10. bölüm · BENİM İÇİN AĞLA Kİ
[9]-GEÇMİŞİN GÜN YÜZÜ
"Bazı yaralar sarıldıkça kanar."
-Cemal Süreya
9.Bölüm:GEÇMİŞİN GÜN YÜZÜ
(İyi Okumalar...)
Güven ve umut aynı şey değildi ama birbirlerini tamamlıyorlardı. Güvenmek için önce umut etmek gerekiyordu. Güvenini boşa çıkarmayacağına umut ederek başlıyordu güvenmek.
Onun dilinden çıkan bir kaç kelime, bir kaç masum bakışa aldanmıştım.
Şimdi ise hakkımda söyledikleri... insanlara karşı ördüğüm o duygu duvarlarını bu adama karşı fazla şeffaflaştırmıştım farkında olmadan ve şuan karşılığını alıyordum. Her sarıldığım beni arkamdan bıçakladıktan sonra güven duygumun etrafını demirden zincirlerle örmüşken bu adamla tamıştıktan sonra farkında olmadan o zincirleri gevşetmiş miydim?
Adımlarım yürüdüğüm koridoru sarsarken az önce çocuklarla oturduğumuz o odaya girdim. Hepsi uyumaya hazırlanıyordu örgütten bir kaç kişi de buradaydı.
Efsun'u gördüğüm gibi ona doğru ilerlemeye başladım. Beni görünce hızla ranzadan indi. Son kez ona sımsıkı sarıldım, kokusunu içime çektim.
"Güzelim, ben şimdi gidiyorum. Fırsat buldukça yanına geleceğim tamam mu?"
Görünüşte küçük bir çocukta ama o küçük kalbiyle tüm büyük büyük meseleleri anlıyor ve çözüyordu.
Usulca başını sallarken esnedi. Gülerek "Uyu artık geç oldu." dedim.
Diğerleri gibi yatağına yatınca son kez baktım hepsine. Bu kadar kız çocuğunu ilk defa bir arada böyle mutlu görmüştüm. Bu mucizeviydi. Kimseyi umursamadan bu yaptıkları şeye saygı duyuyordum.
Odadan çıktığımda örgütten Umut dedikleri adam ve Roven beraberdi.
Beni görünce Roven "Gidiyor musun?" diye sordu.
Ne iyi yalancı...
"Evet," dedim ona dönmeden.
Onu umursamayışım dikkatinden kaçmazken yanında duran Umut'a döndüm. "Hepsine iyi bakıcağınıza şüphem yok. " dedim
Başıyla beni onayladı. "Merak etme," minnet eder gibi gülümsediğimde "Bu arada," dedi hızla. "Bu yaşa kadar yaşamayı başardığın için kendinle gurur duymalısın."
Göğüs kafesim daraldığında "Uzun mesele. Sizde bu kız çocuklarını yaşatın olur mu?"
"Büyük bir zevkle. Bu arada nereye gidiyorsun? Başka bir örgütten misin?"
Tam cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki Roven benden önce davrandı. "Terros'dan." dedi sert bir sesle.
Kaşları havaya kalktı. "Terros mu?" aklına bir şey gelmiş gibiydi fakat sanki ne olduğunu da hatırlayamıyordu.
"Çok uzun mesele." diye yineledim. "Artık gitmem gerek." yanlarından geçeceğim sırada bakışlarımız Rovenle kesişti.
Yalancının mumu alevlenmişti.
🌹
Örgütün kapısına geldiğimde içimde tarifsiz bir mutluluk vardı. O kızları bir arada mutlu görmek içimi ısıtmıştı ama bir yandan hissettiğim hayal kırıklığı hala tazeydi. Onun iyi ve adil biri olduğunu düşünmek en büyük hatalarımdan biriydi.
Şifreyi girip içeri girdiğimde karşımda Koray ve Aslan'ı görmemle adımlarım duraksadı. Buz gibi bakışları içimde ki sıcaklığı eritmeye yetmişti.
Tam karşılarına gelmek için adımladığımda içimde ki stres büyüdü.
Bu saatte neden uyumamışlardı?
Koray ilk defa başarısız olduğumda gördüğüm o ifadesiz ve samimiyetten uzak bakışlarına bu seferde sanki öfkeyi yerleştirmişti.
Neler oluyordu? İçimde ki sıcaklık çoktan erimişti.
Koray kollarını bağladı ve kalçasını arkalarında ki masaya yasladı.
"Nereden geliyorsun?"
Yutkunduğumda "Sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum." dedim gayet rahat bir tavırla.
Alayla güler gibi oldu. "Bazen sadece Terros'a bağlı olan bir piyon olduğunu unutuyorsun."
Piyon mu? Yine mi? Ben piyon değildim. "Ben piyon değilim Koray."
Tam tersini düşünüyor gibiydi ve bunu bakışlarıyla gayet net anlatıyordu. "Sen bir piyonsun Tenebris. Bizim piyonumuzsun. Kendini ne zamandır bir şey sanıyorsun?"
Dudaklarımı alayla iki yan kıvrırldı.
Cevap vermediğimde Aslan saçlarını karıştırarak "Korven de ne arıyordun?" diye sordu.
Korven mi? Roven'in örgütünün adı demekki Korven'di.
"Efsun'u almaya gittim."
"Ben Efsun'u göremiyorum." dedi Koray, geriye yaslanarak
Başımı salladım. "Çünkü onu almadım."
"Evet almadın. Almamakla kalmayıp Korven'e yardım ettin!"
Bu bir sorun muydu?
Koray bana bağırırken bakışlarım kısa bir an Aslan'a döndü. Koray kadar sinirli olmasa da onun da sinirinin içinde olduğuna emindim.
"Onlar bizim düşmanımız Tenebris!"
"Biliyorum ve bunun farkındayım."
"Dalga mı geçiyorsun?"
Kaşlarımı kaldırdım başımı yana eğerken. "Gayet ciddiyim."
"Seni silmem bir dakikamı alır Alara!"
Alara demesiyle beraber eş zamanlı olarak bakışlarım hızla etrafta dolandı biri duydu mu diye. İsmimi durduk yere söylememesi gerektiğini kaç defa anlatmam gerekiyordu?
"İsmi kullanma Koray! Bu konu da ki tavrımı biliyorsun. Sakın beni karşına alma!"
"Asıl sen sakın seni buralara getiren örgütünü karşına alma! Herkes gibi seni de harcamasını bilirim ben!"
Sinirle başımı arkaya yasladım ve derin bir nefes aldım. O bildiğim tanıdığım Koray bir günde gitmiş yerine daha kötü biri almıştı sanki. "Sonra konuşalım. Belli ki sen kendinde değilsin."
"Ben gayet kendimdeyim. Ne sandın iki güler yüzle biri seni sever mi sandın? Beni arkadaşın mı belledin? Roven'e çok mu bağlandın?"
İki adımda karşısına geçtiğimde elim kendiliğinden hızla kalkarken tokatım oda da ki havayı alıp Koray'ın yüzüne çarptı. "Ne sanıyorsun beni? Oruspu falan mı?"
Sinirle dişlerini gıcırdattı. Dirseğimden tutarak beni kendisine çekti. "Yanlış kişiye oynuyorsun Alara." dedi Alara'yı bastırarak. "Nasıl bir karanlıktan geldiğini unutma. Oraya geri dönem bizim elimizde. Seni biz yetiştirdik."
"Yetiştirdiğiniz o kadın büyüdü ve her istediğini yapabilir Koray."
"Biz sana nankörlüğü öğretmemiştik ama belli ki onu da öğrenmişsin."
"Ne demek istiyorsun?"
Koray dirseğimi sertçe bırakınca bir iki adım geriledim.
"Kendini fazla kaptırıyorsun Alara. Senin görevin yok etmek."
Bunu bana her an hatırlattıkları yetmez gibi bunu bilmediğimi mi düşünüyorlardı?
Aslan rahatsızca yerinde kıpırdandı. "Tamam, daha fazla uzatmayın." dedi arayı yumuşatmak ister gibi. "Bu işin sonunda birbirinizi çok fena kırıcaksınız yapmayın. Sen de odana çık Tenebris."
Baştan aşağı alaycı bir ifadeyle Koray'ı süzdükten sonra daha fazla bunu devam ettirmenin sonunun kötü olacağını fark ederek uzatmamaya karar verdim.
Arkamı dönüp gitmeye yeltenmiştim ki Koray "Annen gibi nankörsün." dedi sessizce.
Adımlarım yere çivelendiğinde içimde ki öfke körüklendi. Dudaklarımı ısırdığımda sakin kalmayı denedim. Çok uğraştım.
Fakat hiç işe yaramadığında hızla arkamı dönüp "Ne anlatıyorsun sen!" diye bağırarak bir iki adımda karşısında bittiğimde yumruğumu Koray'ın yüzüne geçirmek için kaldırdım fakat çevik bir hareketle anında kurtuldu. "Çözümün hep fiziksel mi senin!"
"Belki öyle ne yaparsın!"
"Hemen göstereyim istersen?"
"Hey hey!" diye araya girdi hemen Aslan. "Ne saçmalıyorsunuz siz?"
"Ne ima ediyordun söylesene! Annemi niye karıştırıyorsun! Ne ima ediyorsun?"
"Koray," diyerek onu uyarma ihtiyacı hissettmişti Aslan. Neler biliyor olabililirlerdi ki? Ne ima ediyorlardı?
O an örgütten birilerinin de aşağı indiğini çoğalan seslerden anlamıştım.
"Söyle!" diye bağırdım hırsla öne atılarak. "Neyi ima ediyorsun!"
Sinirle güldüğünde önüne düşen saçları engellemek için başını arkaya attı. "Beni konuşturtma A-" herkesin içinde olduğumuzu fark edince "Tenebris." diye değiştirdi.
"Koray," diyerek tekrar uyardı Aslan onu.
"Söyle!" diye bağırdım. "Madem öyle iğrenç imalar yapıyorsun söyle!"
"Onun yüzünden öldü Baran! Daha ne olabilir?" diye bağırınca duraksadım. Odayı ölüm sessizliği kapladı.
Baran annem yüzünden ölmemişti. Ne saçmalıyordu? Baran düşmanlarımız tarafından öldürülmüştü.
"Abim, annen yüzünden öldü! Onun gibi sende ölüp gideceksin!"
Yutkunamadığımı hissettim. "10 yıl önce ki olaydan nasıl 20 yıl önce ölmüş masum bir kadını suçlarsın!"
"Yeter! Tenebris odana çık!"
Üzerime doğru gelmeye başladığında hızla geriledim onu durdurdum. "Sen de biliyorsun. Ne biliyorsunuz, ne ima edip duruyorsunuz! Anlatın." dedim hırsla.
Baran arkasını dönüp hırlsa yumruğunu masaya geçirdiğinde etrafımızdaki bir kaç kişi korkuyla yerinden zıpladı.
"Hiçbir şey bilmiyorsun."
"Sinirle dudaklarımı yaladım. "Neyi bilmiyorum? Anlat o zaman!"
Aslan'a bakışlarım kaydığında tedirgin olduğunu görebiliyordum.
"Öğrenmek seni yıkar. Aynı anneni yıktığı gibi."
Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Başımın döndüğünü hissediyordum. Gülüşün kahkahaya dönüştü. Kocaman odada bir tek benim kahkaham duyuluyordu. Herkesin kulağından delirdiğimi düşündüklerine dair sesler duyuyordum.
Kahkaham hıçkırığa dönüştü yavaşça. Gözlerimi kapayarak yerimde bir kaç dakika durup sakinleşmeyi bekledim.
Gözleri yavaşça açtığımda Koray'ın endişeli bakışlarını görebiliyordum. Ne olursa olsun o 5 yaşımdan beri yanımda olan tek kişiydi.
Arkamı dönerek hızla merdivenlere adımladım. Odama kadar sessizce tek bir şey bile düşünmeden ilerledim.
Kapımın önüne geldiğimde duraksadım. Annemin Baran'ın ölümüyle ne gibi bir alakası olabilirdi? O normal bir kadındı. Normal bir şekilde işe gider gelirdi. Benimle oynardı. Onun hakkında çok az şey hatırlasam da örgüterle alakası olan bir kadın olmadığını net bir şekilde hatırlıyordum.
Annem psikologdu benim. Ne işi olurdu ölümlerle? O insanların derdini dinler derman olurdu. Benim yıllar önce alınıp buraya getirildiğinde örgütle çok önceden bir bağlantısını falan da olamazdı.
Annem herkesi dinlerdi. Dinler, anlardı. Ama bazen sadece anlamakla kalırdı.
Baran'ı nereden tanıyor olup da ölümüne yol açabilirdi? Saçmalıktı. Koca bir saçmalıktı.
"Koray!" duyduğum bağırış sesiyle hızla köşeden dönerek duvarın arkasına saklandım.
"Ne var Aslan! Ne var? Bilsin işte! Yeter artık, 10 yıldır her onu sevmeye başladığımda aklıma Baran geliyor! Ne zaman diyorum ki tamam Alara büyüdü, o annesi gibi değil işte o zaman aklıma Baran geliyor. Bilsin istiyorum artık."
"Bak Koray, bilmesi işleri daha da zorlaştırır. Hem biz bile daha tam bilmiyoruz."
"Neyi bilmiyoruz? Benim bildiğm tek şey 10 yıl önce Baran'ın ölümüne sebep olan o anlaşamayı 20 yıl önce Aylin imzaladı."
Ayaklarım beni taşıyamayacak duruma geldiğinde sırtımı iyice duvara yasladım. Ne anlaşmasıydı bu? Benim bir an bile haberimin olmadığı Baran'ın beni sevmesini engelleyen o anlaşma neydi?
...
Yıldıza Basmayı Unutmayınn!
