17. bölüm · BENİM İÇİN AĞLA Kİ

[16]-ONUN GÖZÜNDEN

Vagicina Vagicinaes

(Küçük bir not geçeceğim buraya. Bölümü 2 gün geç atabildim bazı sebeplerden. Umarım bölümü beğenirsiniz ayrıca böyle bölümleri cuma yayınlayamadığım zamanlar oluyor onlardan haberdar olmak ve bölümden önce gelen alıntılar vs şeyleri görmek için instagramımı takip edebilirsinizz)

İnstagram: @Vagicinaes

(Tüm kullanıcı adımlarım aynı zaten Kitappad, Vaveyla gibi uygulamardanda beni bulabilirsiniz.)

"Hep seni düşünmek için kimsenin yüzüne bakmadım."

-Orhan Veli Kanık

16.Bölüm:ONUN GÖZÜNDEN.

(İyi Okumalar...)

Silah seslerinin etrafımızı ne ara bu kadar sardığında habersizdim. Her şey bir anda gelişmişti. Koray silahına davranırken bende annemin eşyalarının olduğu çantayı sıkıca tutarak silahımı çıkardım.

Fakat bir terslik vardı. Kurşunların tek hedefi biz değil gibiydik.

"Garip," Koray arabadan ineceği sırada bende hızla aşağı indim.

Koray kolumdan tuttuğu gibi yan taraftaki depoya doğru temkinli adımlarla yürümeye başladık.

O an kurşun tam ikimizin arasından geçtiğinde Koray "Koş!" diye bağırdıktan sonra ikimizde depoya doğru koşmaya başladık.

Depodan içeri girdiğimizde silahımla etrafı kontrol ediyordum bir yandan da omzumda çanta asılıydı.

Küçük depoda etrafımıza bakınırken gelen ayak sesiyle hızla kapıya dönüp silahımı doğrulttum.

"Vay vay vay," içeriye giren adam hafif sarışındı. Sakalları çenesini kaplarken boyu da epey uzundu. Önemli biri gibi görünüyordu.

Koray bir adım önüme çıktığında arkada durmayıp hemen yanına geçtim. Bu hareketimi fark etsede ses çıkartmadı. "Kimsin?"

"Koray, beni tanımadın mı?"

Solumdaki adama döndüğümde gözleri kısıldı hatırlamaya çalışıyor gibi. Kısa bir süre sonra hatırlamış olacakki başını hızla kaldırdı. "James Solon,"

Solonların başı tabii ya!

James gülerek alkışladığında etrafımızı adamlar çevirmeye başladı.

Nereye dönsem birden fazla adam çıkıyordu.

Bize biraz daha yaklaştığında "James, eğer düşündüğümü yaparsan seni bu sefer yaşatmam. Bil isterim." dedi Koray öfkeyle.

James alayla düşünür gibi yaptığında "Sanırım tam da düşündüğünü yapıyorum." dedi adamlarına başıyla işaret verdiğinde.

Bize yaklaşmaya başladıklarında silahımı hızla gelenlere doğrulttum fakat Koray koluma dokunduğunda bunun silahı indir işareti olduğunu anlamıştım. "Tenebris," dedi uyarır gibi. Onlardan herhangi birine ateş etmem buradan sağ çıkamayız demekti.

"Oo kimler de varmış burada?" dedi o an James bana doğru.

"James Solon, en son ayaklarını götünüze vura vura kaçtığını hatırladığım James Solon buydu değil mi?"dedim anında keyifle.

Alayla güldüğünde ensemde hissettiğimde acıyla gözüm karardı. Birkaç saniye sonra kendimde değildim.

🌹

İlahi bakış açısı ile...

Roven gülerek kadehinden yudumladığında bunun kaçıncı olduğunu saymayı bırakmıştı.

"Çok şakacısınız siz Kıvanç Bey." dedi karşısında ki kadın, aksanıyla.

"Öyleyimdir."

"Daha ne kadar dinlemek zorundayız bu işkenceyi?" diye bir ses yükseldi kulaklığından bu Mete olmalıydı. Patronunun böyle flörtleşme terimlerini dinlemekten rahatsızdı.

Ardından Umut'un "Roven bilgileri alasıya kadar. Daha kaç kez söylemen gerek?" sesi duyuldu. O ise işini asla alaya vurmaz kişiselleştirmezdi.

Kulağındaki sesleri susturmak için karşısındaki kadına elini uzattı Roven. "Burası çok sıkmadı mı?"

Kadın dudaklarını büzdü. "Doğru diyorsun siz. Benim odaya geçmek?"

"Pekala, nasıl isterseniz."

İkiside ayağa kalktıkları sırada Roven masadaki bıçağı kadın arkasını döndüğü an cebine attı. Yürümeye başladıklarında Roven "Babanız ne işi yapıyor demiştiniz?"dedi meraka bürünerek.

"O mu? Onun işlerden pek anlamıyor ben."

Roven başını aşağı yukarı salladı. "Anladım."

Otelin restorantından çıktılarında korumalardan biri onları durdurdu. "Nereye böyle?"

"Odama çıkıyor biz."

Koruma şüpheyle Roven'e göz gezdirdikten sonra kadına "Emin misiniz?" diye sordu.

Kadın Roven'e bakıp gülümsedikten sonra "Eminiz. Siz karışmamayorun."

Adam başını eğdikten sonra yanlarından ayrılmıştı. Kadın Roven'e güvenmiş olmalıydı. Asansöre doğru yürümeye başladılar.

İkiside asansörün karşısında durup beklemeye başladıklarında Roven düğmeye basdıktan sonra Kadına dönüp gülümsedi. Hemen ardından cebindeki bıçağı eline aldı.

Asansör geldiğinde Roven eliyle jest yaparak kadının önden geçmesi gerektiğini belirtince kadın mutlulukla içeri girdi. Roven de arkasından girdiğinde usulca kapının kapanmasını bekledi.

Kapı kapanır kapanmaz hızla kadının boğazına yapıştı. "Baban o bilgileri nerede tutuyor?"

Kadın şokla boğazına dayanan bıçağı gördüğünde çığlık atacağı sırada Roven diğer eliyle de ağzını kapattı. "Sadece sorduğum soruya cevap ver. Yoksa buradan sağ çıkamazsın."

Kadın korkuyla başını salladığında elini çekti. "Ben babamın işleri bilmiyor."

"Bak, uzatırsan. Ölme sürenide uzatırsın. Anlatabildim mi?"

Kadın tekrar korkuyla başını salladığında "Babam her gizli bilgiyi bu otelde tutar. Alt kattaki depo da." dedi korkuyla. Ölmek istemiyordu.

"Güzel. Zaten içinizde ajanlarımız vardı. Doğru bilgi bulduklarını teyit etmiş olduk." diye mırıldandı. Tamda o sırada asansör açıldığında geri çekildi. Bıçağı cebine koyduktan sonra gülümseyerek "Sakın benden kimseye bahsetme." diye de uyarısını yaptı.

Kadın korkuyla asansörden koşarak çıktığında Roven tekrar alt kata inmeye başladı. Yakasını düzelttikten sonra "Burası tamam. Haber edin yer doğru. Girsinler içeri. Bende geliyorum şimdi." dedi kulaklıktakilere.

Yaklaşık iki saat sonra kendi malikanelerine vardığında Umut ile Mete onu karşıladı. "Ne yapmış bizimkiler?"

"Bilgileri almışlar. Yoldalardır."

Roven başını salladıktan sonra odasına çıkacağı sırada Umut onu durdurdu.

Mete yapma der gibi baktığında Roven ikisininde bir şeyler karıştırdığını anlamıştı.

Umut, Mete her ne kadar sevinmesede söylemekte kararlıydı.

"Ne var?"

"Terros," diye mırıldandı Umut. "Koray ve Tenebris'i Solonlar yakalamış."

Roven hızla onlara döndüğünde "Ne?" dedi hemen.

"Bilmek istersin diye düşündük. Kameralardan gördük bizde."

Roven'in hızlı adımları araştırma odasına girdiğinde ekranda gördükleriyle duraksadı.

James Solon Koray'ı yukarıdan zincirle bağlarken Tenebris'i hemen yanında bir sandalyeye bağlamışlardı.

Dudakları iki yana kıvrıldı. "Solonlarında sonu geldi desene." O deli kadın ne yapar eder ordan kurtulur daha sonrada Solonların sonunu getirirdi. Buna şüphesi yoktu. O bu hayatta gördüğü en güçlü kadındı.

"Ne?" dedi Umut şaşkınlıkla.

Ona cevap vermedi ellerini arkada bağlayarak keyifle onları izlemeyi seçti.

"Ses varmı?"

Mete önlerindeki düğmelerden birine bastı. Korven'lerin her yerde kameraları vardı fakat Roven ne olur ne olmaz diye habersizce Tenebris'e de takip cihazı takmıştı. Tenebris'in haberi yoktu tabii. Olsa zaten Roven'i öldürürdü. Depoya geldikleri gün örgüttekilerden birine ensesine yerleştirmesi gerektiğini söylemişti.

O bu yaşa kadar özgürce yaşamayı başarabilmiş tek kadındı, hemde Terros da. Onu kaybetmek istemezdi. Bu zamana kadar yaşadıysa ölmemeliydi. Bu sistemin sonu gelesiye kadar ölmemeliydi. Yani sonrasında da ölmemeliydi. O hiç ölmemeliydi.

Yaptığı her şey ölmemesi içindi. O buraya Efsun'u almak için geldiğinde kapının önünde durup Roven'i dinlemeyi seçtiğinde telefonda onun aleyhine konuşuyormuşum gibi davranmakta içten içe çok sevdiği Alex'i yaralamakta.

O tabii kendini çok güzel korurdu. Buna şüphesi yoktu fakat heleki başka bir durum olursa anında müdale etmek için bunu gerekli bulmuştu.

James birkaç boş muhabbetten sonra Koray'ın yavaşça uyanmasıyla ayağa kalktı. İkisinide bayıltmışlardı.

Hiç başı önünde görmediği Tenebris bile baygın olduğu için başı önüne eğikti.

"Evet," dedi James ikisine yaklaşırken.

Eski dostu James'in sesini duymasıyla başını hızla kaldırdı. "James," dedi bastırarak.

Açıkçası ismi çok kötüydü diye düşündü. James diye isim mi olurdu? Kendi lakabı daha güzeldi, hatta ismide.

Zaten bu ülkede sadece sistemi onaylayan ve kadınları sevmeyen adamların ismi yabancı olurdu. James ve Victor Halem onlardan sadece biriydi. Bizim gibi lakabı olanlar değildi onlar. Gerçek isimlerini bile yabancı yaparlardı.

"Çok sıkıldım. Hep böyle çok mu uyursunuz?"

Koray'ın bakışları çoğul eki kullanmasıyla Tenebris'in de burada olduğunu hatırlamış gibi ona döndü.

"Sikerim seni." dedi tekrar James'e dönerken.

James gür ve aşağılayıcı bir kahkaha atarken Tenebris bundan rahatsız olmuş gibi buna uyandı. Hareketlendiğinde usulca başını kaldırdı.

O an Roven yanlış gördüğünü düşünerek ekrana yaklaştı. Hayır doğru görüyordu. Saçları kısalmıştı. Kısacık kalmıştı.

Başını kaldırır kaldırmaz ilk önce gözleri etrafta gezindi bir şey arıyor gibi. Ne arıyor olabilirdi?

Aradığını bulamamış olacak ki "Çantam nerede?" diye sordu hırsla.

James onun sesini duyduğunda suratındaki piç gülüşü büyüdü. "Hangi çanta?"

"Hangi çanta olduğunu biliyorsun piç kurusu çantam nerede?"

Roven'in dudakları keyifle kıvrıldı. Çok da kibardı.

"Ne dedin sen?"

Omuzlarını indirip kaldırdı. James bunu kaldıramamış olacak ki hızla yanına yaklaşıp tek eliyle çenesini sıktı. "Şuan hiçbir şey yapmadan polisi arasam ve seni ihbar etsem ne yapabilirsin oruspu!" dedi sinirle.

Roven'in kaşları çatıldığında Tenebris onu yine şaşırtmadı. Adama kafa attığında "Dene istersen!" diye bağırdı.

James birkaç adım geriye gidip burnunu tuttuğunda adamları da ayaklanmıştı.

Bunu denese de yapamazdı zaten Roven buna izin vermezdi ama yapmayacağını da biliyordu. Onun işi eğlenceydi.

James başını kaldırdığında korkmuştu fakat belli etmemeye çalışıyordu.

Koray'a döndüğünde sırıtarak kendisini izlediğini görmesiyle siniri bozulmuş gibi silahını çıkartıp ikisine doğrulttu.

Fakat o an Tenebris bunu önemsemeden "Çantam neredeydi?" dediğinde elinde olmadan Koray ile aynı anda kahkaha attığında Mete ile Umut'un ona attığı garip bakışlardan habersiz değildi.

"Sikeyim çantanı!" diyen James çıldırarak ateş ettiğinde gözleri hemen kadının üzerinde gezindi. Fakat James sadece boşa sıkmıştı.

James onlarla eğlenmeye gelmişti fakat kendisi eğlence konusu oluyor gibi gibiydi.

Kameradan çıkar gibi olduktan sonra geri döndüğünde elinde bir çanta vardı. Tenebris'in bahsettiği çanta olmalıydı. "Bunu mu arıyordun?"

Tenebris'in gözleri kısılıp kaşları çatıldığında o çantada olanları merak etmeye başlamıştı.

James çantayı açtığında önce kadın kıyafetlerini çıkardı. O kıyafetlerin kime ait olduğunu anlamak zor değildi.

Kıyafetleri umursamadan yere attığı an Tenebris'in gözlerin de eş zamanlı olarak ölümü görmüştü.

James biraz daha karıştırdığında içinden küçük bir kağıt çıkardı. Buradan küçük kağıtta yazanları göremiyordu.

James alayla notu okuduktan sonra gür bir kahkaha patlattı. "Bak sen minik kızımız annesini ne çok severmiş?"

"Seni öldürürüm James. Hemde tüm uzuvlarını tek tek kesip can çekişene kadar anladın mı!" öfkesine hakim olamayacak kadar ne vardı o kağıtta diye düşündü Roven.

"James bırak onları." Koray da dahil olduğunda Roven daha da meraklanmıştı.

James gözlerinin önünde kağıdı yırttığında ve yere atıp üstüne bastığında Tenebris'in gözlerinde ilk defa o duyguyu görmüştü. Hüzün...

Koray, Tenebris'e bir bakış attıktan sonra "Piç herif." diye bağırdı.

O an Tenebris'in gözlerinin dolduğuna yemin edebilirdi fakat o kadar iyi gizliyordu ki muhtemelen şuan oradakiler onun duygusuz yüzünü görüyordu.

"Ne vardı o kağıtta?" dedi Umutla Meteye.

Fakat ikiside habersizdi. Mete "Bilmiyoruz." diye mırıldandığında bakışları tekrar ekrana döndü.

James zevk almaya başlamış gibi. Çantadan iki kağıt daha çıkarttı. Çantaya yere fırlatırken mektup olduğunu anladığı mektuplardan birini açtı.

Alayla içindekileri okurken "Ne duygusal," diye mırıldandı. Tamamını okumadan mektupları cebine koyduğunda "Bunları sonraya saklayalım değil mi?" diye sordu.

Adamlarına işaret yaptığında adamlardan birisi bir çakmakla geri döndü. Kahretsin ki Roven ne yapacaklarını anlamıştı.

Umutla Mete'ye dönüp "Siz yatın geç oldu zaten." dedi gitmelerini istediğini belli ederek. Bu görüntüleri görmelerini istemiyordu. İkiside çıktığında tekrar ekrana döndü.

James Tenebris'in çenesinden sıkıca tutarak yüzüne yaklaşmış bir şeyler mırıldanıyordu. En sonunda sertçe geri çekildiğinde bu sefer iki bileğinden tuttu tek eliyle.

Çakmağı diğer eliyle alevlendirdiğinde usulca Tenebris'in iki elini yakmaya başladı.

Roven'in kaşları çatılırken Tenebris de en ufak duygu değişimi yoktu.

"Dur lan şerefsiz. Yiyorsa bana yapsana!" demişti o an Koray dayanamayarak.

İkisininde bakışı ona döndüğünde Tenebris'in bakışı ölümcülken James'in bakışı daha alaylıydı. "Böylesi daha eğlenceli ama Koray,"

En sonunda James geri çekildiğinde Tenebris'in elleri kucağına düştü. Avuçlarını açtığında Roven ekrana daha çok yaklaştı. Yanıklar oluşmuştu ve kötü görünüyordu. Elleri şuna çok feci yanıyor olmalıydı ama Tenebris üzülse bile acısına değil o ellerle bir süre bir şey yapamayacağına üzülürdü.

O an James'in bir bıçak aldığını gördü. Koray'a yaklaştığında bıçağı tam boğazında gezdirdi. Eski dostu korkusuzca duruyordu.

"Neyi bekliyorsun James?" diye bunu belirttiğinde James'in dudaklarında alaycı bir gülümseme oluştu.

Tam o an bıçağı karnına geçirdiğinde Koray dudaklarını birbirine bastırdı. James bıçağı döndürürken bakışları Tenebris'e döndü. Başını diğer tarafa çevirmişti.

James bıçağı aynı sertlikle çıkarıp açtığında bıçak Tenebris'in biraz gerisine düşmüştü.

Roven, buradan Koray'ın karnındaki oluk oluk akan kanları görebiliyordu.

"Çok sıkıcı ama böyle." dedi James.

O sırada Tenebrisle göz göze gelir gibi oldu çünkü Tenebris, kamerayı görmüştü.

Sanki kameranın arkasındaki kişiyi biliyor gibi bakıyordu.

"Küçücük kamerayı nasıl görebildi?" diye mırıldandı Roven hayretle.

"Saat ne geç olmuş," James'in sesini duyduğunda gözleri odadaki saate kaydı. Gece ikiye geliyordu.

James esnediğinde "Yarın devam ederiz." dedi.

Adamlarına işaret verdiğinde sadece iki kişi kaldıktan sonra dışarı çıktılar. James onların kolay av olduğunu düşünmüştü.

Adamlar nöbete karar verdiklerinde biri yandaki kartonlara yatmıştı.

O an Koray ile Tenebris'in bakıştığını gördü. İkiside bir şeye karar vermiş gibi önlerinde döndüklerinde Roven meraklanmaya başlamıştı.

Yaklaşık 1 saat sonra nöbette ki adam dışında hepsi uyuyordu. Hayır ne Koray ne de Tenebris uyumuyordu fakat adamın öyle düşünmesini istedikleri belliydi.

Roven ise kaç saattir burada ayakta onları izlediğinin farkında değildi.

Uzun süre sonra ekranda hareketlilik hissetmesiyle daldığı yerden uzaklaştı Roven.

Tenebris uyanır gibi yaptğında başını usulca kaldırdı. Karşılarındaki nöbet tutan adama uzun uzun baktı ve sonunda "Su getirebilir misin?" dedi onda hiç bulunmayan kibarlığıyla. Kibar değildi bunu zaten biliyordu fakat kibarlık da şuan ağzına yakışmamıştı.

Adam "Hayır." diyerek reddettiğinde "Zaten kaçamıyoruz bari sudan eksik etmeyin." diyerek kendini acındırmaya çalıştığında Roven bakışlarını ekrandan çekti. Onu böyle görmek istemiyordu. O hep ona kafa tutan o kadına alışmıştı. Asla kendini küçültmezdi.

Adam bir süre düşündükten sonra Tenebris "Hadi ama sadece su ne yapabilirim ki?" diyerek ikna etmeye çalıştı.

Adam en sonunda "Pekala," diyerek kabul ettiğinde usulca uzaklaştı.

O gider gitmez Tenebris'in suratının nasıl değiştiğine saniyesi saniyesine şahit oldu. Bakışları etrafta gezindikten sonra kendisini yana doğru düşürdü. Acımış olmalıydı ki yüzü kısa bir saniye buruştu. Daha sonra kendisini ittirerek Koray'ın bıçaklandığı bıçağa ulaşmaya çalıştı. Bir yandan da diğer adamı kontrol ediyordu.

En sonunda bıçağa ulaştığında Koray da ona bıçağın yerini tarif ediyordu.

Roven bıçağı aldığını Tenebris'in yüzünde gördüğü ifadeyle anladı. Biraz sonra yanık elleriyle kendisini çözer çözmez uyuyan adama yaklaştı. Elleri hiç yanmamış gibi davranıyordu. O zaten hep böyle davranıyordu.

Adamın silahını alacağı an diğer adam içeri girdiğin de "Kaçıyorlar!" diye bağırıp Tenebris'e silah tuttu. Tenebris anında silahı alıp kalkacak olan adamı vurduğu gibi eğilerek yeni gelen adamın kurşunundan kurtuldu. Anında kalkıp diğer adamı da vurduğunda bu sefer silahı Koray'ın zincirlerini hedef aldı.

Hiç beklemeden ikisine de ateş ettiğinde Koray da kurtulmuştu. "Gelirler sese, hadi gidelim."

Tenebris oralı olmadı. "Çantam yok Koray."

Birkaç saat önce James'in yırttığı kağıtlara yaklaştı. Eğildi ve kağıtları cebinde topladı. Roven o kağıdı ve çantayı artık deli gibi merak ediyordu.

"Tenebris, gitmemiz lazım."

"Çantam yok Koray! Annem yok!"

Yerde yatan adama yaklaştı. Ölmemişti. Adama silahını doğrulttuğunda "James nerede?" diye sordu.

Bilerek ilk başta adamın bacağını vurmuştu.

"Bilmiyorum." dedi adam kekeleyerek.

O an bacağını adamın yaralı yerine bastırdı. "Üçüncüyü sormayacağım."

"Dur dur! Çok uzakta değil. 6 kilometre sonra küçük bir evde saklanıyorlar." başını usulca salladı Tenebris. "Sizi yaşatmayacaklar! Hele seni! O-" Tenebris hiç düşünmeden adamın kafasını kurşunla buluşturduktan sonra gitmeye yelteniyordu ki Koray kolundan tuttu. "Yapma. Eşyaları daha sonra alırız. Şuan sadece kendini tehlikeye atarsın kim bilir orada kaç adam vardır."

"Tehlike benim." Roven'in dudakları keyifle iki yana kıvrıldı. Tehlike oydu.

"Yapma Alara. Annenin eşyaları, mektuplar.... Onlar anneni geri getirmeyecek. "

"Hep böyle mi yaşayayım Koray? Onu bilmeden."

"Kast ettiğim o değil biliyorsun. Onları sonra alacağız söz veriyorum ama şuan gidersen sağ çıkamayabilirsin. Kendini düşün, anneni düşün. Bu kadar yaşadıktan sonra böyle ölmek mi istersin?"

Mantıklı olanın bu olduğunu biliyordu fakat duygusal davranmaktan da kendisini alı koyamıyordu Tenebris.

"Peki." dediğinde Koray elini omzuna atıp sıvazladı. İkiside çıkışa doğru ilerlerken uzun süre sonrada kendisini rahatça koltuğa attı Roven.

Burun kemerini sıktı. Kaç saattir ayakta stres halindeydi bilmiyordu. O kadının böyle ölmesini istemezdi.

O sırada kapı açıldı. İçeri giren Kıvançtı. Rovenden sonra en yetkili kişiydi. Çok konuşmazdı. Gerekli olduğu görevlere gider gerekmediğinde vaktini hep çocuklarla geçirirdi.

Kıvanç Roven'in hala burada olduğunu görünce şaşırdı. "Sen hala burada mısın?" saate döndü. "Kaç saattir buradasın sen?"

"Bilmiyorum." onun gibi yanına kuruldu hemen Kıvançta.

"Kardeşim kendini kaptırmıyorsun değil mi?"

Kendini kaptırıyor muydu? Hemde fena. Bu itiraf edemediği bir gerçekti. "Bu doğru değil Kıvanç. Hiçbir şey doğru değil."

Kıvanç elini omzuna attı bir kardeş gibi. "Yanlış da değil. Kendini böyle engelleme. Seviyorsan git konuş."

"Nasıl konuşayım Kıvanç? Ne sevmesi? Kadınlar dışarıda öldürülüyor ve ben gidip aç susuz kalmış gibi hayatta kalabilen tek kadına yapışayım mı?"

"Böyle olmadığını ikimizde biliyoruz. Sevginin önüne geçemezsin."

"Onu sevmiyorum. Sadece etkileniyorum o kadar. Dahası yok. Zaten tüm yaptıklarım yaşaması içindi. Başka bir nedeni yoktu."

Onu düşündü. Tenebris'i. Simsiyah saçlarını, küçük burnunu, biçimli kaşlarını, hafif dolgun dudaklarını. Sert çehresini ve hafif çekik gözlerini. Sürekli ona üstten bakışını.

"İnsanlar şu zamana kadar hep kendilerini kandırdıkları için, hep erteledikleri için 'keşke' diye bir kelime oluşturmuşlar." dedi bilge bir edayla Kıvanç.

Roven ne dediğini umursamadan "O kim biliyor musun?" diye sordu.

Kaşları çatıldı Kıvanç'ın "Kim?"

"20 sene önceki o küçük kızı hatırlıyor musun? Baran ile birlikte kurtardığımız."

"Sikeyim ciddi misin?"

"Hiç bu kadar ciddi olmamıştım." alnını sıvazladı. "Alara öz. Yangından kurtardığımız kız."

...

Yıldıza Basmayı Unutmayınn!