4. bölüm · BİR DAHA ASLA

4. Bölüm: Değişen Duygular

Emine ★

Aldığım haberin üzerine tam olarak on yedi dakika geçmişti. Deliler gibi odamda volta atıyor, saate bakıyordum. Odamın kapısı tıklatılınca irkildim. Nabzımın hızlandığını hissediyordum. Kim olacaktı ki. Anıl'lar gelse duyardım. Titrek bir sesle "gel" dedim. Sonra içeri mahcup bir ifadeyle Eylül girdi.

"Hazal,benim güzeller güzeli bacım, çok özür dilerim, her şey için-"

Birkaç büyük adım attım ve hiçbir şey demeden Eylül'e sarıldım. Nefes verip kollarını bana sardı ve saçımı okşadı.

"Herşey boka sarıyor yine."Dedim Eylül'le sarılmamızı devam ettirirken.

"Geçecek,daha önce de geçti biliyorsun." Beni teselli ederken yavaşca ayrıldım.

"Affettin mi beni" Dudaklarını büzüp üzgün bir ifade takındı. Gülümsedim. Daha doğrusu gülümsemeye çalıştım.

"Affettim, affettim" dememle bana tekrar sarıldı. Sonra ayrıldık.

"Ay çok mutlu oldum bir an" gülümsemesi dünyanın en soğuk insanının bile içini ısıtabilirdi.

"Ee, neler oldu. Neden tekrar boka sarıyormuş herşey" diye sordu, benim tabirimi kullanarak. Odamdaki balkona çıkıp balkon koltuğuma yayılmış, dün olanları ve birazdan Anıl'ların bize geleceğini anlatıyordum. Bu sırada kapı tıkladı ve içeri evde çalışan Hülya abla girdi. Yumuşak ve şefkatli ses tonuyla.
"Hazal kızım, müsait misin"

Eylül'le konuşmayı bırakıp doğruldum.

"Evet Hülya Abla,gel"

"Kızım annenler hazırlanıyor, ben de şimdi çiçekli servis takımını depodan alacağım, annen tatlı şipariş etmiş kuryeler gelirse sen alırsın olur mu?"

"Ha, olur abla ben hallederim" dedim ve hülya Abla'nın odadan çıkmasını izledim. Sonra tekrar Eylül'e döndüm.

"Hadi aşağı inelim o zaman" Eylül olumlu manada bir mırıltı çıkarttı ve aşağı indik. Daha sonra depodan elinde tabaklarla gelen mutfağa giden hülya ablayı izledim, sonra kapı çaldı.

DİNG DONGG

Koşarak kapıya gittim ve kapıyı açtım. Ama kapıyı açtığımda kurye değil de gayet şık ve yakışıklı duran Anıl'la karşılaştım. Elimin kapı kolunda kaldığını farketmeden gözlerim Anıl'ın yüzünde dolaşıyordu.
"Başka birini mi bekliyordun." Anılın o soğuk sesiyle kendime geldim. Sesini bile aynı duymuyordum sanki. Herşey değişmiş gibiydi. En başında da benim duygularım.

"Evet" dedim. Aklıma gelen en hızlı cevap buydu.

"Kimi?" dedi. Neden soruyordu ki?

"Senin ne haddine" deyiverdim. Bence gayet yeterli bir cevaptı.

"Tamam, hemen atarlanma." Dedi rahat rahat. Sonra elinde dosyalar olan Asaf Amca ve Şebnem Teyze geldi.

"Gençler, niye kaldınız böyle kapıda girseydiniz içeri" Yaklaşan asaf amcanın sesiyle gözlerimi Anıl'dan çekip onlara döndüm ve sıcak bir gülümsemeyle konuştum.

"Hoşgeldiniz,buyurun"

"Hoşbulduk kızım" Şebnem Teyze aynı şekilde bana gülümserken içeri girdiler. Daha sonra kapıyı kapattım. Bir adım atacaktım ki başımın dönmesiyle yanımdaki vitrinden destek aldım. Eylül hemen yanıma geldi ve kolumdan destek amaçlı tuttu.

"Hazal iyi misin?" dedi telaşla.

"İyiyim,iyiyim birden tansiyonum düştü herhalde, neyse gel içeri gidelim."
Eylül'le yemek odasına geçtik. Babamlar iş hakkında konuşurken,annem de Şebnem Teyzeyle sohbet ediyordu. Bir an evvel bu gece bitsin diye dua ediyordum. Arada da çatalımı tabakta gezdirirken tanıdık o ses beni strese sokmaya yetti. Karşımda oturan Anıl'ın sesiydi bu.

"Yemek oynanması için değil yenmesi için var. Bilmem bilir misin?" çok hafif sırıtıyordu. Ve fısıldayarak konuşuyor gibiydi.

"Biliyorum ve yemekle oynadığım falan yok." Buz gibi bir ifadeyle cevapladım. Daha sonra yemek boyunca konuşmamıştık.

*****

Yemek bitince bahçeye çıktık Eylül'le. İçeride annemler tatlı yiyordu, tabak çatal ses geliyordu. Biz ise yemiştik. Daha doğrusu ben yine o saçma diyetlerden birindeydim.
Havuzun başında dikilirken Anıl geldi ve cebinden bir dal s!gara çıkarttı ve çakmakla yakıp içine çekti. Burnuma gelen s!gara kokusuyla etrafa bakınca farkettim Anıl'ın geldiğini. Sigara kokusundan nefret ederdim.

"Ben gidiyim artık kanka, babam yazmış şimdi dönmezsem kıyameti kopartır." Dedi Eylül. Onu uğurladıktan sonra içeri girecektim ki kapının önünde duvara yaslanıp kollarını birbirine bağlayan anıl kendini duvardan ittirerek önümü kesti.

"Konuşmamız lazım."

Konuşacaklarımızı tahmin edebiliyordum ve hayır, henüz ağır laflar kaldırmaya hazır değildim. Gözlerimi kaçırıp sola kaydım ve bir kaç adım atarak Anıl'ı arkamda bıraktım.

"Peki ben şu konuya gireyim, sen cidden benim senden hoşlanacağımı falan mı düşündün? Kendine gel hazal. Sana karşı hislerim olacağını düşümen bile çok acınası. Haydi neysede kızım sen hiç aynaya falan bakmıyor musun?"

Durdum. Gözlerime yalvaracaktım ağlamamak için. Anladım, bugün üzülecektim ben,kaçamazdım. Kaçamıyordum zaten. Geri döndüm ve Anıl'ın tam önünde durdum. Yakındık. Hemde baya. Aramızdaki çekim herşeyi mahvedecekti. Ama eski hislerim yoktu. Eski ben, Anıl'la şu kadar yakın olmak için herşeyini verirdi.

"Aynaya bakıyorum Anıl." Durdum. "Senden hoşlanmış olmam benim aptallığımdı evet. Ama bunu yüzüme böyle söylemen senin karakterin hakkında yeterice şey anlatıyor. Yıllardır uzun bir hatanın peşinden kendimi sürüklemişim."
Gözlerim doldu. Ve lanet bahçe ışığı bunu daha da belli ediyordu. Devam ettim. Eğer şuan içimi dökmezsem bir daha rahatlayamazdım.

"Ben yıllardır hayallerimle büyüdüm. Her yazlığa gidişimde acaba bana bakar mı, konuşur muyuz, o da beni seviyor mu? Sorularıyla büyüdüm ben! Yıllardır ne aklıma ne de kalbime senden başka biri girdi! Ben kendimi bildim bileli sendin benim için! Her hayalimin bir parçasıydın! Sen benim beş yılımdın Anıl!" Derin bir nefes aldım.

"Neyse ya,ben kime ne anlatıyorum."gözyaşlarım yanağımdan bir bir inerken çenem titredi.

"Bunların her hangi birinin benim umrumda olacağını sanma. Ben sana umut bile vermedim. Versem ne olurdu Allah bilir. Zaten bundan sonra yüzümü bile görmezsin. Bi beş yılda da unutursun artık." Dedi ve gitti. Gerçekten gitti. Sıktığım avcumu bıraktım. Rahatlamıştım. Bitmişti. İçimdek hisleri yok etti ve siktir olup gitti. Bahçe koltuğuna oturdum,dirseklerimi bacaklarıma yerleştirip ellerimi alnıma koydum. Dökülen yaşları sildim ve kendi kendime konuştum.

Gerçekten tüm hislerim gitmiş miydi? Yoksa kendimi mi kandırıyordum?

"Ağlamayacaksın hazal,ağlamayacaksın kızım."

****
O günün üstünden altı gün geçmişti. Bugün 19 Eylül'dü. Eskisi gibi ayılıp bayılmıyordum artık. Okullar açılmıştı. Yine okuldaydım. Eylül, Baran ve Gökhan'la sınıfta sohbet ediyorduk. Öğle arası olduğu için sınıfta bizden başka kimse yoktu.

"Teyzemlerin sokakta bir kız vardı. Oğlum o ne naiflik, yürüyen mükemmellik falan o kadar aşık oldum ki o kadar yani." Bu yaz ki aşkını anlatan Gökhan'ı dinliyorduk. Sonra tuvalete gitmek için sınıftan çıktım ve tuvalet kabinlerinin birine girerek işimi hallettim. Sonradan iki kız geldi. Kim olduklarıı bilmiyordum. Ellerimi yıkadım ve peçeteyle kurulayıp çöpe attım. Sonra o kızlardan birinin sesi geldi.

"Anıl Ata'nın büyük hayranı değil mi bu ya, salak mısın kızım sen. Yunan tanrısı gibi çocuk sana neden baksın. Aşıkmış birde" Diyip gülüştüler. İçim dolan nefretle kıza bir tane yapıştırdım. Tutamadım kendimi.

"Yeter be! Kendine gel! Benim umrumda bile değil o züppe"

Sonrasında müdürdeydik. Sevgili müdürümüz beni okuldan attı. Şaka değil cidden attı. Annem ve babam okula çağırıldı. Uzun bir konuşmanın ardından benim bu okuldaki son günümdü.

****

"Baba benim bir suçum yok! İleri geri konuştu,tutamadım kendimi" salonun ortasında anne babamla bu konu hakkında tartışıyordum.

"Bir okuldan atılmadığın kalmıştı, onuda yaptın ya afferin sana kızım."

Babam bir fikir bulmuş gibi koltukta oturan anneme döndü.

"Geçen gün Asaf, Anıl'ın gittiği koleji baya övdü."
bana baktı. Sonra devam etti.

"Seni oraya yazdıralım. Ve okulda düzgün dur."
Baba sen ne diyorsun? Ben Anıl'dan kaçmaya çalışırken iyice gözüme mi sokulsun istiyorsun.
Tabi ki babama böyle diyemezdim.

"Baba benim-"

"Çıtın bile çıkmasın,konu kapandı. Git odana ben ne yaptım diye ağla! Biz sakin iyi bir kız yetiştirmeye çalışıyoruz, hanımefendi milleti dövüyor!" Annemlerin söylenmesi eşliğinde odama ilerledim ve sessizce

"Ben Anıl'ın okuduğu koleje burnumun ucunu bile sokmam." Kendimden emin bir şekilde odama girip çantamı fırlattım.

Ne demiştik, bence büyük konuşmayalım ;)