3. bölüm / 5
Bir İhtimal3 BÖLÜM: Dosya
Bölümler 5Şu an: 3 BÖLÜM: Dosya
DOSYA
Kapıdan içeriye girdiğimde anlık bir şok yaşadım. Nefesimin kesildiğini hissettim, kalbimdeki yaram sızladı. Elimdeki dosya ve telefon gevşer gibi oldu ama hemen kendime geldim.
Karşımda, yıllar önce arkadaşlığımı sonlandırdığım, benim o yaşımdaki dönüm noktam olan, hayatıma renk katıp hemen sonra hayatımda renk çalan, beni yalnız bırakan ve asla anlamak istemeyen o arkadaşım karşımdaydı. Ayaktaydı ve Lidya ile konuşuyordu. O da bana baktı. Bakışları sanki burada olduğumu biliyordu. Sakin bakıyordu bana. Lidya söylemişti büyük ihtimal.
Sadece baktık birbirimize. Saniyelerce konuşmadık, konuşamazdık çünkü eminim ikimiz de konuşacak yüzü yoktu. O benim her koşulda yanında olduğum ama onun bu koşullara rağmen beni yalnız bıraktığı kişiydi.
O, Müjgan'dı...
"Aleska, hoş geldin. Bak, Müjgan kan almaya gelmiş," dedi Lidya.
"Hoş bulduk," dedim.
Müjgan'a bakmaya devam ettim. O, büyük badem gözleriyle bana bakıyordu. Gözleriyle bir duyguyu anlatmak istiyordu ama ben onu anlamayı bırakalı yıllar olmuştu.
"Aleska," dedi, nefesini tazeleyip devam etti. "İstediğin o mesleği kazanmışsın. Başarmışsın, yapabilmişsin. Tebrik ederim. Sana da başarmak yakışır da zaten," dedi.
Bana gülümsedi. Bana o eski günlerdeki sıcaklığı hissettirdi bir anda.
"Teşekkürler," dedim. Ekledim: "Yazar olabildin mi?"
Gülümsedi bana.
"Hatırlıyorsun," dedi ve ekledi: "Yazar oldum. Yeni kitap çıkarttım hatta. Evlendim de," dedi Müjgan, bana heyecanlı bir haber verirmişçesine söyledi.
"Hayırlı olsun," dedim sakin bir ses tonuyla.
Sanki bir an o ilk gün tanıştığımız zamana geri döndüm. Hani birbirimize "Hangi mesleği yapmak istiyorsun?" dediğimiz o günlere... İkimiz de başarabilmiştik. Mesleklerimizi elimize alabilmiştik.
Başını salladı.
"Sağ ol," dedi ve ekledi: "Ben gideyim. Kendinize iyi bakın ikiniz. Hayırlı olsun," dedi.
Lidya döndü.
"Tahlillerimi yarın alırım," dedi.
"Tamam," dedi Lidya.
Müjgan odadan çıktı. Yanımdan geçti ama hiç arkamı dönüp bakmadım. Müjgan çıktığında Lidya'ya döndüm ve ona sarıldım.
"Niye aradığımda burada olduğunu söylemiyorsun?" dedim.
Belki konuşmak istersin diye düşündüm," dedi.
"İyi misin?" diye sordu.
Gülümsedim.
"İyiyim. İlk günün hayırlı olsun, canım arkadaşım," dedim.
"Neyse, benim işlerim var. Seni görmeye gelmiştim zaten. Sen de işin çıkışında yanıma gel, yanıma uğra," dedim.
"Tamam canım, görüşürüz," dedi.
Ben de hemen odadan çıktım. Hızlı adımlarla kadınlar lavabosuna gittim. Kapıyı arkamdan hızlıca kapattım. Nefes alamadığımı hissettim. Elimi kalbimin üstüne koydum. Derin bir nefes aldım, daha doğrusu almaya çalıştım. Ağlamaya başladım, hem de hıçkıra hıçkıra.
Nasıl da özlemiştim onu... Konuşmayı bile özlemiştim onunla. Acaba o da özlemiş miydi?
Bir süre ağladım. Öyle bir duygu karmaşasıydı ki bir türlü tarif edemezdim. Sanki kalbinizden kopmuş bir şeyin tekrar sızlaması gibiydi.
Mesai saatimin geldiğini görmek için telefonuma baktım. Evet, mesai saatim gelmişti. Çıkmalıydım ama gözlerim hem şişmiş hem de kıpkırmızı olmuştu. Yüzümü yıkadım ve peçeteyle kuruttum. Hâlâ gözlerim ve göz çevrem kıpkırmızıydı.
Kadınlar tuvaletinden çıktım. Çıkmam lazımdı çünkü bu benim işimdi. Çıktığım an kafamı önüme eğdim, ağladığımı görmesinler diye.
Bir ses geldi.
"Hemşire hanım."
Bir erkek sesi duydum. İnşallah bana demiyordur, diye düşündüm. Hızlıca yürümeye devam ettim.
"Aleska Hanım," dedi.
Durmak zorundaydım çünkü bana seslenmişti. Arkamı döndüm. Pansuman yaptığım adam da galiba adı Ateş'ti. Yanıma geldi ve kaşlarını sorgularcasına çattı.
"Neden ağlıyorsunuz?" dedi. Sesi nazik ve sakin bir tondaydı.
"Ağlamıyorum," dedim. Ağlamıştım, sadece ben...
"Ağlamışsınız ama kim üzdü sizi?" dedi sorgularcasına.
"Önemli değil," dedim.
"Önemli değil diyorsunuz ama gözleriniz öyle söylemiyor," dedi.
"Ne söylüyor gözlerim?" dedim.
Kahve gözleri benim gözlerimin içine baktı. Kirpikleri bayağı uzundu ve çok derin bakıyordu.
"Gözlerin çok ağlamak istediğini ama işinden dolayı ağlayamadığını söylüyor. Ve seni biri çok üzmüş. Sen bunu itiraz ediyorsun. Bir insan kalbi kırıldığında, kırıldığını itiraz eder mi hiç?" dedi.
Bu adam niye bu kadar düşünceliydi? Niye benim ağlamam ona bu kadar dert olmuştu? Tanımadığım bir adamın beni düşünmesi ne kadar da normal bir şeydi ama şu an bunu düşünecek durumda değildim. Konuyu değiştirmeliydim çünkü bu adam uzatacak gibiydi.
"Tamam, neyse, boş verin," dedim.
Yani aslında iyi bir gözlemciydi. Sonuç olarak benim çok üzüldüğümü, derin bir hissiyat yaşadığımı anlamıştı. Sonra döndü ve dedi ki:
"Duygularını neden bu kadar umursamıyorsun?" dedi.
Niye bu kadar uzattı ya? Anlamadım.
"Kaşınızı pansuman yapmak için mi geldiniz?" dedim.
"Evet, kaşımı pansuman yapmak için geldim. Aslında sabah geldim ama siz yoktunuz. Bu saatte geleceğinizi öğrendim ve yeni geldim. Bu arada konuyu değiştirdiğinizi de gözümden kaçmadı," dedi.
Bu adam pansuman yapmak için beni mi beklemişti?
"Niye beklediniz? Bir sürü hemşire var. Yani söyleseydiniz biri yapardı," dedim.
"Ben sizin yapmanızı istiyorum," dedi.
Sırıtıyordu karşımda. Tepkimi merak ediyordu ama tepki vermedim. Mimiklerimi oynatmadım çünkü karşımdaki kişi bunu yanlış anlayabilirdi ve ben o kadar aptal bir insan değildim.
"Tamam, gelin, yapayım pansumanınızı," dedim ve ilerledim.
"Pansuman odasına gitmeden başhekimin yanına gitmeliyim. Dosyalarımı vereceğim de. Siz gidin, bekleyin isterseniz. Ben geleceğim," dedim.
"Tamam, bekliyorum sizi," dedi ve sırıtıp gitti. Bir gariplik vardı. Çok ilgiliydi bana karşı. Dosyaları başhemşireye teslim ettikten sonra pansuman odasına gittim. Sandalyenin üzerine oturduğunu gördüm. İçeriye girdim, konuşmadan direkt tentürdiyot döktüm ve ona döndüm.
"Dünden beri hiç pansuman yapmadınız mı?" dedim çünkü yaptırmadığı belliydi.
"Hayır. Akşam gelecektim ama müsait değildim. O yüzden sabah geldim ama maalesef siz de olmadığınız için bu saate kadar kaldı," dedi.
Ateş'in benim ona pansuman yapmamı istemesinin sebebini ben de bilmiyordum ama inşallah farklı bir düşünce yoktur aklında.
Bandını çıkardım, pansuman yaptım ve tekrar bantladım.
"Bitti," dedim.
"Bir daha ne zaman geleyim?" dedi.
"Şimdi yaptığım için sabah çıkarabilirsiniz," dedim.
"Kendim mi çıkaracağım?" diye sordu.
"Evet," dedim.
"Tamam, görüşürüz. Kendinize iyi bakın," dedi.
Benim ağlamam onu ilgilendirmişti ve sormuştu da. Bu garipti çünkü Yalın'dan başka bir erkeğin benimle ilgileniyormuş gibi olması beni garip hissettiriyordu.
***
Bütün gün boyunca pansuman işleriyle, dosyalarla ve bazı hastalarımla ilgilendim. Çok sıradan bir gündü, düne göre daha sakindi. Dün daha çok yorulmuştum. Çıkma saatime çok yaklaşmıştım, o yüzden odama çıktım.
Düşünceliydim. Sabahtan beri morallerim gerçekten bozuktu. Kendimi üzmemeye çalışıyordum ama yapamıyordum galiba. Düşünmemeyi de beceremiyordum çünkü sonuç olarak onu unutmuşken onun tekrardan gelmesi beni bir boşluğa düşürmüştü.
Masanın üstünden çantamı aldım. İçine almam gerekenleri koyduktan sonra odadan çıkıp asansöre bindim. Asansörle çıkış katına indim ve arabama doğru ilerledim. Mesai saatim bitmişti. Saat gece 00.00'da çıktım. Yorgundum, hem ruhen hem fiziksel olarak.
Arabama bindim ve eve doğru ilerledim. Çok acıkmıştım. Aslında kendime yemek yapacaktım ama hiç yemek yapacak halim yoktu. O yüzden yolumuzun üstünde bir dönerci vardı. Oradan orta boy bir dürüm aldım ve eve gittim.
Odama çıktım. Evde kimse yoktu. Babam da galiba geç gelecekti. Belki de birazdan gelirdi, zaten saat geçti. Banyo yaptım, üstümdekileri makineye attım ve yeni kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı taradım. Hızlı bir şekilde aşağı indim çünkü dönerimin soğumasını istemiyordum.
Dönerimi afiyetle yedim. Yorgundum. Ben normalde film izleyerek yemek yerdim ama canım hiç film izlemek istemiyordu. Öylece sadece bomboş bakıp yemeğimi yiyordum.
O sırada masanın üzerinde bir dosya olduğunu fark ettim. Babam asla böyle ortalıklara bir eşyasını koymazdı. Hiç babamlık bir hareket değildi açıkçası.
Ayağa kalktım ve dosyaya doğru ilerledim. Galiba Mahperi Abla temizlerken bulmuş da buraya koymuştu ya da babam buraya koymuş ve unutmuştu. Dosyayı elime aldım. Odasına koymak istedim. Yukarı doğru çıktım. Elimdeki dosyayı babamın odasına koyacaktım.
Kapıyı açtım ve içeri girdim. Dosyayı tam masanın üstüne koyacağım sırada masanın üzerinde başka bir dosya olduğunu gördüm. Dosyanın üzerinde kocaman harflerle "Demir Gölgesi" yazıyordu.
Evet, babam böyle bir dosyayı nereden bulmuştu veya neden böyle bir dosya oluşturmuştu? Babam Demir Gölgesi'ni nereden tanıyordu?
Sonra bir anda, elimdeki dosyayı koyduğum sırada dosyanın arkasında ataçla sabitlenmiş bir mektup olduğunu fark ettim. Bu mektup yine siyah renkteydi ve üstünde yine mühür vardı. Mührü açtığımda zarf çıktı. Tekrardan...
Ve bu sefer zarf bana değildi. Zarf babamaydı.
Biri bizimle oyun mu oynuyordu yoksa gerçek miydi, bilmiyorum. Ama babamın Demir Gölgesi ile ilgili bir dosyasının olması, bu şeyin olumlu bir şey olduğunu gösteriyordu.
Kağıdı açtım ve tam o sırada dış kapıdan kilit sesi geliyordu.
Babam gelmişti.
Hızlıca ayağa kalktım ve kağıdı zarfa koydum. Dosyaları düzenleyip odadan çıktım.
Babam yukarı çıkıyordu.
"Hoş geldin, baba," dedim.
"Hoş bulduk, kızım," dedi ve sarıldı bana. Ben de ona sarıldım.
"Ne zamandır gelmişsin?" diye sordu bana.
"Yarım saat falan olmuştur," dedim.
"Hmm, tamam kızım. Ben çok yorgunum, yatayım. Sen yarın çalışacak mısın?" diye sordu.
"Hayır, yarın izin günüm," dedim.
"Tamam, yarın ben de çalışmıyorum. Bir plan falan yaparız," dedi.
"Tamam baba, iyi geceler," dedim.
"İyi geceler, kızım," dedi ve odasına doğru ilerledi. Kapıyı örttü.
Zarfı okuyamamıştım. Gerçi babama aitti ama aynı zarfın bir benzeri bana da gelmişti. Ben o zarfın içinde ne yazdığını öğrenmeliydim.
Odama gittim ve yatağıma yattım. Yarın o zarfa nasıl ulaşabileceğimi düşündüm...
Bölüm etkileşimi
