8. bölüm / 18
Bir Yaz Masalı 💙Bölüm 7 - Kaçamadım 💙
Bölümler 18Şu an: Bölüm 7 - Kaçamadım 💙
- 1 Bölüm 1 - Sahile Dönüş314 kelime
- 2 Bölüm 2 - Yaz Ekibi Toplanıyor ☀️352 kelime
- 3 Bölüm 3 - Gün Batımına Doğru 🌅238 kelime
- 4 Bölüm 4 - O Gitarın Sahibi 🎸283 kelime
- 5 Bölüm 5 - Sen Fark Etmeden285 kelime
- 6 🌊 Bölüm 6 - Göz Göze 💙473 kelime
- 7 Bölüm 7 - Kaçamadım 💙966 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 🎸 Bölüm 8 – Biraz Daha Yakın263 kelime
- 9 🎸Bölüm 9 – Söylemediğimiz Şeyler324 kelime
- 10 📸 Bölüm 10 – O Fotoğraf309 kelime
- 11 ☀️ Bölüm 11 – Sabahın İlk Işığı360 kelime
- 12 🎸 Bölüm 12 – Yanıma Gel427 kelime
- 13 💙 Bölüm 13 – Kalbim Yine Bildiğini Okudu360 kelime
- 14 💙 Bölüm 14 – Sana Dair1.339 kelime
- 15 Bölüm 15 – Saat Yedi 🌙1.791 kelime
- 16 Bölüm 16 – Hikâyemizin İlk Sayfası 📖263 kelime
- 17 Bölüm 17 – Bir “Evet”in Ardından 🌊538 kelime
- 18 Bölüm 18 – Artık Biziz 💙904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Derinin ağzından〡26 Haziran Cuma
Kaçmayacağım demiştim. Üç gün anca dayanabildim.
Üç gün nasıl geçti?
Gel de bir bana sor sevgili günlük.
Hayatımdan…
Bizden…
Koca üç gün geçti. Marinaya ayak basmamak için elimden geleni yaptım.
Onu görmemek için…
Göz göze gelmemek için… Hatta kendime defalarca, “Derin, sakin ol. Bir çocuk için bu kadar heyecanlanılır mı?” dedim.
Dinleyen kim?
Kalbim hiç dinlemedi. Her akşam kendimi başka bi yerde oyalamaya çalıştım. Ama nedense ayaklarım hep aynı yolu ezberlemiş gibiydi.
Sanki beni değil…
Benim kalbimi yürütüyorlardı.
Ve bugün…
Yine kendimi marinaya doğru yürürken buldum.
Tek bir farkla…
Bu sefer kulağımda kulaklık değil...
Elimde fotoğraf makinem vardı. Adımlarım sanki benden daha hızlı yürümeye çalışıyordu. Kalbim depar atıyordu. Kalbimle aklım birbirine savaş açmıştı. Ben ise içimdeki
Faho’dan kurtulmaya çalışıyordum. İnan sevgili günlük…
Bir an önce onu görmekle…
Bu dünyadan kaçmak arasında gidip geliyordum. Ve bunların hepsi sadece heyecandandı. Marinaya yaklaştıkça nefes alışverişim hızlandı.
Ben ki sevmekten hiç usanmazdım…
Karşı karşıya geldiğimiz ilk an gözlerimin önünden geçti. Kafamda deli sorular… Bence o da bana aşıktı. Off, yine ne saçmalıyorum. Daha iki lafın belini bile kıramadığım adam hakkında ne düşüncelere daldım…
Yakından gelen gitarın sesi, kafamda kurduğum düşüncelerden uzaklaşmamı sağlamıştı. Kafamı gitar sesinin geldiği yöne çevirdiğimde oradaydı. Sen de 5 metre, ben diyim 1 metre kadar…
Ha var ha yoktu aramızda. Srkadan birinin ıslık çaldığını duydum.
Allah’ım her şey peş peşe gelmek zorundamıydı?
Kıyamet bile kopabilirdi ama sırası mı?
Hayatımızın aşkıyla tanışacağız, evren iki dakika müsaade eder misin?
Yoksa ben tası tarağı toplayıp gideceğim bu şehirden. İzmir’i batsın deyip…
Kafamı çevirdiğimde göz göze geldik. Allah’ım bana mı bakıyordu?
Yok yok…
Derin kafanda kuruyorsun. Onca insan varken sana neden baksın? Tam bir safsın kızım.
Tamam Derin, gördün göreceğini kızım. Şimdi gidebiliriz. Şimdi arkanı döneceksin ve bir daha dönmemek üzere ilerleyeceksin bu marinadan. Anlaştık mı?
Anlaştık aferin benim akıllı kızıma.
Evet, şimdi başlıyoruz. Arkanı döndün. Çok güzel, ilerliyorsun.
Şimdi önce sağ, sonra sol…
Yok lan, o karşıdan karşıya geçerken yapacağımız olay değil miydi? Önce sağa bak, sonra sola, sonra tekrar sağ… Ya da tam tersi miydi? Doğrusunu unuttum yardım edin a
dostlar! Faho nerdesin? Faho İmdat!!
Tam arkamı dönüp yürümeye başlayacaktım ki arkamdan gelen sesle olduğum yerde kaldım.
“Bir yere mi gidiyorsun?”
Allah’ım…
Bu ses…
Dönme Derin. Sakın dönme. Belki başka birine söylüyordur. Rezil olmayalım atak üstü. Evet, kesin başka birine söylüyor. Marinada senden başka insan mı yok sanki?
Ama merak işte…
Yavaşça arkamı döndüm…
Kod adı Gizemli bana bakıyordu.
“Ben mi?” dedim.
Gerçekten bunu söyledim. Allah’ım insan kendi kendine bu kadar rezil olabilir miydi?
Gülümsedi. O gülümseyiş, başkasına da böyle gülümsüyor mu acaba? Yoksa bu sadece bana özel bir gülümse mi? Yok, Derin sana özel üretim. Hatta iki saniye önce üretilmiş, telif, patent, her şey dahil, ne ararsan var. Safsın kızım, gerçekten saf. Hatta saflığı da geçtik, sen tam alıksın kızım…
“Evet, sen.”
Tamam. Şimdi beynim çalışmayı bırakabilirdi. Zaten yeterince çalışmıştı bugün.
“Ben… şey…”
Elimdeki fotoğraf makinesine baktım. Şimdi iş göreceğin sıra, cancağızım. Sonra ona baktım. Sonra tekrar fotoğraf makinesine baktım.
Bir insanın elindeki makine bu kadar hayat kurtarıcı olabilirdi.
“Fotoğraf çekmeye geldim.”
Bunu söylerken sesim o kadar ciddi çıkmıştı ki sanki az önce marinaya gizlice girip suç işlerken yakalanmışım da gerçekten fotoğraf çekmeye gelmişim gibi.
Kuzey elindeki gitarı biraz aşağı indirdi.
“Ne fotoğrafı?”
İşte şimdi sıçtık…
Tabi ben çocuğun suratına iki saat bön bön bakınca o da:
“Yoksa beni mi çekiyordun?” dedi.
“Ne münasebet, manzara fotoğrafları çekiyorum. Sen manzarasın da haberimiz mi yok?”
Kimse duymasın ama sen benim en güzel manzaram olabilirsin. Hatta öylesinde.
“Madem manzara fotoğrafı çekiyorsun, neden makineyi bana doğrulttun?”
Çünkü sen manzarasın kardeşim! iki saattir ne diyoruz? Bu çocuk benden de alık çıktı kardeşim. Bir eve bir alık yetmez mi? Allah’ım kırk yılın başı aşık olacağım onda da kendim gibi birisine alık oldum. Pardon alık mı dedim ben aşık oldum.
“Işık güzel geldi.”
“Doğru ışığım güzeldir. Yakından bakmak ister misin?”
Höh ne diyor bu be iyice kafayı yedi alık değil sırnaşık boy
“Sapık mısın nesin kardeşim sana neden yakından bakacakmışım ben hayır söylede bileyim?”
“Yakından daha güzel çıkıyorum diye dedim neden hemen sinirleniyorsun?”
“Taktın vitesi beşe yürüyorsun. Başı boş mu sandın sen bizi? Tüm İzmir tanır beni bende yanlış olmaz.”
Konu hangi ara buralara geldi. Ne diyorum ben? İçimdeki Faho çıkacak zamanı buldun sen de bir yerinde dur. Duracağın yeri bil. Sana ihtiyacım olduğu zamanlarda ortalıklarda gözükmezsin. İhtiyacım olmadığında burnumun dibinde bitersin.
“Vayy baya popülersin demek ki o da güzel”
“Neyse çok istedin manzaraya karşı dur da gönlün olsun.”
Sözümü anında dinleyip marinanın başına ilerlemeye başladı. Allah’ım bir de söz dinliyor. Bu çocuk benim için bana özel…
Neyse Derin, hemen havaya girme. Daha dün çocuğun yanından kaçıyordun, bugün adam iki laf etti diye düğün salonu bakmaya başladın.
Fotoğraf makinesini elime aldım. Birkaç adım gerisinde durdum. Kuzey gitarını eline aldı ve denize doğru döndü.
Gün batımı tam arkasındaydı. Allah’ım…
Gerçekten güzel görünüyordu. Makineyi kaldırdım. Tam deklanşöre basacaktım ki arkasını dönüp bana baktı. “Çektin mi?”
“Yok.”
“Niye?”
“Hazır değildin.”
“Şimdi hazırım.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sonra tekrar makineyi kaldırdım. Bu sefer gerçekten fotoğrafını çektim. Klik. O an nedense içimde garip bir şey oldu. Sanki sadece bir fotoğraf çekmemiştim. Bir anı saklamıştım. Kuzey yanıma doğru geldi.
“Görebilir miyim?”
Makineyi kendime doğru çektim.
“Yok.”
“Neden?”
“Çünkü fotoğrafçı beninm.”
“Eee?”
“E’si”
“Fotoğrafımı görmeye hakkım var.”
“Yok.”
“Niye?”
“Çünkü…”
Ne diyecektim şimdi? Çünkü çok güzel çıkmıştın mı? Çünkü seni tekrar tekrar görmek isteyecektim mi? Çünkü o fotoğrafı kimseyle paylaşmaya kıyamayacak mıydım? Hiçbirini söyleyemedim.
“Çünkü güzel çıkmamışsın. Hem senin adın ne?”
Kuzey kaşını kaldırdı.
“Öyle mi? Ben Kuzey ya sen?”
Kuzey, kuzey yıldızım. Işığım…
“Evet öyle. Derin bende”
“Bir daha çek o zaman.”
Allah’ım…
Bu çocuk benimle uğraşıyor muydu? Yoksa ben mi her şeyi kafamda büyütüyordum? Ama ne olursa olsun…
Bugün kaçamamıştım. Hem de hiç kaçmak istememiştim.
Sevgili günlük…
Sanırım üç günlük kaçış planımın sonuna geldik. Çünkü bazı insanlardan kaçmaya çalıştıkça. İnsan kendinden kaçamıyormuş…
💙
XOX :)
Bölüm etkileşimi
