15. bölüm · Bir garip aşk

Bir garip aşk 15. Bölüm

Buket Yiğit

Lavanya’nın gidişinin üzerinden sadece birkaç saat geçmişti ama Shantivan’da sanki yıllar boyu sürecek bir kış başlamıştı. Kapının kapanma sesi hala kulaklarımda çınlıyordu. Arnav’ın o son sözü, "Mutlu musun Khushi? İstediğin o engel artık yok," cümlesi kalbime zehirli bir ok gibi saplanmıştı. "Engel mi?" dedim içimden, "Ben hiçbir zaman engel olarak görmemiştim ki onu!" Ama Arnav, her zamanki gibi faturayı bana kesmişti.

Lavanya’nın gidişinden doğan o suçluluk duygusunu, o büyük boşluğu bana saldırarak kapatmaya çalışıyordu. Kibri, yaralı bir aslan gibi kükremesine sebep oluyordu.
Akşam çöktüğünde evde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Babaanne ve Anjali abla durumun ciddiyetini anlamış, sessizce köşelerine çekilmişlerdi.

Ben ise mutfakta ellerim titreyerek jalebi tabağına uzandım. Tatlı yaparsam belki bu acı geçer sanıyordum ama mutfağın kapısı öyle bir hızla açıldı ki, yerimden sıçradım. Arnav içeri girdi. Gözleri kan çanağı gibiydi, ceketini fırlatıp atmış, gömleğinin kollarını hırsla yukarı kıvırmıştı. "Hala yemek mi düşünüyorsun Khushi Kumari Gupta?" dedi, sesi buz gibiydi.

"Bir kadının hayatını mahvettin, bu evdeki huzuru bozdun ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi tatlı mı yiyeceksin?"
Elimdeki kepçeyi tezgaha bıraktım. "Ben hiçbir şey yapmadım Arnav! Lavanya kendisi gitmek istedi, o gördü... O senin kalbinin..." sözümü bitirmeme izin vermedi. Masaya öyle bir yumruk attı ki, tepsiler sarsıldı. "Benim kalbimde ne olup bittiğine karar vermek sana mı düştü? Sen kimsin Khushi? Sadece bu evde çalışan, halasının zoruyla buraya kapağı atmış, basit bir kızsın! Benim hayatımı, planlarımı, itibarımı mahvetmeye ne hakkın var?"

Bu sözler tokat gibi patladı yüzümde. Gözlerim doldu ama ağlamayacaktım. "Ben basit bir kız olabilirim ama senin kadar korkak değilim Arnav! Sen gerçeklerden kaçmak için etrafındaki herkese saldırıyorsun!" dedim.
Arnav üzerime yürüdü, beni tezgahla kendi arasına sıkıştırdı. O kadar yakındı ki, öfkesinin sıcaklığını tenimde hissedebiliyordum.

"Gerçekler mi? Gerçek şu Khushi; sen buraya geldiğinden beri benim düzenim bozuldu. Senin o sakarlıkların, o bitmek bilmeyen konuşmaların, o anlamsız iyiliklerin... Hepsi birer tuzaktı değil mi? Beni kendine çekmek, bu evin hanımı olmak için yaptın her şeyi!" Off olamaz! Nasıl böyle bir şey söyleyebilirdi? Ben onun için canımı dişime takmışken, o beni servet avcısı yerine koyuyordu. "Yazıklar olsun sana," dedim kısık bir sesle.

"Sen sadece paranın ve gücün dilinden anlıyorsun. Aşkın ne olduğunu asla bilemeyeceksin."
Arnav güldü; ama bu gülüşte zerre kadar neşe yoktu. "Aşk mı? Seninle mi? Asla! Sen benim için sadece bir pişmanlıksın. Lavanya haklıydı, senin o görünmez çekim alanın bir bataklık gibi.

Ama ben o bataklığa düşmeyeceğim." Beni sertçe kenara itip mutfaktan çıktı. Bahçeye, havuz başına doğru gittiğini gördüm. Peşinden gitmek istedim, haykırmak istedim ama ayaklarım geri geri gidiyordu. O an anladım ki, aramızdaki o güzelim çarşı gezisi, o yağmur altındaki yakınlaşma... Hepsi Arnav için bir zayıflık anıydı ve o şimdi bu zayıflığından dolayı kendinden nefret ediyor, hıncını da benden çıkarıyordu.

Gece yarısı olduğunda hala uyuyamamıştım. Balkona çıktığımda Arnav’ın hala havuz başında durduğunu gördüm. Elinde bir şey vardı; fırlatıp havuzun sularına attı. Karanlıkta ne olduğunu seçemedim ama kalbim o inci halhal olduğunu fısıldadı bana. "Gömüyor," dedim kendi kendime. "Bize dair ne varsa, o buz gibi sulara gömüyor." Arnav’ın kibri artık aramıza aşılmaz duvarlar örmüş. yol, aşkla değil; bu büyük nefretle, bu karşılıklı öfkeyle ve Arnav’ın intikam alma hırsıyla döşenmeye başlamıştı.

Arnav’ın havuzun başındaki o kaskatı siluetine baktım. Artık o beni koruyan, elimi çarşıda bırakmayan adam gitmiş; yerine her şeyi yakıp yıkmaya hazır olan o "Canavar Arnav" gelmişti. Hey Devi Maiyya, ben bu adamla nasıl aynı evin içinde kalacaktım?

Lavanya gitmişti ama arkasında yıkık dökük iki kalp ve sonu gelmez bir düşmanlık bırakmıştı. Ve Arnav, bu gidişin bedelini bana çok ağır ödetecek gibi duruyordu.