9. bölüm · Bir Gün Seni Unutursam

Bölüm 7 – Söylenemeyen Gerçek

Helen Korkmaz

Mert o sabah evden çıkarken annesinin yüzüne uzun uzun baktı. Kadın mutfakta her zamanki gibi çay demliyor, radyoda çalan eski şarkıya farkında olmadan eşlik ediyordu. Her şey aynıydı. Ama Mert için hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kapıya yöneldiğinde annesi arkasından seslendi. Akşam erken gelir misin? Mert gülümsedi. Gelirim. Sonra durdu. Anne. Kadın dönüp oğluna baktı. Seni seviyorum. Annesi hafifçe güldü. Dün gece de söylemiştin. Mert’in yüzündeki gülümseme bir anlığına dondu. Demek gerçekten olmuştu. Gerçekten mutfağa gitmiş, annesine sarılmış ve bunu hiç hatırlamamıştı. Sessizce evden çıktı. Kapı arkasından kapanırken içinden tek bir cümle geçti. Bir gün annemin yüzünü de unutursam ne olacak?
Üniversite bahçesi her zamanki gibi kalabalıktı. Defne uzaktan Mert’i görünce el salladı. Buradayım! Mert yürüyüp yanına gitti. Defne dikkatle yüzüne baktı. Yine uyumamışsın. Biraz. Kaç saattir uyuyorsun? Üç belki dört. Defne iç çekti. Böyle devam edemezsin. Banka oturdular. Bir süre kimse konuşmadı. Defne çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı. Bak. Fotoğrafta gün batımında birlikte çekildikleri kare vardı. Yaşlı adamın çektiği fotoğraf, turuncuya boyanmış gökyüzü, martılar ve yan yana gülümseyen iki genç. Çıkarttın mı bunu? Evet. Çok güzel olmuş. Defne fotoğrafı Mert’in eline verdi. Bunu cüzdanına koy. Neden?
Çünkü mutlu olduğun bir günü hep yanında taşı. Mert fotoğrafı uzun süre inceledi. İçini tarifsiz bir korku kapladı.Ya bir gün bu fotoğraftaki kızı tanıyamazsam? Parmaklarını fotoğrafın kenarında gezdird. İçinden sessizce söz verdi. Tanımasam bile onu yeniden seveceğim. Öğleden sonra ders çıkışında Defne, Mert’i kampüsün küçük amfisinin basamaklarına götürdü. Bugün fotoğraf çekmeyeceğim. Niye? Sadece konuşmak istiyorum. Mert başını salladı. Defne dizlerini kendine çekti. İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Mert gülümsedi. Yağmur yağıyordu. Otobüs geç kalmıştı. Şemsiyeni benimle paylaşmıştın. Defne de gülümsedi. Ben o gün senden korkmuştum. Neden? Çünkü çok sessizdin. Konuşmayan insanları anlamakta zorlanırım.Peki şimdi? Şimdi. Defne gözlerinin içine baktı. Konuşmadığında bile ne hissettiğini az çok anlayabiliyorum. Mert başını eğdi. Hayır. diye düşündü. Anlayamıyorsun. Keşke anlayamasan.
Akşam üzeri ayrıldıklarında Mert doğruca eve gitmedi. Şehrin en sessiz parklarından birine uğradı. Çocuklar salıncakta oynuyor, yaşlılar banklarda sohbet ediyordu. O ise boş bir banka oturdu. Çantasından yine aynı beyaz kâğıtlardan birini çıkardı. Bu kez hiç duraksamadı. Yazmaya başladı.
Sevgili Defne,
Bugün bana birlikte çekildiğimiz fotoğrafı verdin. Onu cüzdanıma koymamı istedin. Sana söyleyemedim ama o fotoğrafa bakarken korktum. Çünkü bir gün yüzünü hatırlayamamaktan korkuyorum. Doktorlar henüz kesin bir şey söylemedi. Belki de bütün bunlar boş bir korkudur. Ama ya değilse, kalemi birkaç saniye durdu. Derin bir nefes aldı. Sonra ilk kez şu cümleyi yazdı: Bir gün seni unutursam, lütfen bunun seni daha az sevdiğim anlamına geldiğini düşünme. Çünkü insan bazen hafızasını kaybeder. Ama kalbi, sevdiği yolu yine de bulmaya çalışır.

Mert satırları tekrar okudu. Bu cümle, yazdığı ilk mektuptan daha ağırdı. Çünkü artık korkusunu inkâr etmiyordu. İlk kez onu kâğıda dökmüştü. Mektubu dikkatlice katladı. Diğer zarfın yanına koydu. Çekmecede artık iki mektup vardı. İkisi de aynı kişiye yazılmıştı. İkisi de hiç gönderilmemişti. O gece saat on bire doğru telefonu çaldı. Arayan Doktor Selim’di.Mert şaşkınlıkla telefonu açtı. İyi akşamlar. “İyi akşamlar Mert. Rahatsız etmiyorum umarım. Hayır hocam. Doktorun sesi her zamankinden daha ciddiydi. Sana birkaç ek test daha yapmak istiyoruz. Neden? Korkmanı istemiyorum. Ama bazı sonuçları biraz daha ayrıntılı incelememiz gerekiyor. Mert’in kalbi hızlandı. Ne zaman geleyim? Yarın sabah. Telefon kapandı. Odasının içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı. Mert pencereye yürüdü. Karşı apartmanın ışıkları tek tek sönüyordu. Şehir uyumaya hazırlanıyordu. Ama onun zihni ilk kez bu kadar gürültülüydü. Elini cüzdanına götürdü. Defne’nin verdiği fotoğrafı çıkardı.Uzun süre baktı. Sonra sessizce fısıldadı: Olur da bir gün seni tanıyamazsam, bu fotoğraf bana yeniden âşık olmayı öğretsin. O gece Mert, fotoğrafı yastığının altına koyarak uyudu. Çünkü artık yalnızca unutmaktan değil, unuttuğunda elinde hiçbir iz kalmamasından korkuyordu.