Bir Oda Uzağımda kitap kapağı

4. bölüm / 5

Bir Oda Uzağımda

YASTIK MESELESİ

Vaveyla Yazarı: Cansu ÖZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: YASTIK MESELESİ

Kapıyı kapattığım anda sırtımı arkasına yasladım.
Bir süre öylece kaldım.
Sonra gözlerim sandalyenin üzerindeki yastığa kaydı.
Pamir’in yastığı.
Az önce aşağıda gayet rahat bir şekilde dolaşan, okulda bütün gün sinirlerimi bozmuş olan Pamir’in yastığı.
Bir haftadır benim yatağımdaydı.
Harika.
Bugün yaşadığım hiçbir şey yeterince utanç verici değilmiş gibi hayat küçük bir ek paket hazırlamıştı.
Pamir birazdan yukarı çıkabilirdi.
Hızlı davranmalıydım.
Çantamı yere bırakıp formadan kurtuldum. Üzerime koyu gri, bol sweatshirtümü, altıma siyah eşofmanımı geçirdim. Saçlarımı toplarken aynadaki yüzüme takıldı gözüm.
Lenslerle kendime hâlâ alışamamıştım.
Elim düşünmeden burnumun üzerine çıktı.
Olmayan gözlüğümü düzeltmeye çalıştım.
Parmaklarım havada kalınca yüzümü buruşturdum.
“Harika.”
Yastığı aldım.
Koridora çıktığımda Pamir’in kapısı açıktı.
İyi.
Demek hâlâ aşağıdaydı.
Sessizce odasına girdim.
Dün gece yalnızca birkaç saniye görebildiğim oda gün ışığında daha sadeydi. Masanın üzerinde birkaç kitap, saat, anahtarlar. Gereksiz hiçbir şey yoktu.
Yatağa yaklaşıp yastığı bırakacaktım ki arkamdan sesi geldi.
“Vedalaşmanız bitti mi?”
Olduğum yerde durdum.
Tabii.
Yavaşça döndüm.
Pamir kapının önünde duruyordu. Önce bana, sonra elimdeki yastığa baktı.
“Ben bunu açıklayabilirim.”
“Dinliyorum.”
Gerçekten açıklama beklediğine hiç benzemiyordu.
“İlk geldiğim gece odamda yastık yoktu.”
“Ve?”
“Sen de evde değildin.”
“Buraya kadar suç benim gibi gidiyor.”
Kaşlarımı çattım.
“Henüz suç dağıtmıyorum.”
“Elindeki eşyaya bakılırsa geç kalmışsın.”
Yastığı yatağın üzerine bıraktım.
“Ödünç aldım.”
“Bir hafta.”
“Gün sayman hoşuma gitmedi.”
“Dün geldim. Matematiği zor değildi.”
Haklı olması sinir bozucuydu.
“Al. Bir daha birbirimizi görmeyeceğiz.”
Pamir yastığa baktı.
“Benden çok onun adına konuşuyorsun.”
“Aramızdaki bağ kuvvetliydi.”
“Fark ettim.”
Kapıya yöneldim.
Önünde duruyordu.
“Kapının dekoru musun?”
Ağzının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Geçmek istiyorsan geç.”
“Fizik kurallarıyla küçük bir sorunumuz var.”
Yarım adım yana kaydı.
Yanından geçerken,
“Bu gece ne kullanacaksın?” diye sordu.
Durup ona baktım.
Sonra kendi odamı düşündüm.
Yatak.
Yorgan.
Çarşaf.
Yastık yok.
Bu gerçeği onun karşısında yeni fark etmiş olmam ayrıca sinir bozucuydu.
“Onu ben düşünürüm.”
“Bir haftadır düşünmemişsin.”
“Çünkü çözüm odamdaydı.”
“Benim odamdaydı.”
“Detay.”
Pamir’in yüzünde yine o belli belirsiz ifade oluştu.
“Bu gece başarılar.”
“Yastığı geri istediğine pişman olmanı sağlayacağım.”
“Tehdit mi?”
“Geleceğe dair küçük bir temenni.”
Odamın kapısına yürüdüm.
Telefonum tam içeri girecekken çaldı.
Demir.
Ekrandaki isme bakarken elim kısa süre havada kaldı.
Pamir yanımdan geçti. Telefonuma bakıp bakmadığını, baktıysa ismi görüp görmediğini anlayamadım.
Anlamaya da çalışmadım.
Odaya girip kapıyı kapattım.
Demir’le konuşmamız uzun sürmedi.
Gözlüğümün kırıldığını söyledim. Bir kızın bilerek yaptığını öğrenince tahmin ettiğim gibi sinirlendi. Kim olduğunu, neden yaptığını ve iyi olup olmadığımı arka arkaya sordu.
İyi olduğumu söyledim.
Lens aldığımı.
Okul idaresinin olaydan haberdar olduğunu.
“Gerçekten iyi misin?” diye bir daha sordu.
“İyiyim.”
“Cansu, biri bilerek gözlüğünü kırmış.”
“Biliyorum. Oradaydım.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Şaka yapabiliyorsan iyisindir.”
“Ben de bu teoriye tutunuyorum.”
Demir’in endişesi kötü hissettirmiyordu.
Eskiden beni sakinleştirirdi.
Şimdi de tanıdıktı.
Güvenliydi.
Ama aynı değildi.
Bir süre kendi gününden bahsetti. Ben dinlemeye çalışırken duvarın öbür tarafından bir çekmece kapanma sesi geldi.
Dikkatim kaydı.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Ama yetti.
Kendime kızdım.
Demir’le vedalaşırken yine ikimiz de aynı iki kelimeyi söylemedik.
Seni seviyorum.
Telefon kapandıktan sonra ekran elimde kaldı.
Bir kere tesadüf olabilirdi.
İki kere de belki.
Ama artık aramızdaki bazı kelimelerin söylenmemesini ikimizin de fark ettiğine emindim.
Nil’i aradım.
Takside konuşmayı akşama bırakmıştık. O yalnızca bir kızın gözlüğümü bilerek kırdığını, benim iyi olduğumu ve artık lens kullandığımı biliyordu.
Gerisini anlatmamıştım.
Telefonu açar açmaz yüzü ekrana doldu.
“Şimdi anlat.”
“Merhaba sana da.”
“Takside yarım bıraktın. Ben yarım hikâyeyle yaşayamıyorum.”
Yatağa oturdum.
“Adı Melis.”
Nil’in yüzü ciddileşti.
“Tamam. Melis ne istiyor senden?”
“Benden istediği bir şey yok. Problem başka.”
“Daha iyi.”
“Değil.”
Nereden başlayacağımı düşündüm.
“Bugün sınıfta Pamir diye bir çocuk vardı.”
Nil sessizleşti.
Pamir’in yanındaki tek boş yere oturduğumu, Melis’in bundan hoşlanmadığını, daha sonra gözlüğümü alıp yere attığını ve üzerine bastığını anlattım.
“Bir dakika,” dedi Nil. “Niye senin oturduğun yere karışıyor?”
“Çünkü Pamir’in sevgilisi.”
Nil’in kaşları yükseldi.
“Ha.”
“Dur. Daha ‘ha’ deme.”
“Devam et.”
“Pamir olay olurken oradaydı.”
“Ne yaptı?”
“Hiçbir şey.”
Nil’in yüzü değişti.
“Hiç mi?”
“Sonra da kendi meselesi olmadığını söyledi.”
“Tamam.” Arkasına yaslandı. “Pamir’i sevmedim.”
“Ben de.”
Cevabım hızlı çıktı.
Üzerinde durmadım.
Sude’den öğrendiklerimi de anlattım. Pamir’le Melis’in ilişkisinin zaten iyi gitmediğini, Melis’in hâlâ bir şeyleri toparlamaya çalıştığını.
Nil dudak büktü.
“Bu onların problemi. Senin gözlüğün değil.”
“Ben de aynı fikirdeyim.”
“Peki.” Gözlerini kıstı. “Pamir kısmını niye bu kadar ayrıntılı anlatıyorsun?”
İşte asıl mesele.
“Yan odadaki çocuk var ya?”
Yüzünde bir anda tanıdık bir ifade oluştu.
“Yastığını çaldığın?”
“Ödünç aldığım.”
“Bir haftadır.”
“Elimizde takvimle konuşmayalım.”
“Cansu.”
“Pamir.”
Sessizlik.
“Ne Pamir?”
“Yan odadaki çocuk.”
Nil birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Yüzünde bağlantıların tek tek kurulduğunu görebiliyordum.
Nesrin Teyze’nin oğlu.
Okuldaki Pamir.
Melis’in sevgilisi.
Gözlüğüm kırılırken kenarda duran çocuk.
Ve bir haftadır yastığını kullandığım kişi.
Son maddeye geldiğinde kahkahayı bastı.
Gözlerimi kapattım.
“Bunu yüksek sesle söylemeyince daha kabul edilebilir geliyordu.”
“Sen…” Gülmekten devam edemedi. “Sen bir haftadır Melis’in sevgilisinin yastığında mı yatıyorsun?”
“Bu cümleyi bir daha kurarsan kapatırım.”
“Melis bilse seni camdan atar.”
“Nil.”
“Tamam, tamam.”
Sakinleşmesi biraz sürdü.
“Yastığı geri verdin mi?”
“Az önce.”
“Ne dedi?”
“Rahat edip etmediğimi sordu.”
Nil yine gülmeye başladı.
“Arkadaşlığımızın sınırlarını zorluyorsun.”
“Ben hiçbir şey yapmıyorum.”
“Yüzün komik.”
“Yüzüm normal.”
“Hayır.”
Sude’yi, Ege’yi ve Mert’i de anlattım.
Sude’yle Mert arasında eskiden bir şey olduğunu.
Ege’nin beş dakika içinde kırk yıllık arkadaş gibi davranabildiğini.
Pamir’in yakışıklı olup olmadığını sorduğunda cevap vermedim.
Nil sırıtınca,
“Sus,” dedim.
“Hiçbir şey söylemedim.”
“Yüzün söyledi.”
“Bu cümleyi senden öğrendim.”
Gözlerimi devirdim.
Bir süre sonra Demir’i sordu.
“Aradı.”
“Nasıl geçti?”
“Normal.”
Nil’in yüzündeki eğlence söndü.
Ama üstelemedi.
Beni tanıyordu.
Bazı cevapların arkasında başka bir cevap olduğunu bilirdi.
Aşağıdan annemin sesi geldi.
“Cansu! Yemek hazır!”
Başımı kapıya çevirdim.
“Gitmem lazım.”
Nil gülümsedi.
“Bu akşam yastıksız başarılar.”
“Seninle arkadaşlığımı bitiriyorum.”
“Yarın görüşürüz.”
Telefonu kapattım.
Yatağa baktım.
Yastıksızdı.
Pamir’e duyduğum öfkenin ne kadarının karakteriyle, ne kadarının şu an yastığımı—daha doğrusu kendi yastığını—geri almış olmasıyla ilgili olduğunu ayırmak güçtü.
Kapıyı açtım.
Yan odanın kapısı da aynı anda açıldı.
Pamir çıktı.
İkimiz de kısa süre durduk.
Sonra merdivenlere yöneldik.
Ben önden indim.
“Yastıksız hayat?”
“Henüz üç dakika oldu. Raporu yarın veririm.”
“Zor geçerse haber ver.”
“Ne yapacaksın?”
“Duygusal destek.”
Güldüm.
“Sen önce gözlüğüm kırılırken göstermediğin desteği tamamla.”
Arkamdaki adımlar yavaşladı.
Ben de durup döndüm.
Yüzündeki hafif eğlence kaybolmuştu.
“Melis meselesi annemin yanında uzamasın.”
Kaşlarımı çattım.
“Uzatmayı planlamıyorum.”
“Annem böyle şeyleri kafasına takar.”
Sesinde savunma yoktu.
Sadece bilgi veriyordu.
“Canının sıkılmasını istemiyorum.”
Bir saniyeliğine Pamir’in kendisinden çok bunu söyleyişine takıldım.
“Tamam.”
Başını hafifçe salladı.
“Sağ ol.”
“Basın toplantısını iptal ettim.”
Bakışında küçük bir değişiklik oldu.
“İyi karar.”
Hepsi buydu.
Aşağı indiğimizde annemle Nesrin Teyze sofradaydı. Sevim Abla mutfakla salon arasında gidip geliyor, masadaki eksikleri tamamlıyordu.
Nesrin Teyze bizi görünce gülümsedi.
“Demek okulda da karşılaşmışsınız.”
Pamir sandalyesini çekti.
“Evet.”
Ben de oturdum.
“Fazlasıyla.”
Pamir suyuna uzandı.
“Benim yastığıma göre sen daha hızlıydın.”
Ayağımla sandalyesine vurmayı düşündüm.
Yapmadım.
Nesrin Teyze hemen yakaladı.
“Ne yastığı?”
“Hiçbir şey.”
Pamir ise,
“Uzun hikâye,” deyip yemeğine döndü.
“Hiç yardımcı olmuyorsun.”
“Amacım o değildi.”
Annem gözlerini kısarak ikimize baktı ama kısa süre sonra dikkati lenslerime kaydı.
“Başın ağrıdı mı?”
“Hayır.”
“Gözlerin?”
“Yerinde.”
“Cansu.”
“Anne, iyiyim.”
Nesrin Teyze gülümsedi.
“Gözlüğün ne oldu peki?”
Pamir’le göz göze geldik.
“Okulda kırıldı.”
Annem hemen düzeltti.
“Bir kız bilerek kırdı.”
Nesrin Teyze’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bilerek mi?”
Pamir’in merdivende söyledikleri aklıma geldi.
“İdare ilgilendi. Şimdilik kapandı.”
Annemin bakışından onun açısından kapanmadığını anladım.
Ama sofrada uzatmadı.
Yemek ilerledikçe konuşma başka yerlere kaydı.
Annemle Nesrin Teyze üniversite yıllarındaki arkadaşlarından, yıllardır görmedikleri insanlardan bahsetmeye başladı.
Ben çoğunlukla dinledim.
Pamir de.
Ama annesi ona döndüğünde dikkatini veriyordu.
Nesrin Teyze salataya uzanınca kâseyi ona yaklaştırdı.
“Biraz daha al.”
“Sen ye oğlum.”
“Aldım.”
Bir süre sonra suyunun azaldığını fark edip şişeyi uzattı.
Küçük hareketlerdi.
Gösterişsiz.
Belki bu yüzden dikkatimi çektiler.
Kapı zili çalınca Sevim Abla açmaya gitti.
Antreden önce Berk’in, ardından Mert’in sesi geldi.
“İyi akşamlar Sevim Abla.”
“Hoş geldiniz çocuklar.”
İkisi içeri girdiğinde beni görür görmez durdu.
Berk’in yüzü özellikle görülmeye değerdi.
“Yeni kız?”
Çatalımı bıraktım.
“Bu ismin ömrü bitmişti.”
Bu kez hemen şaka yapmadı.
Önce bana, sonra Pamir’e, sonra tekrar bana baktı.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
“Akşam yemeği.”
“Onu görüyorum.”
Nesrin Teyze güldü.
“Cansu’yla Yasemin bir süredir bizde kalıyor.”
Berk’in yüzündeki şaşkınlık iki katına çıktı.
“Burada mı?”
“Üst katta bile.”
Mert’in bakışı Pamir’e kaydı.
Sonra tekrar bana.
“Dün ikiniz de bilmiyordunuz yani?”
“Hayır.”
Pamir de sakin bir şekilde,
“Ben de bilmiyordum,” dedi.
Berk sandalye arkasına tutundu.
“Bir dakika. Siz okulda tanıştınız, eve geldiniz ve—”
“Berk.”
Pamir yalnızca adını söyledi.
Berk sustu.
İki saniye.
“Tamam.”
Sonra bana baktı.
“Bu konu kapanmadı.”
“Benim için kapandı.”
“Senin fikrin sorulmadı.”
Mert güldü.
Nesrin Teyze ikisini masaya çağırınca Berk zaten davet beklemiyormuş gibi oturdu.
Mert,
“Biz yedik,” dedi.
Berk ona baktı.
“Sen yemiş olabilirsin.”
“Beraberdik.”
“Hatıralar farklılaşabilir.”
Sevim Abla iki tabak getirdi.
“Berk, sen daha geçen gelişinde de tok gelip yemek yedin.”
Berk tabağı önüne çekerken,
“Sevim Abla, büyüme çağındayım.”
Pamir başını kaldırmadan,
“Ne zamandır?”
“Ruhen.”
Bu kez hepimiz güldük.
Berk kısa sürede masanın sesini yükseltmeyi başardı. Mert çoğunlukla dinledi. Pamir arada tek cümleyle onu susturdu.
Ama Berk’in gözlerinin birkaç dakikada bir bana dönmesinden hâlâ aynı şeyi düşündüğünü anlıyordum.
Ben.
Pamir.
Aynı ev.
Bu bilgi yarın okulda Melis’e ulaşmamalıydı.
Berk’in ağzı düşünüldüğünde bu küçük bir mucize gerektiriyordu.
Bir süre sonra dışarı çıkmak için kalktılar.
Pamir de onlara katılacaktı.
Çıkmadan önce annesine,
“Çok geç kalmam,” dedi.
Nesrin Teyze başını salladı.
“Tamam. Dikkatli olun.”
Pamir,
“Olur,” deyip çıktı.
Kapı kapandığında ev bir anda daha sakin geldi.
Sevim Abla sofrayı toplamaya başladı.
Nesrin Teyze,
“Sevim, bize çay koyar mısın?” dedi.
Annem de fincanını kenara çekti.
“Sevim, bana da şekersiz kahve yapar mısın?”
“Tabii Yasemin Hanım.”
Ben de seslendim.
“Sevim Abla, bana da sütlü, bol köpüklü olur mu?”
“Olur Cansu.”
“Sağ ol.”
Biraz sonra salondaki küçük sehpanın etrafındaydık.
Sevim Abla içecekleri getirip önümüze bıraktı.
Nesrin Teyze,
“Sağ ol Sevim,” dedi.
O da tepsiyi alıp mutfağa döndü.
Annem uzun zamandır ilk kez gerçekten rahat görünüyordu.
Nesrin Teyze üniversite yıllarından bir sınav sabahını hatırlattı.
“Bir sınava neyle geldiğini hatırlıyor musun?”
Annem gözlerini kıstı.
“Hatırlamıyorum ve bu sorunun devamını sevmeyeceğimden eminim.”
“Üzerinde ayıcıklı bir üst vardı.”
“Pijama değildi.”
“Yasemin, bütün gün montunu çıkarmadın.”
“Evde giydiğim bir şeydi.”
Nesrin Teyze bana döndü.
“Fotoğrafı bile var.”
Annem hemen doğruldu.
“Sen onu hâlâ mı saklıyorsun?”
“Eski albümlerin birinde.”
“Onu bulursam yok edeceğim.”
“Önce albümü bulman lazım.”
Gülümsedim.
Nesrin Teyze o yıllarda yanında küçük bir fotoğraf makinesi taşıdığını, filmi bitince bazen haftalarca yenisini almayı unuttuğunu anlattı.
Annem hâlâ o fotoğrafın varlığından hoşnut değildi.
İkisini izlerken aralarındaki rahatlığın yalnızca eski arkadaş olmaktan gelmediğini düşündüm.
Birbirlerinin geçmişini biliyorlardı.
Daha önemlisi, o geçmişi birbirlerine tekrar anlatmak zorunda değillerdi.
Sohbet okuluma döndüğünde Berk’in çocukluğundan beri bu kadar konuşup konuşmadığını sordum.
Nesrin Teyze güldü.
“Daha kötüydü.”
“Daha kötüsü var mı?”
“Vardı.”
“Pamir’le küçükten beri mi arkadaşlar?”
“Berk’le evet. Mert sonradan katıldı.”
Annem kahvesinden bir yudum aldı.
“Pamir küçükken de böyle sakin miydi?”
Nesrin Teyze bu kez daha çok güldü.
“Hiç değildi.”
Bunu hayal etmekte zorlandım.
“Pamir mi?”
“Yerinde durmazdı.”
“İnanmıyorum.”
“Eski albümleri çıkarayım da gör.”
Pamir’in küçükken evin içinde koştuğunu, bir şeyler kırdığını, azar işittiğini kafamda canlandırmaya çalıştım.
Olmadı.
Aklıma evde gördüğüm birkaç eski fotoğraf geldi.
Nesrin Teyze.
Küçük Pamir.
Ama babası yoktu.
Soruyu düşünmeden sordum.
“Pamir’in babası da İstanbul’da mı?”
Nesrin Teyze’nin yüzündeki değişiklik küçüktü.
Ama pişman olmama yetti.
“Özür dilerim. Bilmiyordum.”
“Bilemezdin zaten.”
Çay bardağını tabağına bıraktı.
“Pamir’in babasını yıllar önce kaybettik.”
Boğazım sıkıştı.
“Kaç yaşındaydı?”
“Dokuz.”
Annem sessizce elini Nesrin Teyze’nin dizine koydu.
O kadar.
Belli ki bu acıyı ilk kez konuşmuyorlardı.
Nesrin Teyze bir süre sonra devam etti.
“Yaşına göre fazla şey anladı. Bazı şeyleri erken öğrenmek zorunda kaldı.”
Aklıma birkaç saat önceki hareketleri geldi.
Annesinin suyunu doldurması.
Çıkarken haber vermesi.
Melis meselesinin annesinin canını sıkmasını istememesi.
Bir insan hakkında yeni bir şey öğrendiğinizde eski davranışları değişmiyordu.
Ama başka bir yerden görünmeye başlıyordu.
Bu bilgi Pamir’in dün yaptığını haklı çıkarmıyordu.
Gözlüğüm kırılırken susmuştu.
Bunu unutmadım.
Sadece onun da tek bir davranıştan ibaret olmadığını fark ettim.
Telefonum titreşti.
Babam.
İstanbul’a geldiğimiz gün ona yalnızca vardığımızı yazmıştım.
O günden beri birkaç kez mesaj atmış, ben de çoğuna kısa cevaplar vermiştim.
Ekranı açtım.
Babam: Güzel kızım, bugün ilk gündü. Nasıl geçti?
Eskiden düşünmeden gülümseyeceğim iki kelime.
Şimdi içimdeki kızgınlığa çarpıyordu.
Ben: İyi.
Babam: Sadece iyi mi? Merak ediyorum seni.
Ben: İyiydi işte.
Bir süre sonra yeni okulu, birileriyle tanışıp tanışmadığımı sordu.
Kısa cevap verdim.
Sonra İstanbul’u nasıl bulduğumu.
Ben: Daha yeni geldik.
Babam: Biliyorum. Yine de senin gözünden merak ettim.
Cevap vermedim.
Bir süre sonra ekran yeniden yandı.
Babam: Seni sıkmak istemiyorum kızım. Sadece nasıl olduğunu bilmek istiyorum.
Parmaklarım ekranda kaldı.
Ona hâlâ kızgındım.
Onu özlediğim anlar olması bu kızgınlığı azaltmıyordu.
Kızgınlığım da onu on sekiz yıldır babam yapan her şeyi silmiyordu.
İkisi bir arada durabiliyordu.
En kötü tarafı buydu.
Ben: İyiyim.
Babam: Tamam. İyi ol yeter.
Ardından bir mesaj daha geldi.
Babam: Bir şeye ihtiyacın olursa bana yaz. Ne olursa olsun.
Ben: Tamam.
Babam: İyi geceler kızım.
Ben: İyi geceler.
Telefonu ters çevirdim.
Annem,
“Baban mıydı?” diye sordu.
“Evet.”
Devamını istemedi.
Bunun için minnettardım.
Sohbet biraz daha sürdü.
Nesrin Teyze bu kez annemin saçlarını üniversitede kendi kestiği bir günü anlattı. Annem olayın anlatıldığı kadar kötü olmadığını savundu.
“Birkaç gün saçımı topladım, o kadar.”
Nesrin Teyze çayını içti.
“Dört gün.”
“İki.”
“Yasemin, aynı evdeydik.”
Ben gülerek,
“Ben Nesrin Teyze’ye inanıyorum,” dedim.
Annem bana döndü.
“Çok hızlı taraf değiştirdin.”
“Kanıt güçlü.”
Gece odama çıktığımda bütün günün ağırlığı ancak kapı kapandığında üzerime çöktü.
Sonra yatağı gördüm.
Yastık yoktu.
Bütün düşüncelerim sona erdi.
Dolaptaki yedek battaniyeyi çıkarıp katladım.
Bir kez.
İki.
Üç.
Üzerine başımı koydum.
Berbattı.
Tekrar açtım.
Başka türlü katladım.
Yaklaşık beş dakika boyunca bir battaniyeyle mühendislik problemi yaşadıktan sonra kabul edilebilir bir şekle getirdim.
Nil bunu asla öğrenmeyecekti.
Telefonuma baktım.
Demir iyi geceler yazmıştı.
Cevap verdim.
Babamın mesajları hemen aşağıdaydı.
Üzerlerinde durmadım.
Işığı kapattım.
Bir süre sonra yan odadan ses geldi.
Pamir dönmüştü.
Kapı.
Çekmece.
Sessizlik.
Başımı battaniyenin üzerine yerleştirdim.
Nesrin Teyze’nin söyledikleri aklıma geldi.
Dokuz yaşındaydı.
Bir çocuğun babasını kaybetmesinin nasıl bir şey olduğunu düşünmek istemedim.
Sonra battaniye başımın altından kaydı.
Gözlerimi açtım.
Tekrar düzelttim.
“Pamir’den nefret ediyorum.”
O an bunun büyük kısmı yastık yüzündendi.
Ne zaman uyuduğumu hatırlamadım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18