7. bölüm · Benimle Yüzleşemezsin

5. Bölüm

s s

Nisa ile masada tek kaldığımızda ona sinirli bir ifadeyle bakmadan edemiyordum. “Ne oldu kızım? Bu çocukla olacağınız zaten belli değil mi? Sadece süreci hızlandırıyorum..” kahvesinden bir yudum alarak devam etti, “hem çocuk da fena değil yani, kaçırma bence.”. Nisaya gözlerimi süzerek masadan kalktım ve salondaki yumuşak koltuğa uzandım. Derin bir nefes alarak, Nisa’nın salona süzülen ukala bakışlarını üzerimde hissederken, televizyonu açmaya çalıştım. Nisa, açık gri tekli koltuğa oturup, bacak bacak üstüne atarken televizyonun açılmasını bekliyordu. “Bence..” gözlerimi Nisaya dikerek, konuşmasının devamını bekledim, “çocuk sana aşık olmuş.”. “Aferin sana, Einstein.”, Nisa gözlerini bana çevirdi, “Yalan mı? Sende aşık oluyorsun, hadi Ediz’i bilmiyoruz ama sen gözlerinle çocuğu yedin, yedin! Valla şimdi bana hiç yalan deme, bu gözler her şeyi gördü!”.. Nisaya ilk elime gelen yastığı fırlattım. “Oladabilir, olmayadabilir. Sanane kızım!”. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış, en doğru örneğiysin gerçekten! Hala inkar ediyor ya..” diyerek, yavaştan mutfağa gitmeye başlamıştı bile..
Yavaş yavaş akşam olmaya başlayınca istemsizce soğuk terler atmaya başlamıştım. Sabah gördüğüm çocukla buluşmayacakmışım, ilk defa görüyormuşum gibi dolanıyordum salonun içinde. Nisa, koltuğa uzanmış, kafasını koltuğun dış kısmına doğru sarkıtıyordu, “Başım döndü, yemin ederim.. Efser, durmazsan seni bırakır giderim burda!”. Kolumdaki gri, çelik saate baktım. “Saat sekiz olmuş, neden söylemiyorsun Nisa!” diyerek, odama doğru koşuyordum. “Başımı döndürdün çünkü..” peşimden yavaşça geliyordu, “sen makyajını yap, bende kıyafetini seçeyim.”. Makyaj masamın önüne oturup, makyaj yapmaya başladım, Nisa ise dolabımı açmış, tek tek göz gezdiriyordu. “Hmm.. bu nasıl olur?” diyerek, oldukça pembe, simli, kısa ve dar elbise gösterdi, “Allah için köftecinin önünde çocuğa şov mu yapacağım? İstersen öbür buluşmaya da gelinlik giyerim kafeye gideriz!”. Nisa, elindeki elbiseyi yatağıma fırlatıp, iki elini de beline koydu. “Köfteci mi? Bu kadar heyecanlanmamın sonucu köfteci miydi? Ve sen köfteciye gitmek için mi bu kadar hazırlanıyorsun?” Ben senin aklına sı..” “Birlikte ilk gittiğimiz yer orası, çok romantik değil mi?” heyecanlanarak söylesem de, Nisa umutsuz bir şekilde eline ilk gelen kot pantolon ve tişörtü yatağıma attı. “Değil,” aynadan bana göz devirdi, “ağzınız soğan kokarak mı ilk öpüşmenizi gerçekleştireceksiniz? Ya da eve geçince bu kıyafetleri mi çıka..” kafamı aniden çevirdim, “Nisa, bu öyle biri değil. Takılıp geçecek biri değil yani.. bana çok anlamlı bakıyor görmüyor musun? Sanki.. ilk görüşte aşk gibi!”. Nisa, kıyafetlerle ilgilenmekten bana bakmıyordu bile. “Yani.. olabilir. Sana anlamlı bakıyor bakmasına,” Nisa, konuşurken telefonuma bildirim düştü, ekrana baktığımda İdil’in mesaj attığını gördüm. “yine de erkektir kızım, bilemezsin sağını solunu. Bak bana,” İdil, ‘Yarın izinliyim, buluşalım mı?’ yazmıştı, Nisa ile tanıştırmak için en uygun zaman. ”aşkı bulabildim mi? Yirmi dört yıldır hep mi toxic olur anlamıyorum,” ‘Yarın benim evimde buluşuruz istersen.’ yazdım, çok geçmeden ‘Tamam.’ mesajını atmıştı zaten. “Allah çirkin şansı da vermemiş, taş gibi hatunları- Efser, beni dinliyor musun?”, kafamı telefondan kaldırdığımda, Nisanın bütün dolabımı yatağımın üstüne koymuş olmasıyla karşı karşıyaydım. “O yetmez, dolabı da sök yerinden.” Nisa, elindeki ceketi de yatağa koydu. “Hayır, bak şimdi Onur geçen ne yaptı biliyor musun? Bak bu crop olabilir bunu giy, bir kızla gördüm, daha ayrılalı bir hafta olmuş bir!” Bir yandan makyajımı bitirmeye çalışırken, bir yandan Nisanın tatlı tepkilerine gülüyordum. “Belliydi zaten sen ona nasıl baktın bu da ayrı mesele bir de odamı beraber toplayacağız.”. Nisa, beyaz crop, siyah şortu bir yere ayırıp, aynadan gözlerime bakıp, samimiyetsiz bir şekilde gülümsedi, “Belki, Ediz senden ne kadar uzun ya? Sen 1.56, o 1.90 maşallah! Aranızdaki mesafe Onur’un boyu kadar.”. Kendimi tutamayıp kahkaha attığımda, Nisa önceden gülmeye başlamıştı. “Al, hadi giy bunları.”
Saat dokuz olduğunda, çoktan buluşacağımız yere varmıştım fakat geç kalacağımda tepkisini merak ettiğim için köftecinin yakınındaki bir durakta bekliyordum. On dakika geçtiğinde Ediz hala ortalarda yoktu, ne mesaj attı ne de aramıştı. Beş dakika daha geçtiğinde artık dayanamayıp, mesaj attım. “Neredesin?”, sohbetteydi anında gördü. “Manzarayı seyrediyorum.”
“Şaka mı yapıyorsun Ediz? On beş dakikadır seni bekliyorum.”
“On beş dakikadır seni izliyorum.” mesajı okuduğumda arkamdan bir kıkırdama sesi geldi. Arkamı döndüğümde, Ediz’in üstünde beyaz tişört ve siyah eşortman giydiğini gördüm ama yüzünde alaycı bir gülümseme vardı, kolunu durağın camına yaslamış ve bir eli arkasındaydı bir elini cebine koymuştu. “Niye seslenmedin?” diyerek, yavaşça yanına gittim. Onu bilerek beklettiğimi düşünecekti, ve haklıydı. İster istemez yüzüm kızarmıştı.
“Çok güzelsin,” elini cebinden çıkarttı, elinin tersiyle nazikçe yanağıma dokundu, “ve beni denemen çok hoşuma gitti.”
“Ama yine de seslenebilirdin.” gözlerimi, gözlerinden ayırmadım. “Ama seslenirsem senin bu utanmış halini, kızarmış yanaklarını göremezdim.” Utançtan daha fazla kızarmamak için gözlerimle bankı incelemeye başladım. “Aç mısın?” bunu sormasını bekliyormuş gibi sözünü bitirmeden “Evet.” diyerek, kendimi rezil etmeye bir tık daha yaklaşmıştım.
Amca, tezgahın başından bizi görünce gülümseyip halimizi hatrımızı sormuştu. Aynı masaya tekrar oturduğumuzda, Amca seslendi. “Aynısından mı gençler?” “Acı dışında her şey aynı ustam!”, Ediz’le göz göze gelip, gülümsedik. Bu konuşmadan anlaştığımız ilk andı.

Mutlu olduğunuzda konuşmadan anlaşsanız ne olur, ileride kırgınken sessizliğinizden anlamayacaksa?
Efser, annesinin ölümünde de babasına benzemeyeceğine söz vermişti, peki babası gibi birine aşık olursa? Bunu şimdi bilmese de, illa annesi olduğunun farkına varacaktı.