7. bölüm · Beni hatırla
Gölgenin kalbindan
Bölüm 7 – Gölgenin Kalbinden
Atlas Demir Kara. Bu şehirde onun ismini duymayan yoktu. Kimi korkuyla anar, kimi saygıyla. Sertti, mesafeli, suskun... İnsanların gözünde bir sokak efsanesi. Ama kimse onun geceleri ne kadar uykusuz geçtiğini, zihninde hangi anılarla baş etmeye çalıştığını bilmezdi. Hele ki bir tanesi vardı ki… hiçbir yara izi onun kadar derin değildi: Alev.
O küçük kızın gülümsemesi hâlâ zihnindeydi. Küçücüktü, ama içindeki enerji o kadar büyüktü ki. Davette saçlarına dokunduğunda ilk defa biri Atlas’a “yumuşak” demişti. İlk defa biri ona korkmadan, yargılamadan dokunmuştu. “Saçların çok yumuşak…” demişti. Ve o gün, Atlas’ın hayatında unutulmaz bir anı olarak kaldı.
Yıllar sonra onu yeniden gördüğünde ise artık çocuk değildi Alev. O eski minik kız gitmiş, yerini gözlerinde korku ama içinde direnç taşıyan genç bir kadın almıştı. Atlas onun değiştiğini görmüştü ama kendisi değişmemişti. Hâlâ karanlıkta, hâlâ uzaktan bakıyordu.
Kalem kutusunu unuttuğunda, fark eden ilk kişiydi. Geceden kameraları izleyip, sabah o çocuğu göndermişti. Alev’in o küçük şeylere verdiği tepkiyi izlemek... onun dünyasına en yakından bakabildiği anlar oluyordu. Sonra şeker... Geleneksel, tuhaf bir annesi olduğunu biliyordu. Onun için sıradan olan, Alev için sıkıcı ama tatlı bir ritüeldi. Bir çocuk daha yollamıştı – başka bir yüz, başka bir ses. Ama hepsi Atlas’tı.
“Minik…” diyordu kendi kendine, bazen fısıltıyla, bazen nefes alır gibi.
Ama o gece, her şey değişmişti.
Üç adamın onu sıkıştırdığını gördüğünde düşünmeden atılmıştı ortaya. Silah sesini duyduğunda kalbi sanki göğsünü parçalayacak kadar hızlı çarpmıştı. Alev’in elindeki silahı düşürüşü, “Ben katilim!” diye haykırışı… işte o an, Atlas’ı yerle bir etmişti.
Onu oradan alıp götürmeyi düşündü. Saklamayı. Korumayı. Ama Alev öylece titriyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İçindeki karanlıktan çok daha derin bir şey vardı Alev’de… suçlulukla masumiyetin aynı anda yaşadığı o tuhaf çatışma.
Atlas onu sarıp teselli ettiğinde, kendi içindeki boşluk da biraz kapanmış gibiydi. Alev’in sarılışı, yıllardır hissetmediği bir şeydi. Korkuyla karışık bir güven...
Ama şimdi, günler geçmişti. Alev hâlâ onu tanımıyordu. Hâlâ onunla yüzleşmemişti. Ve Atlas her gece uyandığında aynı soruyu soruyordu kendine:
“Ona görünmeli miyim? Yoksa yine gölgede mi kalmalıyım?”
Telefonunun ekranında Alev’in bir resmi vardı. Gizli çekim. Parkta ders çalışırken, saçları yüzüne düşmüş, kalemi dudağında... Atlas’ın içi sızladı. Yıllarca uzaktan seyrettiği bu kız artık bir şekilde onun hayatının merkezindeydi.
Ama... ya onun için sadece bir yabancıysa?
“Ben senin çocukluk anımsın, Alev,” dedi Atlas sessizce.
“Sen hatırlamasan da… ben seni hiç unutmadım.”
Ve o gece karar verdi.
Artık gölgede kalmayacaktı.
---
