10. bölüm · Bir Alışkanlık Gibi

BÖLÜM 7 (“Bazı geceler konuşarak değil, aynı şarkıda susarak hayatta kalırız.”)

starry_night painting

Mine kapıdan çıkarken ayakları geri geri gidiyordu. Omuzları düşüktü, başı eğikti. Sanki biraz daha oyalanırsa, geri dönecekmiş gibi. Ama dönen olmadı. Demir kapı arkamızdan kapandığında, içeride kalan sadece Baran değildi; Mine’nin yarısı da oradaydı.
Bahçeye çıkar çıkmaz durdu.
Bir adım daha atamadı.
Bana döndü.
Gözleri kızarmıştı, dudakları titriyordu.

“Ben… orada kalmak istedim,” dedi.
“Biraz daha.”

Cevap vermedim. Çünkü bu cümleye verilecek bir cevap yoktu. Kollarımı açtım. O an Mine kendini bana bıraktı. Sarıldık. Başını omzuma koydu, ağlamaya başladı. Sessiz değildi bu ağlama. İçinde biriken her şey, bir yol bulup dışarı çıkıyordu.
Onu tutarken güçlü olmaya çalışmadım.
Sadece orada durdum.

“Gitmek istemedim,” dedi hıçkırıklarla.
“Onu orada bırakmak… çok ağır.”
“Biliyorum,” dedim.
“Ama sen kendini de orada bırakırsan, bu kimseye iyi gelmez.”

Bir süre sonra Akın ve Melih yanımıza geldi. Akın hiçbir şey söylemeden Mine’nin sırtına elini koydu. Melih başını yere eğmişti. Onun vicdanı, kelimelerden daha yüksek sesle konuşuyordu.
Akın sessizliği bozdu.

“Denize gidelim,” dedi.
“Böyle nefes alamayacağız.”

Arabaya bindik. Kimse müzik açmadı. İstanbul gecesine doğru ilerlerken camdan dışarı baktım. Sokak lambaları tek tek geçiyordu. Şehir akıyordu ama biz yerimizde sayıyorduk.
Gittiğimiz yer, İstanbul’un en sessiz deniz kenarlarından biriydi. Ne kalabalık vardı ne de yüksek ses. Sadece dalgalar… ve rüzgâr. Arabadan indiğimizde denizin kokusu yüzümüze çarptı. Ayakkabılarımızı çıkardık, taşların üzerine bastık. Soğuktu. Ama iyi geldi.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Herkes kendi içine çekilmişti. Mine denize bakıyordu. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu artık. Melih taşlarla oynuyor, Akın ufka bakıyordu.
Güneş batarken gökyüzü turuncudan mora döndü. O an Melih usulca mırıldanmaya başladı. Tanıdık bir şarkıydı. Baran’la arabada açtığımız, hep bir ağızdan söylediğimiz şarkılardan biri.
Mine önce sustu.
Sonra sesi titreyerek katıldı.
Ben de katıldım.
Akın da.

Dört ses, dört farklı kırıklık…
aynı melodide buluştu.

Şarkı bittiğinde kimse konuşmadı. Sonra bir tane daha söyledik. Sonra bir tane daha. Bazen sözleri unuttuk, bazen güldük, bazen sesimiz kısıldı. Ama durmadık.
Gece çöktü. Gökyüzü karardı. Yıldızlar azdı ama vardı. Deniz siyahlaşmıştı ama korkutmuyordu. Mine başını dizlerime koydu. Saçlarını okşadım. Gözleri kapalıydı.

“Burada kalabilir miyiz?” dedi fısıltıyla.
“Biraz daha.”
“Kalalım,” dedim.
“Gece bitene kadar.”

Ve kaldık.
O gece kimse iyileşmedi.
Ama ilk kez,
kimse yalnız da değildi.