8. bölüm / 13
Benden Önceki Yaz7. Bölüm
Bölümler 13Şu an: 7. Bölüm
- 1 Giriş501 kelime
- 2 1. Bölüm1.118 kelime
- 3 2. Bölüm1.900 kelime
- 4 3. Bölüm1.551 kelime
- 5 4. Bölüm1.395 kelime
- 6 5. Bölüm1.694 kelime
- 7 6. Bölüm1.410 kelime
- 8 7. Bölüm1.388 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. Bölüm1.643 kelime
- 10 9. Bölüm1.279 kelime
- 11 10. Bölüm1.216 kelime
- 12 11. Bölüm1.067 kelime
- 13 12. Bölüm1.274 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Oy ve yorum yapmayı unutmayalım
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
♬ Oğuzhan Koç - Takdir-i İlahi
"Zamanı dondurabilseydim eğer, her anı bir ömür gibi yaşardım seninle."
— Murathan Mungan
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Oy ve yorum yapmayı unutmayalım
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Küçüklüğümden beri çok fazla rüya görürdüm.
Her uyandığımda onların gerçek olmadığını algılamam çok uzun sürerdi.Bazı sabahlar kahvaltı masalarımızda rüyalarımı anlattığımda annemle babamın yüzü buz keserdi.
Yaşım çok küçük olduğu için pek anlamazdım ama şimdi daha iyi anlıyordum.
Benim anlattıklarım rüya değil birer dejavuydu. Daha ben doğmadan önce yaşanan şeylerin dejavusu...
Büyüdükçe rüyalarım azaldı; yerlerini kabuslara ya da arafta kalan uykulara bıraktı. Yıllar sonra ilk defa rüya görüyormuş gibi hissediyordum ve bu rüyanın son bulmamasını istiyorum.
Şu anda belki birinin rüyasında yan karakterdim ama hiç sorun değil. Kendi rüyamın başrolü olacağım ben.
Yasemin Yıldız olarak yapamadığım her şeyi Yasemin Yaman olarak yapacağım. Çünkü bu hikayenin sonunu biliyordum.
Ve hiçbir kitabı kaç kere okusanız da sonu değişmez.
Belki Yasemin Yaman'ın sonu değişmeyecek ama gelişmeleri deli dolu yaşatacaktım...
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Direksiyonu gevşekçe tutarken şarkının ritimleriyle parmaklarımı çarpıyordum.
Dinleme onu bunu
Dur, her şey oluruna varsın, ah
Eğdi şu boynunu
Kalbim oyununa geldi, vah
Radyoda son ses Oğuzhan Koç'un yeni çıkardığı bir şarkı çalarken, arabanın tüm camları açık olduğundan hızdan dolayı içeri dolan hava saçlarımızı uçuşturuyordu.
Melisa bağırarak şarkıyı söylerken ben de eşlik ediyordum.
İşte bu can senin olsun
Hiç yalan yok, her şey sahi
Bırak tecelli bulsun
Artık takdiriilahi
Bu zamanda daha yeni çıkan bir şarkı olduğu için o bazı yerleri eksik ya da yanlış söylerken, ben küçüklüğümden beri söyleyip ezberlediğim için eksiksiz söylüyordum.
Birkaç şarkıda bunu yaşadığımız için bana nasıl bu kadar çabuk ezberlediğimi sormuştu. Sadece müzik kulağım çok iyiydi...
Düşmem, düşmem ben yine peşinden
Yok, düşmem geçse de içimden
Bir görsen kalbimi içeriden
Ah, atıyor, hem de ne atıyor
Tuşu çevirerek sesi daha da arttırdım.
"Düşmem, düşmem ben yine peşinden." Kollarını itiraz eder gibi salladı. "Yok, düşmem geçse de içimden." Melisa rahatça dans ederken ben arabayı kullandığım için sadece söyleyerek eşlik edebiliyordum.
"Bir görsen kalbimi içeriden. Ah, atıyor, hem de ne atıyor." Şarkı tekrarlarken tüm odağımı tekrar yola verdim.
Eski İzmir olduğu için bazı yollar tam asfalt ya da düz değildi. O yüzden elimden geldiğince yavaş sürüyordum. Ama dediğim gibi, elimden geldiğince.
Tam bir hız aşığıydım gerçekten...
Babam ilk araba kullanmayı öğretirken bile çok hızlı kullandığım için dayanamayıp kursa yollamıştı.
'Rahmetli Yasemin gibi deli gibi kullanıyorsun' deyip dururdu. Kabul, gerçekten deli gibi kullanıyordum arabayı ama bu araba kullanmamı yasaklamak için bir neden olamazdı.
Yasemin Yıldız olduğum zaman ehliyetim vardı ama bugün itibariyle 6 aydır kullanmamıştım. Yani şu an 6 ay sonra ilk defa araba kullandığım için acısını çıkarıyordum.
Melisa ilk başta hızdan dolayı durmadan laf etse de şimdi alışmış, bağırarak şarkı söylüyordu.
Kim derdi annenin gençliğiyle bir arabaya binip şarkılar söyleyip eğleneceksin...
İmkansız gibi bir şeydi ama işte gerçek olmuştu...
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
"Şurası boş, buraya park et bence." Melisa'nın işaret ettiği yere yönelip dikkatlice arabayı park ettim.
Saatlerdir alışverişte olduğumuzdan dolayı güneş hafif batmış ve turunculuğunu gökyüzüne dağıtmıştı. Kamptaki kızların tahmini buluşma saatine az kaldığı için hemen duş alıp bir şeyler atıştırmamız lazımdı.
Ama önce arabadaki eşyaları eve taşımamız lazımdı.
"Bence önce market eşyalarını ve nevresim takımlarını taşıyalım. Yarın ev eşyalarını taşır, ona göre dekorasyon yaparız." Melisa'nın dediğini sadece başımı sallayarak onayladıktan sonra kenarda duran kırmızı market arabasını alıp eşyaları içine doldurmaya başladık.
Marketten aldıklarımızı en alta koyduktan sonra nevresim takımlarını ve birkaç lazım olan eşyayı da yükledikten sonra arabayı kilitleyip evlerin olduğu patikaya girdik.
"Aa Yasemin, biz daha oda seçmedik. Zaten iki oda da ön tarafa bakıyor, tek fark biri balkonlu bir oda." Çok da düz sayılmayan patikada market arabasını sürerken Melisa'nın anlattıklarına odaklanmaya çalıştım.
"Çamaşırlardan sorumlu olacak olan balkonlu odada kalır." Annem çamaşır yıkamaktan nefret ettiği için şimdi paşa paşa bana balkonlu odayı verecekti.
"Iyy ben çamaşır falan yıkamam! Oda senin olsun ama ben çamaşır falan yıkamam." Ve dediğim olmuştu, artık deniz manzaralı balkonlu bir odam vardı.
"Buzdolabına eşyaları yerleştirdikten sonra duş alır, yemekleri hazırlarız. Akşam da kızlarla olan ortak alana gidip tanışırız. Nasıl fikir?" Çok bir şey demeden sadece kafasını sallayıp onayladı.
Kızların evlerinin olduğu kısımdaki ilk eve yaklaşırken kapımızın önünde iki kişinin durduğunu gördüm.
İki erkek.
"Yanlış yere mi geldik Melisa?" Onca yolu geri mi dönecektik bir de?
"Hayır ya! Burası kızlar tarafı, bu da bizim ev işte. Bunlar kim şimdi?" O da anlamamış şekilde kaşlarını çatmış, kapımızın önündeki iki kişiye bakıyordu.
Yavaşça yanlarına yaklaşıp ne olduğunu anlamaya çalıştık.
"Oğlum bak benim numaramı her yere yazma." Sarışın olan diğerini itip kağıdı elinden almaya çalışıyordu. "Bir dursana oğlum! Tek senin numaran mı var sanki? Benim numaram da yazıyor. Şu kapının altından itsem girecek içeri." Sarışın olan yine konuşan kumralı itti.
"Ya Teoman, çatma bir tane rahat dur." Tam o sırada kumral olan kağıdı kapımızın altından itti. "İşte oldu." Yerden kalkıp ellerini birbirine çarptıktan sonra ikisi birden arkalarını döndüler ama onları izleyen bizle karşılaştılar.
Cole Sprouse'un 20'li yaşlarından hallice babam ve Bill Skarsgård'ın gençlik ikizi Teoman Herpar.
"Siz bizi mi dikizliyordunuz?" Babamın dediği şeyle kaşlarım havalandı. Melisa'ya dönüp vereceği cevabı bekledim. "Hayır, biz gayet normal bir şekilde evimize girecektik ama iki andaval kapının önünü işgal etmişti."
Teoman Herpar alıngan şekilde parmağıyla kendini gösterdi. "Ben mi andavalım? Mert andaval olabilir ama ben kabul etmem." Tanıyordum ben bu çocuğu.
Dün tanıyamamıştım ama şimdi ses tonuyla taşlar yerine oturmuştu.
Dün otelde kapımı zorlayan kişi Teoman Herpar'dı.
Benim ona olan bakışlarımı hissetmiş gibi kafasını çevirince benimle göz göze geldi. Yüzündeki ifadeye o kadar çok gülmek istiyordum ki ama şu anda bulunduğumuz ortama garip kaçacağı için sadece tebessüm ettim.
"Siz hep böyle insanların kapılarını mı zorlarsınız?" Melisa'yla Mert bakışlarını ikimizin üzerine çevirirken Teoman elini ensesine atıp sıvazladı.
"Şimdi şöyle ki hanımefendi... Tamamen bu iki rezillik anı üst üste gelince kötü oldu ama yemin ederim böyle biri değilim." O sırada kafasının arkasına darbe yedi. "Ben sanki böyle biriyim! Kendini ak yapacaksın diye beni niye karartıyorsun?"
Mert gerginlikle ona bakarken Teoman yüzünü ekşitmiş ensesini tutuyordu. "Sanki ben dedim gidip kapının altına numara yazıp atalım diye!" İkinci darbeyi karnına aldı. "Biraz daha devam edersen kimse seni elimden alamaz!"
Tam o yazlık dizilerinde ya da kitaplarında okuduğum başrol erkek ve onun en yakın arkadaşı gibiydiler.
Tabii babam, Mert burada başroldü ve bu hikayenin başrol kadını annem, Melisa'ydı...
"Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur derlerdi de inanmazdım. Senin elinde olsa beni dünyada barındırmayacaksın." O hâlâ söylenirken Melisa gerginlikle market arabasının demirlerini sıkıyordu.
"Amacınız neydi, niye kapımızın altından numaralarınızı attınız?" Mert bakışlarını Melisa'ya çevirirken bile değişiklik oldu.
Benimkinin aynısı olan mavi gözleri önce parıldadı, daha sonra koyulaştı.
Kitaplarda betimlemeleri yapılırken saçma ve anlaşılmaz gelirdi ama şimdi anlıyordum.
Eskiden benim babamın anneme bakarken gözleri parıldıyordu.
"Gırgır şamata olsun diye Melisçiğim." Teoman laubalice cevap verirken Melisa sinirle nefes verdi. "Teoman, bir daha benim adımı bilerek yanlış söylersen hiç iyi olmaz."
"Ne yaparsın Meliscik? Çimdikler misin beni?" O sırada Mert onu gerçekten çimdikledi. "Kes artık istersen, yoksa benim elimde kalacaksın."
Oy oy, gelecekteki karısını da korurmuş.
"Şey gençler, ayıp olmazsa biz artık içeri mi girsek? Hani yerleşmemiz lazım ya." Dediğim şeyle üçü de bana döndü. Belki hazır değillerdi ama birazdan 'açım' diye bağırabilirdim.
"Yasemin haklı, size ayıracak boş zamanımız yok." Melisa ikisinin de arasından geçip kapıyı açarken ben arabayı sürüklemeye çalıştım. "Yasemin öyle bir şey demedi. Yerleşeceğiz dedi, kendi demek istediklerini yüzüme direkt diyebilirsin."
Melisa açtığı kapıyı sertçe kapatıp Mert'in önünde durdu. "Sana ayıracak boş zamanım yok Mert Yıldız!" Aynı hışımla geri kapıyı açıp içeri girdi.
Yerde duran kağıt süzülüp içeride havalanırken Melisa ona da sertçe vurdu.
"Bu arada altta yazan numara benim Çiçi." Teoman kulağıma bunu fısıldayıp geçip giderken Mert'in bakışları benim üzerimdeydi.
Gözleri garip şekilde gözlerime sabitlenmiş duruyordu. Teoman bile giderken o bana bakmaya devam ediyordu.
Bir anda kalbimde küçük bir sıkışma hissettim.
Galiba babamla uzun zamandır bu kadar süre göz göze gelememiştim.
O kadar ki çenesinin sol kısmındaki beni unutmuştum.
"Yasemin, hadi gel artık." Melisa'nın sesiyle kendime gelirken gözlerimi kırpıştırdım.
O hâlâ bana bakmaya devam ederken arabayı evin içerisine iterek ilerledim. "İyi akşamlar Mert." Kapıyı arkamdan kapattığımda içimde derin bir boşluk kalakaldı.
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Oy ve yorum yapmayı unutmayalım
༺ 🐚𓇼 ⋆.˚ 𓆉 ⋆.˚ 𓇼🐚 ༻
Söz verdiğim gibi bölüm geldiii
Teoman Herpar'da geldiğine göre kampın geri kalanıyla tanışırsak hikayemiz başlarrrr
Teoman Herpar?
Mert Yıldız?
Melisa Esin?
Bölüm etkileşimi
