8. bölüm · Beni Unutan Geçmiş
Bölüm 8 — Söylenmeyen Gerçek
Sabah uyandığımda ilk hatırladığım şey rüya değildi.
O cümleydi.
“Bunu kimseye söyleme.”
Gözlerimi açtığımda birkaç saniye boyunca tavana baktım.
Rüyadaki pencere hâlâ gözümün önündeydi.
Yağmurun cama vuran sesi.
Perdenin hareketi.
Küçük ellerim.
Yanımda duran kişi.
Ve o ses...
Kime ait olduğunu bilmiyordum.
Ama tuhaf olan, sesin bana yabancı gelmemesiydi.
Sanki yıllardır duymadığım bir sesi yeniden işitmiş gibiydim.
Yataktan kalkıp masama gittim.
Çekmeceyi açtım.
Anahtarlık hâlâ oradaydı.
Onu elime aldım.
Üzerindeki küçük pencere şekline baktım.
Dün gece rüyamda gördüğüm pencereyle aynı değildi.
Ama yine de aralarında bir bağlantı olduğuna dair içimde güçlü bir his vardı.
Anahtarlığı çantama koydum.
Bugün anneme soracaktım.
Bu kez vazgeçmeyecektim.
Okula giderken yol boyunca fazla konuşmadım.
İrem birkaç kez bana bir şeyler anlattı ama aklım başka yerdeydi.
“Beni dinliyor musun?”
“Evet.”
“Ne söyledim?”
Bir an durdum.
“Bilmiyorum.”
“Dinlemiyorsun.”
“Özür dilerim.”
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır.”
Bana birkaç saniye baktı.
“Emin misin?”
“Eminim.”
Bunu söylerken aslında kendim bile emin değildim.
İlk ders başlamıştı.
Defterimi açtım.
Öğretmenin anlattıklarını yazmaya çalışıyordum.
Fakat birkaç dakika sonra kalemim durdu.
Defterimin kenarına farkında olmadan bir pencere çizmiştim.
Altına da üç harf yazmıştım.
L.N.K.
Bir süre çizime baktım.
Sonra defteri kapattım.
Bunu düşünmeyi bırakmalıydım.
Ama insan kendi zihnindeki bir sorudan kaçamıyordu.
Öğle arasında tek başıma koridorda yürürken eski binanın önünde durdum.
Normalde buradan geçerken bakmamaya çalışıyordum.
Bu kez durdum.
Binanın kapısı kapalıydı.
Üzerinde öğrencilerin girmemesi gerektiğini belirten küçük bir yazı vardı.
Kapının yanındaki duvarlarda boya dökülmeye başlamıştı.
Bir an içeri girmek istedim.
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Burada ne yapıyorsun?”
Döndüm.
Okulun görevlilerinden biri duruyordu.
“Hiç.”
“Bu tarafa öğrenciler pek gelmez.”
“Biliyorum.”
“Bir şey mi arıyorsun?”
“Hayır.”
Bir an gözleri çantama kaydı.
Sonra tekrar bana baktı.
“Öyleyse sınıfına dön.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Uzaklaşırken arkamdan:
“Bazı yerleri fazla kurcalamamak daha iyidir.”
dediğini duydum.
Adımlarım yavaşladı.
Arkamı dönmedim.
Ama o cümle bütün gün kafamda kaldı.
Eve döner dönmez annemin yanına gittim.
“Anne, konuşmamız lazım.”
Annem elindeki işi bıraktı.
“Ne oldu?”
“Dün gece bir şey hatırladım.”
Yüzündeki ifade değişti.
“Ne hatırladın?”
“Eski ev.”
Annem sustu.
“Pencereyi gördüm.”
“Rüya görmüş olabilirsin.”
“Belki.”
Cebimden anahtarlığı çıkardım.
Annem onu görür görmez dondu.
Bu kez saklamadı.
Gözleri doğrudan anahtarlığa takıldı.
“Bunu nereden buldun?”
“Okulda.”
“Kim verdi?”
“Kimse vermedi. Yerde buldum.”
Annem elini uzattı.
Anahtarlığı ona verdim.
Parmakları titriyordu.
“Bu nereden çıktı?”
“Bilmiyorum.”
Annem anahtarlığın arkasına baktı.
L.N.K. harflerini görünce yüzündeki ifade daha da değişti.
“Bunlar ne?”
Annem cevap vermedi.
“Anne.”
Sessizlik.
“Bunları biliyorsun.”
“Lalin...”
“Biliyorsun.”
Annem anahtarlığı avucunda sıkıca tuttu.
“Bunu nerede buldun?”
“Okulda.”
“Eski binanın orasında mı?”
Kaşlarımı çattım.
“Sen nereden biliyorsun?”
Annem sustu.
İşte o anda anladım.
Bu anahtarlığın ne olduğunu bilmese bile nereden geldiğini tahmin ediyordu.
“Anne, bana doğruyu söyle.”
“Bazen bazı şeyleri bilmemek—”
“Bunu söyleme.”
Sözümü kestim.
“Bunu artık söyleme. Sürekli aynı şeyi söylüyorsun.”
Annem gözlerini indirdi.
“Ben çocukken ne oldu?”
Cevap yoktu.
“Kaç yaşındaydım?”
Sessizlik.
“Kim vardı yanımda?”
Annemin gözleri doldu.
“Lalin...”
“Kim vardı?”
Annem başını kaldırdı.
Bir süre bana baktı.
Sonra çok kısık bir sesle:
“Bir çocuk vardı.”
dedi.
Kalbim hızlandı.
“Kim?”
Annem cevap vermedi.
“Fotoğraftaki kişi mi?”
Bu kez annem gözlerini kapattı.
Cevap vermesine gerek yoktu.
Evetti.
Odaya geçtim.
Kapıyı kapattım.
Yatağın kenarına oturdum.
Bir çocuk.
Demek fotoğraftaki kişi bir çocuktu.
Ve ben onu tanıyordum.
Ama neden hatırlamıyordum?
Telefonumu çıkarıp eski fotoğraflara bakmaya başladım.
Ailemle çekilmiş fotoğrafları tek tek inceledim.
Sonra 2012 tarihli fotoğrafı düşündüm.
Ben küçüktüm.
Yanımda o kişi vardı.
Fakat yüzü görünmüyordu.
Fotoğrafı tekrar görmek istiyordum.
Annem kutuyu nereye kaldırmıştı?
Odanın kapısından çıktım.
Annem salondaydı.
“Fotoğrafı bana ver.”
“Hayır.”
“Sebep?”
“Çünkü artık bunun peşine düşmemeni istiyorum.”
“Bana ait bir fotoğraf!”
“Lalin, lütfen.”
“Hayır.”
Sesim yükseldi.
“Bütün hayatım boyunca bana ne olduğunu söylemediniz. Şimdi de elimdeki tek şeyi saklıyorsunuz.”
Annem ayağa kalktı.
“Sen anlamıyorsun.”
“Anlatırsan anlarım!”
Gözlerinden yaş süzüldü.
“Keşke anlatabilsem.”
Bu cümleyle sustum.
Çünkü ilk kez annemin gerçekten bir şeyden korktuğunu gördüm.
“Ne oldu?”
Annem cevap vermedi.
“Bana ne oldu?”
Yine sustu.
Sonunda:
“Sen o gece kaybolmuştun.”
dedi.
Dünyam bir an durdu.
“Ne?”
“Bir süre seni bulamadık.”
“Ne kadar?”
Annem dudaklarını birbirine bastırdı.
“Birkaç saat.”
“Ve ben neredeydim?”
Annem başını eğdi.
“Eski evde.”
“Yalnız mıydım?”
Bu kez cevap çok uzun sürdü.
“Hayır.”
“Kim vardı?”
Annem bana baktı.
“Bunu sana söyleyemem.”
“Niye?”
“Çünkü o geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.”
O gece odama döndüğümde ışığı açmadım.
Pencerenin önünde durdum.
Dışarıda yağmur başlamıştı.
Camdan aşağı süzülen damlaları izledim.
Bir anda rüyam aklıma geldi.
Aynı yağmur.
Aynı pencere.
Aynı perde.
Ve yanımdaki çocuk.
Gözlerimi kapattım.
Bir görüntü daha geldi.
Bu kez daha netti.
Küçük bir kız ağlıyordu.
Ben.
Yanımdaki çocuk elimi tutuyordu.
Sonra bir kapı sesi.
Bir kadın sesi.
Koşan ayak sesleri.
Ve çocuk bana:
“Bunu kimseye söyleme.”
diyordu.
Gözlerimi açtım.
Nefesimi tuttum.
Bu artık sıradan bir rüya gibi gelmiyordu.
Çünkü görüntünün sonunda bir şey daha görmüştüm.
Çocuğun elinde...
aynı anahtarlık vardı.
Masama koştum.
Çantamı açtım.
Anahtarlığı çıkardım.
Avucumda tuttum.
Uzun süre ona baktım.
Sonra arkasındaki harfleri yeniden okudum.
L.N.K.
Ve ilk kez aklıma başka bir ihtimal geldi.
Belki bu harfler bir şeyin kısaltması değildi.
Belki...
birinin baş harfleriydi.
Lalin.
N...
K...
Ama kimdi N?
Kimdi K?
Ve çocukluğumdan silinen o kişi kimdi?
Bilmiyordum.
Fakat artık bir şeyi biliyordum:
Ailem geçmişimi benden saklıyordu.
Ve sakladıkları şey yalnızca eski bir fotoğraf değildi.
Benden sakladıkları şey, benim kendi hayatımdı.
