9. bölüm · Beni Unutan Geçmiş

Bölüm 9 — Hatırlamak

Sanri Yazari

O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Sabaha karşı gözlerimi kapattığımda bile aynı görüntü tekrar tekrar zihnime geliyordu.
Eski ev.
Yağmur.
Pencere.
Ben.
Ve yanımdaki çocuk.
Elimdeki anahtarlık.
L.N.K.
Sabah olduğunda yataktan kalkmak istemedim.
Bir süre tavana bakarak kaldım.
Aklımda o kadar çok soru vardı ki hangisinden başlayacağımı bilmiyordum.
Ama artık soruların kendisinden kaçamayacağımı da biliyordum.
Yatağımdan kalkıp masama oturdum.
Bir kâğıt çıkardım.
Ortaya büyük harflerle yazdım:
GEÇMİŞİM
Altına bildiğim her şeyi yazmaya başladım.
Eski ev.
Fotoğraf.
Pencere.
Perde.
Anahtarlık.
L.N.K.
Kaybolduğum gece.
Yanımdaki çocuk.
Ve annemin söylediği:
“O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.”
Kalem elimde durdu.
Bu cümlenin altını iki kez çizdim.
Çünkü bütün cevapların burada saklandığını hissediyordum.
Okula gittiğimde İrem yüzüme bakıp:
“Sen iyi uyumamışsın.” dedi.
“Belli oluyor mu?”
“Çok.”
“Biraz uykusuzum.”
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır.”
Bana inanmadığını biliyordum.
Ama daha fazla soru sormadı.
Ders başladı.
Ben tahtaya bakıyordum.
Fakat hiçbir şey anlamıyordum.
Öğretmenin sesi uzaktan geliyormuş gibiydi.
Kalemimi elimde çevirirken aklıma bir şey geldi.
Fotoğraf.
Fotoğraftaki çocuk.
Yüzü görünmüyordu.
Ama belki fotoğrafın kendisinde başka bir ipucu vardı.
Çocuk hangi tarafta duruyordu?
Benim elim neredeydi?
Üzerimizde ne vardı?
Fotoğrafın arka planında ne bulunuyordu?
Bunların hiçbirini tam hatırlamıyordum.
O fotoğrafı tekrar görmem gerekiyordu.
Okul çıkışında doğrudan eve gittim.
Annem mutfaktaydı.
“Anne.”
“Efendim?”
“Fotoğrafı görmek istiyorum.”
Annem bir süre sessiz kaldı.
Sonunda:
“Lalin, bunu yapma.”
“Ne yapmayayım?”
“Geçmişin peşinden gitme.”
“Ben geçmişimin peşinden gitmiyorum.”
Bir an durdum.
“Geçmişim benim peşimden geliyor.”
Annem cevap vermedi.
“Fotoğrafı ver.”
Uzun bir sessizlikten sonra odasına gitti.
Birkaç dakika sonra elinde eski kutuyla geri geldi.
Kutuyu masaya bıraktı.
Ben hemen kapağını açtım.
Fotoğrafları tek tek çıkardım.
Ve sonunda onu buldum.

Eski ev.
Annem.
Babam.
Ben.
Ve yanımda duran çocuk.
Fotoğrafı elime aldım.
Bu kez daha dikkatli baktım.
Çocuğun yüzü yine görünmüyordu.
Ama bir ayrıntı vardı.
Boynunda küçük bir kolye vardı.
Kolye ucunda...
aynı şekil.
Pencere.
Anahtarlıktaki şeklin aynısı.
Kalbim hızlandı.
“Anne.”
Annem arkamda duruyordu.
“Bu ne?”
Annem cevap vermedi.
“Bu şekil ne?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Lalin...”
“Bu çocuk kim?”
Annem gözlerini kapattı.
Sonra:
“Onun adı Kerem.”
dedi.
İlk kez bir isim duymuştum.
Kerem.
Fotoğrafa tekrar baktım.
“Kerem.”
İsmi söylerken garip bir his oluştu.
Sanki çok uzun zamandır kullanmadığım bir kelimeyi yeniden söylemiş gibiydim.
“Bana ne oldu?”
Annem cevap vermedi.
“Kerem'e ne oldu?”
Bu kez yüzü değişti.
“Onu bir daha görmedin.”
“Ne zaman?”
“ O geceden sonra.”
“Peki nerede?”
Annem gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyoruz.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Ertesi gün ailesi taşındı.”
“Taşındı?”
“Evet.”
“Hiç mi haber alamadınız?”
“Hayır.”
Fotoğrafı masaya bıraktım.
“Peki ben neden onu hatırlamıyorum?”
Annem bu kez bana doğrudan baktı.
“Çünkü o gece olanlardan sonra sen bazı şeyleri unuttun.”
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
“Ne kadarını?”
“Bilmiyorum.”
“Kerem'i tamamen mi?”
Annem başını salladı.
“Evet.”
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra aklıma başka bir şey geldi.
“Peki neden bana hiç söylemediniz?”
Annemin gözleri doldu.
“Çünkü doktorlar hatırlamanın seni daha kötü etkileyebileceğini söylediler.”
“Doktorlar?”
Annem cevap vermedi.
“Ben hastaneye mi gitmiştim?”
“Evet.”
Bu bilgi beni sarstı.
“Ne olmuştu bana?”
Annem yine sustu.
“Anne.”
“Bilmiyoruz.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü seni bulduğumuzda konuşmuyordun.”
“Ne kadar süre?”
“Bir süre.”
“Ve sonra?”
Annem gözlerini kapattı.
“Sonra uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordun.”
O gece eski kutuyu odama götürmedim.
Ama fotoğrafın görüntüsü aklımdan çıkmadı.
Kerem.
Çocukluğum.
Kaybolduğum gece.
Unuttuğum anılar.
Hepsi birbirine bağlanıyordu.
Masama oturdum.
Kâğıdı önüme koydum.
Kerem
isminin altına bir soru yazdım:
“O gece ne oldu?”
Sonra anahtarlığı yanına koydum.
Bir süre baktım.
Ve o anda aklıma çocukken duyduğum ses geldi.
“Bunu kimseye söyleme.”
Ama artık bunun neden söylendiğini hatırlıyordum.
Kerem bana bir şey söylemişti.
Ben de söz vermiştim.
Fakat neyi saklamam gerektiğini hâlâ bilmiyordum.
Gözlerimi kapattım.
Zorladım.
Bir görüntü.
Sonra başka bir görüntü.
Karanlık bir koridor.
Yağmur sesi.
Kerem'in eli.
Bir kapı.
Ve kapının üzerinde...
aynı pencere işareti.
Gözlerimi açtım.
Bir anda ayağa kalktım.
Çünkü o işareti artık tanıyordum.
Eski evdeydi.
Anahtarlıkta vardı.
Kerem'in kolyesinde vardı.
Ve okulun eski binasında da görmüştüm.
Demek ki bunların hiçbiri tesadüf değildi.
Hepsi aynı yere çıkıyordu.
Eski okul binasına.
Telefonumu aldım.
Saat gece yarısını geçmişti.
Yarın oraya gidecektim.
Ne olursa olsun.
Çünkü artık sadece geçmişimi hatırlamak istemiyordum.
Gerçeği öğrenmek istiyordum.