37. bölüm · Bir garip aşk
Bir garip aşk 37. Bölüm
Tapınağın rutubetli odasında, NK ile birlikte kamera ekranındaki o tozlu belgeye bakarken kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Babamın imzasının o karanlık anlaşmada ne işi vardı? Ben tam bu sorunun ağırlığı altında ezilirken, odanın ahşap kapısı yavaşça, ama sarsılmaz bir kararlılıkla açıldı.
Kapı eşiğinde, zifiri karanlığın içinden süzülen bir silüet belirdi. Bu Arnav Singh Raizada’ydı.
Ancak karşımda o öfkeli, etrafa ateş saçan adam yoktu. Üzerinde bembeyaz, jilet gibi ütülenmiş bir gömlek vardı; kollarını dirseklerine kadar özenle katlamıştı ama ceketi yoktu.
O her zamanki ağır ve baskın havası, ceketinin yokluğuna rağmen odayı tamamen kaplamıştı. Kapı pervazına hafifçe yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi ve o meşhur, insanı hem sinir eden hem de büyüleyen sırıtmalarından birini yüzüne yerleştirdi.
Sanki bir suçluyu yakalamış gibi değil de, oyunun sonunu başından beri bilen bir galip gibi bakıyordu. NK korkuyla yerinden sıçrayıp, "Nannav! Kardeşim, biz sadece 'yıldızları sayalım' dedik, yani 'astronomi' çalıştık!" diye kekelerken, Arnav onu duymuyordu bile.
Arnav, bakışlarını benim üzerimde gezdirdi. O kendine has, güven dolu ve biraz da alaycı tavrıyla söze başladı. Sesi, tapınağın duvarlarında yankılanan yumuşak bir güç gibiydi:
"Kaçış planın fena değildi Khushi Kumari Gupta... Ama bir şeyi hesaba katmamışsın. Ben senin nefes alışındaki ritim değişikliğinden bile nerede olduğunu anlarım."
Elimdeki kamerayı, o belgeyi işaret ederek, "Bana açıklama borçlusun Arnav!" dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Babamın bu karanlık adamlarla ne ilgisi var? Beni bu yüzden mi kilitledin?"
Arnav, yaslandığı kapı pervazından doğruldu. Birkaç ağır adımla yanıma yaklaştı. O sarsılmaz duruşunu bozmadan, gözlerimin tam içine baktı. Yüzündeki o sırıtan ifade bir anlığına yerini daha derin bir ciddiyete bıraktı ama omuzlarındaki o rahatlık hala oradaydı.
"Senin babanla ilgili bir olay yok Khushi," dedi tane tane, her kelimenin üzerine basa basa. "O gördüğün imza, babanın bir suç ortağı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine; o, senin babanın o adamların önüne koyduğu bir engeldi."
Şaşkınlıkla kalakaldım. Arnav, elimdeki kamerayı nazikçe ama otoriter bir tavırla alıp kenara bıraktı. "Baban, Lucknow’daki o kirli işlerin önünü kesmek için hayatı pahasına bu anlaşmayı sabote etti. O adamlar senin peşinde çünkü o belgenin asıl kopyasının, yani onların sonunu getirecek olan kanıtın sende olduğunu sanıyorlar. Seni o odaya kilitledim çünkü bu gerçeği öğrenip kendi başına Lucknow’a gitmeye kalkacağını, yine o 'kahramanlık' damarının tutacağını biliyordum."
NK araya girerek, "Yani Nannav, babası bir 'ajan' mıydı? 'James Bond' gibi mi?" diye sordu.
Arnav, NK’ya kısa bir bakış atıp tekrar bana döndü. "Baban sadece dürüst bir adamdı Khushi. Ve ben onun emanetine, yani sana bir zarar gelmesine asla izin vermem. Şimdi..." dedi, gömleğinin manşetlerini düzelterek. "Bu çocukça kaçma oyunun bittiyse, gerçek savaşa hazırlanabiliriz. Çünkü Lucknow artık kapımızda değil, tam karşımızda."
Arnav’ın bu özgüvenli duruşu ve babam hakkındaki sözleri, içimdeki o büyük korkuyu bir nebze olsun dağıtmıştı. Ama biliyordum ki, bu sakinlik fırtınanın tam merkeziydi. Arnav arkasını dönüp dışarıya, o karanlık orman yoluna baktı. Gözlerinde, düşmanlarını bekleyen bir avcının keskinliği vardı.
"Hadi," dedi ceketi olmadan bile dünyanın en güçlü adamı gibi görünerek. "Shantivan’a dönüyoruz. Ama bu sefer, kuralları ben koymayacağım. Kuralları kader koyacak."
