4. bölüm · Bir Gün Seni Unutursam
Bölüm 2 – Yeniden Karşılaşmak (Devamı)
Belki de sen fotoğraf değil… Hikâye çekiyorsun. Defne’nin gözleri parladı. İşte bunu ilk kez biri söyledi. O an yüzündeki gülümseme değişti. Daha gerçekti. Daha sıcaktı. Sanki Mert onun en gizli hayalini yanlışlıkla bulmuştu. Öğleden sonra kampüsten ayrıldılar. Hava yeniden bulutlanmıştı. Yavaş yavaş yürürken Defne kaldırımın kenarında duran yaşlı bir amcayı fark etti. Adamın elindeki poşet yırtılmış, portakallar yola saçılmıştı. Arabalar yaklaşırken insanlar sadece bakıp geçiyordu. Defne hiç düşünmeden koştu. Mert de arkasından gitti. İkisi birlikte portakalları toplamaya başladı. Yaşlı adam gülümseyerek, Allah razı olsun evlatlarım. dedi. Defne poşeti düğümledi. Dikkat edin amca. Adam uzaklaşırken Mert, Bunu düşünmeden yaptın. dedi. Defne omuz silkti. Yardım etmek için düşünmeye gerek yok. O kadar doğal söyledin ki. Çünkü doğru olan buydu. Mert yürümeye devam etti ama aklında tek bir düşünce vardı. İyi insanlar gerçekten hâlâ vardı. Ve karşısında yürüyen kız onlardan biriydi.
Akşamüstü otobüs durağına geldiklerinde hava yeniden yağmaya başladı. Bu kez ikisi de aynı şemsiyenin altındaydı.Dün yabancıydılar. Bugünse sanki uzun zamandır tanışıyorlardı. Otobüs yaklaşırken Defne sessizce, Bugün güzel geçti. dedi. Evet. Teşekkür ederim. Asıl ben teşekkür ederim. Neden? Defterini kaybetmeseydin belki bir daha hiç görüşmeyecektik. Defne hafifçe gülümsedi. Belki bazı kayıplar insanı doğru yere götürür. Otobüs durdu. Tam binecekken Defne geri döndü. Mert. Efendim? Yarın boş musun? Mert’in kalbi hızlandı. Öğleden sonra evet. O zaman sana şehrin en güzel gün batımını göstereceğim. Kapılar kapandı. Otobüs hareket etti. Mert olduğu yerde kalmıştı. Şemsiyesi hâlâ açıktı ama yağmurun altında ıslandığını bile fark etmiyordu. Çünkü ilk kez, uzun zamandır hissetmediği bir duygu kalbinin içinde usulca filizlenmeye başlamıştı. Henüz adını koyamıyordu. Ama yıllar sonra bütün anıları silinmeye başladığında bile, o günün sonunda hissettiği sıcaklığı unutmak istemeyecekti.
Otobüs durağındaki kısa konuşmanın ardından Mert eve döndü. Defne’nin Yarın sana şehrin en güzel gün batımını göstereceğim. sözü bütün akşam zihninden çıkmadı. Annesi mutfakta akşam yemeğini hazırlıyordu. Bugün çok mutlusun. Mert montunu askıya asarken gülümsedi. O kadar belli mi? Anneyim ben.
Mert çocukluğundan beri annesinden hiçbir şey saklayamazdı. Küçükken canı sıkıldığında odasına kapanır, annesi kapıyı çalmadan önce bile onun üzgün olduğunu anlardı. Şimdi ise yüzündeki gülümseme, annesinin dikkatinden kaçmamıştı. Birisiyle tanıştım. Annesi ocağın altını kapatıp ona döndü. Demek sonunda. Ne sonunda? Kalbine dokunacak birini bulmanın sonunda. Mert başını eğerek güldü. Daha çok erken. En güzel hikâyeler erken başlar. Bu cümle Mert’in aklında kaldı. O gece odasına geçtiğinde masasına oturdu. Çizim dosyaları önünde açıktı ama hiçbirine odaklanamıyordu. Eline boş bir defter aldı. İlk sayfaya yalnızca tek bir cümle yazdı. Bugün Defne ile yeniden karşılaştım. Bazen kader, kaybolan bir defterin sayfalarına saklanır.”Yazdığı satırlara birkaç saniye baktı. Sonra defteri kapatıp çekmeceye koydu. Henüz bilmiyordu. Yıllar sonra yazacağı yüzlerce mektubun ilk tohumu, belki de o gece atılmıştı. Ertesi gün öğleden sonra Mert, Defne’nin gönderdiği konuma doğru yürüyordu. Burası şehrin en yüksek tepelerinden biriydi. Aşağıda Boğaz bütün ihtişamıyla uzanıyor, vapurlar ağır ağır ilerliyor, martılar gökyüzünde süzülüyordu. Defne çoktan gelmişti. Bankın üzerine oturmuş, dizlerini kendine çekmişti. Elinde yine fotoğraf makinesi vardı. Biliyordum geleceğini. Nereden? Gelmeyecek biri, buluşma saatinden on dakika önce burada olmaz.
Mert saatine baktı. Erken gelmişim. Ben yirmi dakika önce geldim. İkisi de güldü.
Bir süre konuşmadan manzarayı izlediler. Güneş yavaş yavaş alçalmaya başlamıştı. Gökyüzü önce sarıya, sonra turuncuya, ardından pembeye döndü. Defne sessizliği bozdu. Çocukken en büyük hayalin neydi? Mert düşündü. Mimar olmak. Gerçekten mi?
Evet. Oldun. Hayır. Neden? Çünkü ben bina çizmek istemiyordum. Ne istiyordun? İnsanların mutlu yaşayacağı evler yapmak. Defne uzun süre ona baktı. İşte bu yüzden farklısın. Peki ya sen? Defne derin bir nefes aldı. Ben çocukken bütün anıları durdurabileceğime inanıyordum. Fotoğrafla mı? Evet. Dedem Alzheimer hastasıydı. Mert dikkat kesildi. Beni bazen tanırdı. Bazen de yabancı sanırdı. Küçüktüm. Bir gün bana baktı ve ‘Sen kimin kızısın?’ diye sordu. Defne’nin sesi titredi. O gün çok ağlamıştım. İşte o günden beri fotoğraf çekiyorum. Neden? Çünkü insanlar unutsa bile fotoğraflar unutmaz. Mert bu sözün ağırlığını hissetti. Kalbinin bir köşesine yerleşen bu cümle, yıllar sonra bambaşka bir anlam kazanacaktı. Güneş ufkun arkasına doğru inerken Defne makinesini kaldırdı. Son bir fotoğraf. Yine mi? Bu kez birlikte. Yakınlarından geçen yaşlı bir çifte seslendi.
Affedersiniz, fotoğrafımızı çekebilir misiniz? Adam gülümseyerek makineyi aldı. Mert ve Defne yan yana durdu.İkisi de ne yapacağını bilmiyordu. Defne hafifçe Mert’in koluna girdi. Hazırlıksız yakalanan Mert’in kalbi hızlandı.Tam o anda deklanşör sesi duyuldu. Yaşlı adam makineyi uzatırken gülümsedi. Çok yakışmışsınız. İkisi de aynı anda utandı. Fotoğrafa baktılar. Arkadaki turuncu gökyüzü, martılar ve deniz… Önde ise birbirine gülümseyen iki genç. Defne fotoğrafı uzun süre inceledi. Bu benim en sevdiğim karelerden biri olacak. Neden? Çünkü bunda poz vermiyoruz. Gerçekten mutluyuz. Mert cevap vermedi.Sadece fotoğrafa baktı. İçinden geçen tek cümle şuydu: Keşke bu an hiç bitmese. Fakat hayat, en güzel anların bile ne kadar kısa sürebileceğini ikisine de henüz göstermemişti.
