5. bölüm · Bir Alışkanlık Gibi

BÖLÜM 2 ( Kuzen olmak aynı kanı taşımak değil, aynı yükü paylaşmaktır.)

starry_night painting

1 ay sonra...
Hepimiz daha çok yakınlaştık bir aile gibi olduk sevenler sevdikleriyle kavuştu. Aile kavramı sadece akrabalar ve 4 kişilik yada her neyse kaç kişilikse herhangi bir sayıyla sınırlanan bir kelime değildir, aile yanında yakın hissettiğin dostların,en yakın arkadaşın,belkide bir evcil hayvan bile her insanın bir ailesi sayılabilir.İşte bizde aileyi küçük bir rakam altında toplamayıp birbirimize olan en yakın bağı kurduk. Biz bir aile olduk...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Sabah istemeden sıcacık yatağımdan kalktım artık hepimiz aynı evde kalıyorduk. Baran büyük bir sinirle bağıra bağıra telefonla konuşuyordu "ben annemi görmek istiyorum sen onu ne kadar sevmesen de ben onun yanına gitmek istiyorum beni anlayabiliyormusun?!" Baranın odasının kapısı aralıktı sessizce onu dinleyemeye başladım;
"Benim ailem oldu o insanlar artık bana hiç bir şekilde karışamazsın annemi seviyorum sen ona kufur ediyorsun da ben koruyorum diye beni öldürmekle tehtid edemezsin!" sesler bulanıklaştıkça bulanıklaştı anlaşılmamaya başladı.Bir kaç dakika sonra telefonu büyük bir sinirle kapattı, kapısını çalıp içeriye girdim yatağına oturmuş öylece duruyordu "iyi misin?"
Baran bana bakıp kafa salladı "iyiyim sağol" onun canını daha fazla sıkmayacaktım.
Baran’ın odasından çıktım. Koridor her zamankinden daha sessizdi; ev sanki nefesini tutmuş gibiydi. Mutfaktan gelen saatin tıkırtısı bile kulağıma fazla yüksek geliyordu.
Tam salona geçecekken Baran’ın kapısının ardından boğuk bir ses duydum. Konuşmuyordu… ama nefes alışları normal değildi. Kapıyı aralamayı düşündüm, vazgeçtim. Bazı kapılar açıldığında bir daha kapanmazdı.
Mutfağa girdim. Tezgâhın üzerinde Baran’ın telefonu duruyordu. Az önce sinirle kapattığını sanmıştım ama… hayır. Telefon kapalı değildi. Ekran karanlıktı ama hâlâ açıktı.
Ekrana bir bildirim düştü.
“Bu sefer kaçamayacaksın.”
Göğsüm sıkıştı. Mesajın kimden geldiği görünmüyordu. Numara gizliydi. Elim titreyerek telefonu bıraktım. Sanki bana ait olmayan bir şeye dokunmuştum.
O an Baran’ın odasından bir şey düştü. Sert bir ses… cam gibi. Koşarak kapısına yöneldim. Kapı kilitliydi.
“Baran?” diye seslendim.
Cevap gelmedi.
Kalbim hızla atıyordu. Kapının altından süzülen ince bir gölge vardı. Hareket ediyordu. İçeride biri daha varmış gibiydi… ama imkânsızdı. Hepimiz evdeydik.
Kapıya bir kez daha vurdum.
“Baran, aç kapıyı!”
Bir süre sonra kilit yavaşça döndü. Kapı açıldığında Baran karşımdaydı. Yüzü bembeyazdı. Gözleri korkudan değil… sanki bir şey biliyormuş gibi bakıyordu.
“Elimde değil,” dedi fısıltıyla.
“Bu ev… güvenli değil.”
Arkasına baktım. Odasında kırık bir bardak vardı. Ama yerde kan yoktu.
Daha kötüsü vardı.
Duvara, sanki aceleyle kazınmış gibi tek bir cümle yazılmıştı:
“Aile sandıkların, seni ilk yaralayanlar olur.”
Baran'ın babası büyük bir tehlike yaratacak hissi içimde daha da korku yayıyor du.Duvara yazılan cümle gözlerimin önünden gitmiyordu. Baran hiçbir şey söylemeden yanımdan geçti, salona doğru yürüdü. Ayak sesleri bile normal gelmiyordu artık.
“Bunu kim yazdı?” diye sordum arkasından.
Durdu.
“Keşke bilmeseydim,” dedi.
“Keşke daha önce fark etseydim.”
Bu cevap içimi daha çok ürpertti. Üstelemedim. Bazı gerçekler, sorulduğu an patlar.
Öğlene doğru ev yavaş yavaş dolmaya başladı. Herkes uykulu, herkes huzursuzdu ama kimse nedenini bilmiyordu. Gülüşler vardı… ama zorlama. Sanki biri yanlış bir notaya basmıştı ve müzik bozulmuştu.
Bir süre sonra evde tuhaf bir sessizlik oldu.
Mine ortalıkta yoktu.
“Duşta olabilir,” dedi biri.
"Odasında dır" dedi biri de
yavaş ama koşar adımlarla merdivenleri aştım Mine'nin odasına geldim
"Mine ?"
seslendim seslendim fakat cevap yoktu banyo ya gittiğim de su seslerinin yankılanını duyunca üzerimde ki bütün ağırlıklar bir anda silindi süpürüldü. Baran ve Melih hava alacağını söyleyip dışarıya çıktı biz ise salonda oturmuş sesi kısık sadece erkanı açık ve oynayan dizi ye bakıyorduk.
Bahçeden büyük bir gürültü geldi ilk başta aldırış etmedik bu sefer araba sirenleri yükselmeye başladı "Bu Melihin arabasının sireni değil mi?"
Büyün bir hızla koşarak kendimizi dışarıya attık Melih'in arabasına yaklaştım arabanın sileceğine bir not bırakılmıştı
"Bizi bir aile sandınız değil mi?"
Mine'nin sol gözünden tek damla yaş aktı o sıra yaşadığımız şeylerin nasıl bir saçmalık olduğunu anlamaya çalışıyorum "Baran 'a birşey olamayak değil mi ? Barsn bizi bırakamaz gitmez o gitmedi de!" Mine ve Miray 'a kollarımı açıp sarıldım ikisinide sakinleştirmeye çalıştım ama gönlüm el vermiyor du günler geçtikçe ne Baran'dan, ne Melih'den, ne de polislerden bir ses çıkmıştı biz gideceğiz onları biz bulacağız biz korkak ve içine kapanıp ailemizi oturduğumuz yerde beklemeyecektik biz kendi ailemizi kendimiz koruyacağız onları kendimiz bulacağız. Aklıma gelen tek şey, Baran'ın İstanbul'da ki eviydi.Belki de onları bulabileceğimiz tek yer orasıydı.
Sonuçta, onları en iyi tanıyan bizdik.