa keşke, keşke İso yanımda olsa diye düşündüm.

Ama sonra vazgeçtim. İso olmadan da kurtulabilirim, yani umarım.

Nereye gittiğimi bilmeden yürümeye başladım. Önce zorlukla yola çıktım. Hava kararmıştı. Yolda araba olup olmadığını göremiyordum. Gözlerim kayıyordu. Yolun kenarından doğru yürümeye başladım. Yürüyebildiğim kadar yürüyecek bulduğum bir arabaya binip buradan uzaklaşmaya çalışacaktım.

Ne kadar uzak o kadar iyi. Otostop ne kadar güvenli bilmiyorum ama yapacak başka birşeyim yok.

Uzun yollar ayağımın altından kayıyordu sanki. Yol yürüdükçe uzuyor, hava gittikçe kararıyordu.

En sonunda karanlık yolun karşısından kasalı, pikaba benzeyen bir araba geldi. Elimi zorla havaya kaldırdım. Sırtımdaki battaniye yere düştü ama şuan onu umursayamazdım.

Araba önümde yavaşladı ve durdu. Benim halimi görünce şoför arabadan indi. Bana doğru yaklaşan kişinin sadece uzun boylu iri yarı bir adam olduğunu seçebilmiştim. Bir de sanki esmerdi.

Tanımadığım bir kişi olduğu için gerilsem de şuan yapabileceğim en mantıklı şey bu adamla gitmekti.

Yanlış anlaşılmamak için abi deme gereksinimi duydum. "Abi merhaba, ben kaza yaptum. Yaraluyum. Zahmet olmazsa beni merkeze götürebilur misun?"

Adam biraz daha yaklaştı. Yüzünü daha iyi seçebiliyordum şimdi. Ciddi duran bir tipi vardı. "Gel bakalum sen arabaya bende merkeze gideyrum. Götüreyum senu."

Aynı tedirginlik ile bindim arabaya. Yolculuk kısa süre içerisinde başladı. Yolları tanımaya çalışıyordum ama algılıyamıyordum. Bir süre sonra yanımdaki adamın benimle konuşmaya yer aradığını fark ettim.

En sonunda "Bana abi deme gülüm ben o kadar büyük değulum." diyip gülünce anladım amacını.

Salak kafam ne vardı tanımadığım birisinin arabasına binmiştim. Kafamdaki acı gitgide artıyordu. Daha fazla gözlerimi açık tutamayacağımı anladığımda bu arabadan da bir an önce inmem gerektiğini anladım.

"Abi bana bak ben yaraluyum beni burada indur yoksa ölürsem falan başuna kalurum."

Gülmeye devam etti. "Yok be gülüm ölmezsun. Yaran çok yok senun. Hem daha senunle işimuz var."

Bunu yememişti. Sanırım son kozumu oynamalıydım. Evet şimdi söyleyeceğim şey belki beni kurtarırdı. Ama benim yerimde başka bir kadın olsa onu kurtaramayabilirdi. Bunun düşüncesiyle üzülsem de zaman kaybetmeden konuştum.

"Ben kimim sen biliy misun ha."

İğrenç gülüşü yüzünden silinmemişti. "Kimsun gülüm."

O gülüm lafını onun bir yerlerine monte edecektim ama dua etsin yaralıydım. Sınırlarımı zorladığı için belimi kontrol ettim. Hayır silahımı almadan çıkmıştım.

Silahım olmadığı için üzülsem de son kozumu hala oynamamıştım. "Ben Adil Koçari'nin kardeşi Fadime Koçari. Ayrıca Furtunalıların da gelunuyum. Yani iki taraftan da başun derde girer. İndur ula benu."

Adam bunu duyunca arabayı ani fren yaptı. Soyadıma ilk defa bu kadar büyük bir teşekkür ettim. "Ne dedun sen? Ne demek da Koçari ve Furtuna. Ula ben senu başuma bela diye almam. İn da git arabadan."

Ben de konuşmadan direkt indim arabadan. Ona laf yetiştirmeye devam etsem bayılıp kalacaktım. Arabanın uzaklaştığını hayal meyal hatırlıyorum.
Başımın ağrısı artmış ve gözlerim kararmıştı
Sanırım olduğum yere yığılmıştım.

Son gördüğüm şey uzaklaşan bir araba ve arabanın plakası oldu.

Bayılmadan önce aklımdan birkaç düşünce geçti. Ama sorgulamaya kalmadan bayıldım.

İso nerede?
İso beni bulur mu?
İso beni merak etti mi?
Ölecek miyim?
Kurtulacak mıyım?
Ya soyadım Koçari ve Furtuna olmasaydı?
O adamdan kurtulamasaydım ne olacaktı?
Donarak mi öleceğim, kan kaybından mı?

Yorumlarınızı bekliyorum♡♡♡♡♡
Bu bölümde İsfad yoktu biliyorum çünkü bireysel sahneler fazlaydı. Ama bir sonraki bölümde İsfada doyacağız. Hatta belki de hislerini tekrardan fark etmeye başlarlar bilemeyiz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

550okunma 12beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…