6. bölüm · Beni Unutan Geçmiş

Bölüm 6 — Hiçbir Şey Yokmuş Gibi

Sanri Yazari

Annem kutuyu götürdükten sonra odada bir süre tek başıma kaldım.
Pencerenin önünde durup dışarı baktım.
Hava kararmaya başlamıştı.
Bahçedeki ağaçların gölgeleri duvara vuruyordu.
Az önce gördüğüm fotoğraf hâlâ gözümün önündeydi.

Küçük hâlim.
Annem.
Babam.
Ve yüzünü göremediğim o kişi.
Fotoğrafı zihnimde tekrar tekrar canlandırdım.
Belki de yanlış görmüştüm.
Belki fotoğraftaki kişi gerçekten önemli değildi.
Belki annem sadece eski şeylerden bahsetmek istememişti. Ama bir şey içimi rahatsız ediyordu.
Annemin yüzündeki ifade.
Fotoğrafı gördüğü anda değişmişti.
Bunu görmemiş gibi davranamazdım.
“Lalin!”
Annemin sesi aşağıdan geldi.
“Geliyorum!”
Son kez boş dolaba baktım.
Sonra odadan çıktım.
Akşam yemeğinde herkes masadaydı.
Annem yemekleri koyuyordu.
Babam her zamanki gibi sessizdi.
Ben ise normal davranmaya çalışıyordum.
Çok kolay değildi çünkü aklım sürekli fotoğrafa gidiyordu.
Çorbayı karıştırırken birden babama baktım.
“Baba.”
“Efendim?”
“Biz eskiden başka bir evde mi yaşıyorduk?”
Babam kaşığını masaya bıraktı.
Annem başını kaldırdı.
“Evet,” dedi babam.
“Ne kadar önce?”
“Uzun zaman önce.”
“Ben hatırlamıyorum.”
Babam bana baktı.
“Hatırlaman gerekmiyor.”
Aynı cümle. Annem de söylemişti.
Kaşlarımı çattım.

“Niye herkes bana bunu söylüyor?”

Masada kısa bir sessizlik oldu.
Annem tabağına baktı.
Babam ise hiçbir şey söylemedi.
Ben de daha fazla soru sormadım.
Çünkü bir anda kendimi tuhaf hissetmiştim. Sanki herkes bir şey biliyor, ben ise masada oturan tek kişi olarak hiçbir şeyden habersizdim.
Konuyu değiştirdim.

“Yarın okulda sınav var.”
Babam başını kaldırdı.
“Hangi ders?”
“Matematik.”
“Çalıştın mı?”
“Çalışacağım.”
“Yani çalışmadın.”
“Henüz çalışmadım.”
Babam gülümsedi.
“Sen hiç değişmemişsin.”
“Ne demek o?”
“Çocukken de son dakikaya bırakırdın.”
Güldüm.
“Demek bazı şeyleri hatırlıyorsunuz.”
Babamın gülümsemesi bir anda kayboldu.
Çok kısa bir sessizlik oldu.
Sonra:
“Tabii ki hatırlıyoruz.” dedi.
Ben tabağıma baktım.
Bir şey söylemedim.
O gece odama çıktığımda ders çalışmaya oturdum.
Kitabı açtım.
İlk soruya baktım.
Sonra ikinciye.
Üçüncüye.
Beş dakika geçmeden elim telefona gitti.
Telefonu açtım.
Bir süre sosyal medyada dolaştım.
Sonra kendime kızıp kapattım.
Tekrar kitaba döndüm.
Ama aklım derste değildi.
Çekmecede duran fotoğraftaydı.
Sonunda dayanamadım.
Çekmeceyi açtım.
Fotoğraf yoktu.
Annem kutuyu götürmüştü.
Bir an boşluğa baktım.
Sonra kendi kendime güldüm.
Ne yapıyorsun sen?
Gerçekten de ne yapıyordum?
Bir fotoğrafta yüzü bile görünmeyen bir insan yüzünden bütün akşamımı mahvetmiştim.
Belki de annem haklıydı.
Belki o kişi gerçekten önemsizdi.
Belki de çocukken tanıdığım herhangi biriydi.
Bir komşu.
Bir akraba.
Bir aile dostu.
Hatırlamıyor olmamın hiçbir anlamı olmayabilirdi.
Kitabı tekrar açtım.
Bu kez çalışmaya başladım.
Bir süre sonra gerçekten sorulara odaklandım.
Fotoğraf aklımdan uzaklaştı.

***
Ertesi sabah okula giderken her şey normale dönmüş gibiydi.
Hatta kendimi biraz aptal hissetmeye başlamıştım.
Bir fotoğraf.
Eski bir ev.
Hatırlamadığım birkaç çocukluk anısı.
Hepsi bu kadardı.
Hayatımda bundan daha önemli şeyler vardı.
Sınav gibi.
Okul gibi.
Arkadaşlarım gibi.
Ve o gün özellikle hiçbir şey düşünmemeye karar verdim.
Okula girdiğimde İrem beni koridorda yakaladı.
“Dün sana mesaj attım.”
“Görmedim.”
“Üç kere attım.”
“Telefonum sessizdeydi.”
“Senin telefonun zaten sürekli sessizde.”
“Çünkü insanlar çok konuşuyor.”
“Sen de çok konuşuyorsun.”
“Benim konuşmam kaliteli.”
“Tabii.”
Gülerek sınıfa girdik.
O gün gerçekten eğlendim.
Ders aralarında arkadaşlarımla konuştum.
Öğle arasında bahçeye çıktık.
Bir ara eski binanın önünden geçtik.
Bakışlarım oraya kaydı.
Sonra hemen başka tarafa çevirdim.
Artık kendimi zorlamayacaktım.
Her şeyin altında bir anlam aramak saçmalıktı.
Eve döndüğümde annem mutfaktaydı.
“Hoş geldin kızım.”
“Hoş buldum anne.”
“Bugün nasıldı?”
“İyi.”
“Yorgun musun?”
“Biraz.”
Annem önüme meyve koydu.
“Bu tabağı bitiriyorsun ona göre.”
“Anne, çocuk muyum?”
“Evet.”
“Değilim.”
“Benim için öylesin.”
Gülümsedim.
O an her şey yine eskisi gibi geldi.
Mutfak.
Annem.
Ev.
Sesler.
Kokular.
Günlük konuşmalar.
Belki de gerçekten hiçbir şey yoktu.
Belki ben sadece fazla düşünüyordum.
O gece yatağıma uzandığımda telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Odayı karanlık yaptım.
Gözlerimi kapattım.
Uyumaya çalıştım.
Bir süre sonra garip bir şey oldu.
Bir görüntü geldi aklıma.
Yağmur yağıyordu.
Bir pencerenin önündeydim.
Küçük ellerim vardı.
Birinin elini tutuyordum.
Yüzünü göremiyordum.
Sonra bir ses duydum.
Ne söylediğini anlayamadım.
Görüntü bir anda kayboldu.
Gözlerimi açtım.
Tavan karanlıktı.
Kalbim hızlı atıyordu.
Bir süre kıpırdamadan yattım.
Sonra kendi kendime:
“Rüyaydı.” dedim.
Telefonuma baktım.
Saat gece ikiyi geçmişti.
Yorganı üzerime çektim.
Gözlerimi tekrar kapattım.
Bu kez hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Ve birkaç dakika sonra uykuya daldım.
Sabah olduğunda o görüntüyü hatırlamayacaktım.
Ya da en azından hatırladığımı sanmayacaktım.