2. bölüm / 3
Beyazın BüyüsüAli ve Ahmet
Bölümler 3Şu an: Ali ve Ahmet
- 1 Beyazın Büyüsü1.500 kelime
- 2 Ali ve Ahmet922 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Yeniden Arda ve Ela1.769 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mevsimlerden kış…
Kara kış ve yine iki küçük çocuk…
Ahmet ve Ali.
Sevinçle uyandı Ahmet. Beklediği o büyülü an gelmişti. Üzerindeki kalın yorganı kaldırıp pencereye koştu.
' Yağmışş, kar yağmışş!'
Sevinçle bağırdı. Tek istediği, yarı yılda bir sürü karın yağmasıydı. Ve istediği olmuştu.
Annesi kapıdan girerken yazmasındaki karları temizledi.
'Oğlum, daha çok erken. Biraz daha uyu.'
'Anne, kar ne kadar yağmış? Yollar kapanmış mı? Babam nerede?'
Evin tek çocuğuydu Ahmet. Bir kardeşinin olmasını çok istese de hiç olmamıştı.
'Yarım metreye ulaşmış. Baban köylülerle birlikte ormana gitti. Gece köye kurt inmiş, birkaç köylünün koyunlarına saldırmış. Birkaçını boğmuş. Neyse, hadi gel kahvaltını yap.'
Ahmet, annesinin yaptığı bazlamayı hızlıca bitirdi.
'Anne, ben arkadaşlarımla oynamaya gidiyorum.'
Annesinin söylediği hiçbir şeyi dinlemeyen Ahmet, eldiven ve atkısını takıp koşa koşa karın tadını çıkarmaya gitti…
Buruk bir heyecanla uyanan bir çocuk daha vardı:
Ali…
Ali, uzandığı yerden zorlukla doğrularak buğulanan camdan dışarı baktı. Her yer bembeyazdı. Sevinçle koşup oynayan, kartopu yapan çocuklar; kardan adam yapan kızlar vardı.
Annesi sobaya biraz daha odun attı.
' Alim… Güzel oğlum, üzülme. Sen de bir gün koşup oynayacaksın.'
Yürümeye başladığı esnada damdan düşmüş ve bir daha da ayağa kalkamamıştı. Doktorlar, yürüme ihtimali olduğunu ama ameliyatın çok pahalı olduğunu söyledikleri için bir türlü ameliyat edemiyorlardı. Babası gece gündüz demeden oğlu için çalışıyordu. Annesi ise Ali’den küçük iki çocuktan arta kalan zamanlarında el örgüsü yapıp satıyordu.
Ali, pencereden bakarken Ahmet’i gördü. En yakın arkadaşıydı Ahmet ama beyazın büyüsüne kapılıp o da Ali’yi unutmuştu. Ali, dolan gözlerini hızlıca sildi.
'Üzülmüyorum anne. Zaten dışarısı çok soğuk, çıkarsam hasta olurum.'
Söylediğine kendisi bile inanmamıştı ama başka çaresi de yoktu.
Ahmet, evden getirdiği küreğiyle kardan büyük bir kale yaptı. Hemen yanına iki tane kardan adam… Tamamdı her şey. Koşa koşa Ali’lerin evine gitti.
'Canan Teyze, Ali uyandı mı?'
'Uyandı oğlum, gel.'
Ahmet hızla sobanın yanına koştu.
' Ali, kardan kale yaptım. Yanına da iki tane muhafız diktim. Beraber gidip görelim mi?'
'Sağ ol Ahmet ama ben gelemem.'
' Ben sırtımda taşırım seni.'
' Olmaz, gelemem.'
'Hadi oğlum ya…
'Ahmet, istemiyorum. Uykum var, uyuyacağım ben. Sen de evine git, annen merak eder.'
Ahmet sessizce ayakkabılarını giyip evden çıktı. Artık hiçbir hevesi kalmamıştı. Yolda giderken annesini gördü.
'Anneee?'
Annesi durup oğlunu bekledi.
' Efendim oğlum?'
'Nereye gidiyorsun?'
'Sular donmuş, camiye gidiyorum su getirmeye.'
' Ben de yardım edeyim.'
Annesi oğlunu öpüp elindeki boş güğümü ona verdi.
' Madem büyüdün, taşı bakalım.'
' Anne…'
' Efendim oğlum.'
' Ali’yle oynamak istiyorum ama o istemiyor.'
' Oğlum, Ali yürüyemediği için istemiyordur.'
' Ama o çok severdi karları.'
' Biliyorum oğlum. Onun için dua etmekten başka bir seçeneğimiz yok.'"
Ahmet’le annesi suları doldurup eve doğru ilerledi.
Ahmet, pencerede mutsuz bir şekilde oturan Ali’yi gördü. Onun için çok üzülüyordu. Keşke ona yardım edebilseydim, diye iç çekti. Tüm kar hevesi kaçmıştı. Annesiyle eve girip yanan sobanın önünde oturdu, Ali’yi düşünmeye başladı. Annesi ne kadar söylese de Ahmet üzülüyordu.
Babası yorgun bir şekilde eve geldiğinde Ahmet çoktan uykuya dalmıştı. Rüyasında Ali’yi koşarken görüp sevinçle uyandı ama rüya olduğunu anlayınca neşesi yüzünde söndü. Belki, dedi içindeki umut kırıntısıyla, belki bu bir işarettir. Belki gerçekten Ali yürüyecektir.
Saat sabahın beşiydi. Tekrar yatağına uzandı. Annesi yatağını sobanın yanına sermişti; sıcak sıcak uyusun diye. Hemen ileride uyuyan anne ve babasına baktı. Babası arada horluyor, annesi ise ara ara öksürüyordu.
Sabah ezanı okunurken tek bir duası vardı: Ali’nin yürümesi…
Babasıyla annesi namaz için kalktığında Ahmet de kalkıp kıldı. Su çok soğuktu, abdest alırken çok üşümüştü ama Ali için dua ediyordu. Tek dostu Ali’ydi, Ali’nin de Ahmet’ti.
Çocuklar Ali’yle dalga geçerken Ahmet hepsini dövmüştü. Ali ise Ahmet’e farklı farklı hikâyeler anlatırdı.
Nihayet sabah olmuştu. Annesi börek açarken Canan Teyze’yle Ali geldi.
'Canan, iyi misin? Ne oldu?'
'Babam ameliyat olacakmış Ayşe. Oğlum bir iki gün sizde kalabilir mi?'
'O nasıl söz öyle bacım? Tabii kalabilir.'
'Sağ ol komşum, Allah razı olsun.'
Ahmet sevinçle Ali’ye bakarken Canan Teyze gözyaşlarını silip evden çıkmıştı bile. Ali tekerlekli sandalyedeydi. Annesi her ikisine de börek verdi.
'Ben ineği sağmaya gidiyorum, dikkat edin tamam mı?'
'Tamam anne.'
'Küsmüyüz Ali?'
' Neden küs olalım ki?'
'Dün…'
'Dün geride kaldı Ahmet.'
' Kardeşim benim…'
Ahmet sevinçle Ali’ye sarıldı.
' Bak sana ne göstereceğim Ali, gel benimle.'
Ahmet, Ali’ye bir şey söylemesine fırsat vermeden sırtına aldı. Evin önündeki çardağa çıkarıp ahşap sedire oturttu.
Çardağın kenarında yavru bir kuş vardı.
' Aliii, kuş gelmiş. Küçücük!'
Ali başını kaldırıp bakacağı esnada Ahmet’in ayağı kaydı ve çardağın kenarında asılı kaldı.
'Anneeee!'
Korkuyla ağlamaya başladı.
' Anneee, çok yüksek! Düşeceğim!'
Annesi sesini duyamadı.
'Ali yardım et, elim kayıyor Aliiii!'
Ali korkuyla ayağa kalktı, zorlukla birkaç adım attı ve Ahmet’in elini yakaladı. Ahmet, Ali’den destek alarak çardağa tırmandı.
' Ali… dedi gözyaşları içinde.'
' Ali, sen… sen yürüdün!'
Ali hâlâ şaşkındı. Evet, ayaktaydı… ama nasıl?
İki arkadaş birbirine sıkıca sarıldı.
'Ali, beni kurtardın.'
' Asıl sen beni kurtardın.'
Ahmet’in koluna girip yavaş yavaş yürümeye başladı. Evet, yapabiliyordu… Ali artık yürüyordu. Ahmet içinden Allah’a şükürler ediyordu.
Birlikte kardan kaleye gittiler. Doya doya oynadılar. Herkes bu duruma şaşırsa da mutluluktan gözleri doldu. Ahmet, en çok Canan Teyze ve Ali için mutlu oldu.
'Ne düşünüyorsun Ahmet?'
Pencere eşiğine oturup yıldızları seyrediyorlardı. Gaz lambası sönmeye yüz tutsa da odayı hafif aydınlatıyordu.
' Bizi düşünüyorum… Yazın yüzdüğümüzü, kiraz topladığımızı, harmanda oyunlar oynadığımızı…'
' Ben de beyazın büyüsünü düşünüyorum. Kar olmasaydı ben şu an tekerlekli sandalyede oturuyor olurdum.'
İki arkadaş sabaha kadar sohbet ettiler. Ne soğuk hava, ne elektriğin olmayışı ne de suyun yokluğu…
Hiçbir şeyi dert etmediler. Çünkü yan yana oldukları sürece her zorluğu aşabileceklerini biliyorlardı.
O kış gecesi bir yıldız kaydı ve iki çocuk anladı ki, umut bazen bir dostun elini tutmaktı.
Bölüm etkileşimi
