1. bölüm / 3
Benim öyküm1. BÖLÜM: Kusursuz Görünen Günün Çatlağı
Bölümler 3Şu an: 1. BÖLÜM: Kusursuz Görünen Günün Çatlağı
- 1 1. BÖLÜM: Kusursuz Görünen Günün Çatlağı570 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM: Görünmeyen Baskı510 kelime
- 3 3. BÖLÜM:Sesiz Çatlak544 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah alarmı çaldığında oda hâlâ karanlıktı. Dışarıdan ince bir yağmur sesi geliyordu, sanki gökyüzü bile uyanmak istemiyordu. Elif gözlerini açmadan önce bir an durdu. O birkaç saniyelik sessizlik onun için günün en değerli anıydı. Çünkü o andan sonra her şey başlayacaktı: yarış, beklenti, koşuşturma…
Yatağından kalktığında aynaya bakmadan saçlarını düzeltti. Aynaya bakmak bazen iyi geliyordu ama çoğu zaman “bugün de mükemmel olmalısın” baskısını hatırlatıyordu. O yüzden sabahları aynayla fazla göz göze gelmemeye çalışıyordu.
Alt katta annesinin sesi duyuldu.
“Geç kalma! Bugün deneme sınavın var, unutma!”
Elif cevap vermedi. Zaten annesi cevabı duymak istemiyordu, sadece kontrol etmek istiyordu. Kahvaltı masasında klasik sahne vardı: düzenli yerleştirilmiş tabaklar, sessiz bir ortam ve sürekli “başarı” kelimesi etrafında dönen cümleler.
“Geçen sınavda 1. olmuştun,” dedi annesi. “Bu sefer de aynı şey bekleniyor.”
Elif çatalını yavaşça bıraktı. İçinden “bekleniyor” kelimesi yankılandı. Sanki bu bir istek değil de zorunluluktu.
“Tamam,” dedi sadece.
Bu onun en çok kullandığı kelimeydi. Çünkü uzun açıklamalar bazen hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Okula giderken kulaklığını taktı ama müzik açmadı. Sadece dış seslerden kaçmak istiyordu. Yağmur damlaları şemsiyesine vururken yürüdü. Her adımında okul binası biraz daha büyüyor, biraz daha ağırlaşıyordu.
Okul kapısından içeri girdiği anda değişim başladı.
Koridorlarda fısıltılar vardı.
“İşte o… geçen yine birinci olmuş.” “Nasıl bu kadar çalışıyor ya…” “Kesin gece hiç uyumuyor.”
Elif bu cümleleri duyuyordu ama duymamış gibi yapıyordu. Çünkü cevap verse, daha çok büyüyeceklerdi. Susmak, onun en iyi savunmasıydı.
Sınıfa girdiğinde herkes kısa bir an ona baktı. Sonra gözler tekrar defterlere, telefonlara, sohbetlere döndü. Ama o ilk bakış… hep aynıydı. Hem hayranlık hem mesafe.
Sırasına oturdu, çantasını dikkatlice açtı. İçinde her şey düzenliydi: kalemler, defterler, notlar… Sanki hayatı da çantası kadar düzenliyse her şey yolundaymış gibi.
Ama değilmiş gibi hissetmekten de vazgeçemiyordu.
Öğretmen içeri girdiğinde sınıf sessizleşti.
“Bugün önemli bir deneme var,” dedi. “Sonuçlar sadece not değil, aynı zamanda sizin geleceğiniz hakkında da fikir verecek.”
Bu cümle Elif’in göğsüne küçük bir taş gibi oturdu. Her sınav “gelecek” kelimesiyle daha ağır hale geliyordu.
Sınav başladı.
Kalemler hareket etti, sayfalar çevrildi, zaman ilerledi. Elif soruları çözüyordu ama bir yandan da zihninin arka tarafında başka bir şey vardı: “Ya bu sefer olmazsa?”
Bu düşünceyi hızlıca itti. Çünkü o düşünceye yer açmak istemiyordu.
Ama bazı düşünceler kapıyı kırıp içeri girer.
Sınavın ortasında, arka sıralardan bir sandalye gıcırtısı geldi. Küçük bir dikkat dağılmasıydı ama Elif’in kalbi bir an hızlandı. Neden bilmiyordu, ama o küçük ses bile sanki düzenini bozmuş gibiydi.
Sınav bittiğinde herkes rahatladı. Ama Elif rahatlayamadı.
Çünkü onun için sınav bitmiyordu. Sadece şekil değiştiriyordu.
Teneffüste herkes dışarı çıktı. Elif ise sınıfta kaldı. Pencerenin kenarına gidip yağmuru izledi. Camda su damlaları birbirine karışıyor, sonra aşağı kayıyordu.
“Keşke ben de bu kadar kolay akıp gidebilsem,” diye düşündü.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
“Yine mi tek başınasın?”
Elif arkasını döndü. Sınıfın en çok konuşulan ama en az gerçekten tanınan kişilerinden biri olan Mert, kapıya yaslanmıştı. Yüzünde alaycı olmayan ama meraklı bir ifade vardı.
Elif omuz silkti. “Alışkanlık.”
Mert sınıfa girdi, sırasına geçmedi. Elif’in yanında durdu.
“Birinci olmak nasıl bir şey?” diye sordu bir anda.
Bu soru basit görünüyordu ama Elif için hiç basit değildi. Çünkü kimse ona bunu gerçekten sormamıştı. Hep “nasıl yapıyorsun?” demişlerdi. Ama “nasıl hissediyorsun?” diyen olmamıştı.
Elif bir süre sustu.
“Bilmiyorum,” dedi sonunda. “Sanki… hep koşuyorum ama nereye gittiğimi bilmiyorum.”
Mert bir şey demedi. Sadece camdan dışarı baktı.
O an ilk kez Elif, sessizliğin kötü bir şey olmadığını hissetti. Bazen sessizlik, anlaşılmanın ilk şekliydi.
Ama o bilmiyordu… bu konuşma, her şeyi yavaş
Bölüm etkileşimi
