2. BÖLÜM: KAFAYI BULMAK.

Vaveyla Yazarı: Elif Nehir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2. BÖLÜM: KAFAYI BULMAK.

Yaşama devam etmek için kaç kez ölmek gerekirdi?

Vahşet korkuya sebep olurdu, korku ise insanlığı oluşturan temel kavramdı çünkü insanı ayakta tutan şey ya kendisine verilecek zarardan korkmasıydı yada sevdiklerine gelecek zarardan ürkmesiydi, aklı olan herkes kendi yaşamını kurtarmak için bir kere ölürdü, ölümü bir kere tadarak kurtulurlardı hayattan. Duyguları olan herkes ise fiziksel olarak bir kez ölebilirdi ancak başkaları için onlarca, yüzlerce kez ölürlerdi.

Neyseki, hayatım boyunca etrafımda ki çoğu kişinin bana verdikleri sözde değeri hissetmemiştim, belki bir canavar olmamdan kaynaklanıyordu belki de kimsenin bana gerçek anlamda değer vermemesinden. Onlara kızamıyordum çünkü bu benim keskin zekamın temelini oluşturmuştu belki de bu yüzden hiç ölmemiş ama ölüme yaklaşmıştım her zaman, kimse için ruhumu öldürmezdim bu benmerkezli olduğumu gösterirdi diğer herkes için ama ruhumu bile göremeyen insanlar için neden ruhumu zedelemeye kalkayım ki?

Canım çok yanıyor.
Kitaplarda bu cümleden sonra birilerinin ismi eklenirdi peki ben neden cümlenin sonuna seslenecek kimseyi bulamıyordum?

Kitapta değilsin aptal, gözlerini aç ve gizlemeye devam et. Kafamda ki ses susmadı yada belki ben onu susturmak istemedim, çünkü ne zaman ölümden dönsem ayağa o ses sayesinde kalkıyordum, o ses sayesinde hayattaydım.

İnledim, sırtıma battığını hissettiğim taşlar keskin bir sızıya sebep oldu, göz kapaklarımı zorlayarak açtım bedenimde ki ağrı kabus görmediğimi bana belli etmek ister gibi artmaya başladı. Neler olduğunu kavrar kavramaz zihnim tehlike çanları çalmaya başlamıştı bile.

Ellerimi yere bastırarak doğruldum olanlar aklıma gelmeye başladıkça nefesim kesildi, hızlıca başımı çevirip etrafıma baktım.

Ormandaydım, dün her gece yaptığım gibi rahatlamak için geldiğim ormandaydım ve lunislerin üzerime koştuğu gölün hemen yanındaydım. Etrafıma bakınca gözlerim olabildiğince büyüdü.

Delirmemiştim değil mi? Dün gece diri diri yanarken hissettiğim acı sahte olamazdı, etrafta ki ağaçların hepsi sağlamdı çimlerde ateşten geriye kül dahi yoktu, lunislerin cesetlerini es geçtim çünkü lunisler öldükten bir kaç saat sonra bedenleri yok olurdu. Kaç saat geçmişti?

Başımı havaya kaldırınca güneş gözlerimi yaktı. Dün gecenin karanlığında gördüğüm kırmızı gözlerin yerini bulutlar almıştı daha fazla düşünmek istemiyordum olabildiğince hızlı olarak kafamı toparladım ve ayağa kalkıp üstümü silkelerken düşünmemeye çalıştığım herşey gözlerimin önüne akın etti. Lordlar... beni görmüştü, Yıkım lordu beni görmekle kalmayıp saçlarıma dokunmuştu. Gerçekten benzersiz bir şanssızlığım vardı! Lordlar yedi asır sonra dünyaya iniyordu ve ilk yakaladıkları şey melez sayılabilecek ne olduğu belli olmayan bir lunis, ben oluyordum.

Düşünmemeliydim en azından akıl sağlığım için.

Duraksadım, Hayır... burası benim evimden iki kilometre bile uzak değildi, Lordların enerjisi fazla güçlüydü ben belki cayır cayır yandığım için hissedememiştim ama avcıların bu enerjiyi hissetmemesi imkansızdı. Kaç lord vardı orada bilmiyorum ama Vaha ile Erebus oradaydı. İki lord bile dünyaya deprem etkisi yaratırdı.

Avcılar enerjinin buradan geldiğini hissederse en dikkat çekecek olan kişi bendim. Evime bile el koyarlardı.

Hızlıca dün gece geldiğim yolu koşmaya başladım, rüzgar tenimi sıyırıyordu düşünmem gereken çok şey olduğunu haykırıyor gibi sertçe yüzüme çarpıyordu, taşlı yolda olabildiğince hızlı koştum ve ağaç dallarının kazağımı yırtmasını umursamadım, bir şekilde patikaya ulaşmıştım, burada ağaçlar temizlendiği için önüme çıkan birşey yoktu ve bu daha hızlı koşmamı sağlıyordu. Yokuş olan patika yolda koşarken yuvarlanmamak için yavaşlatmak zorunda kalmıştım, ben koştukça toprak dökülüyordu.

Sonunda asfalt zemine çıkmayı başarınca ellerimi dizlerime koydum ve durarak nefesimi düzene koymaya çalıştım, evimin önünde kimse yoktu buda demek oluyordu ki daha enerjinin kaynağı belirlenmemişti,

Kendime çekidüzen vererek ormanın karşısında ki evime geçtim ve dün gece kilitlemeden çıktığım evime yürüdüm, kapıyı açıp içeriye girdim, sorun yok. Lordlar seni fark etmedi.

Nefesimi verdim, başım ağrıyordu. Holden geçerken boy aynasında kendimle göz göze geldim, korkunç görünüyordum... beyaz kazağımın kolları yırtılmıştı, saçlarıma çamurlar bulaşmış ve sertleştirmişti. Yeşil gözlerim koyulaşmıştı.

Böyle görünmemem gerekirdi çünkü mesleğim için tehlikeliydi, kendimi iyileştirme yeteneğim sayesinde ölmekten kurtulmuştum ama yorgunluk izlerini geçiremiyordum. Şimdi tekrar kendimi yenileyip çiziklerden kurtulabilirdim mührü bozmuştum ve bu bana pahalıya patlayacağını hissediyordum.

Yıllar önce, belki yaklaşık üç yada dört asır önce insanlar avcılığı keşfetmeye başlamıştı, bunun için kendileri öldürdükleri lunislin kanını içmeleri yeterli oluyordu. Acı olabilen insanlara enerjileri algılama özelliği bahşediliyordu. Böylece daha kolay avcılık yapılıyordu.

Tehlikeye girmiştim çünkü ben enerji yaydığımın farkındaydım, büyücülerin nesli tam olar tükenmemişti o zamanlar, bir büyücünün yanına gidip büyü kitabını çalmıştım ve kendime bir mühür oluşturmuştum ancak herşeyin bir bedeli vardı mührü yaptığımda bana sunduğu şartlardan en hafifini seçerek sonsuza kadar gizleneceğimi düşünüyordum. Şimdi ise herşey mahvolmuş durumdaydı, mührün şartlarına uymamıştım.

Güç kullanmam tamamen yasaklanmıştı, zaten gereksiz gücümü kullanmaya gerek duymayan ben bunu kabul etmiştim, o günden sonra kaç kez ölümden dönsem de gücümü kullanmamıştım demek oluyor ki cayır cayır yanmaya dayanamıyormuşum.

Aynanın önünden ayrılıp bodrum kata inen merdivenlere yöneldim, merdivenleri hızlıca indim ve bodrumun kapısını açtım. Muhtemelen aylardır girmediğim kat beni tozdan boğmak için an kolluyordu.

İçeri girip sol tarafta ki duvarın üstünde duran ışığın düğmesine basınca ışık açıldı. Kapıyı ardımdan kapatıp bir kaç kez üst üste hapşırdım derin nefes alıp içeriye doğru döndüm.

Evimin lüks görünümü ile tamamen uyumsuz olan bodrum tavanda yanan tek ampul ile aydınlanıyordu, onlarca sandık vardı ve hepsinin üstünde ayrı ayrı Latince şeyler yazıyordu, sağ tarafta farklı bir kapı vardı.

Derin nefes alarak sandıklara doğru yürüdüm duvara yaslanmış dört sıra sandık vardı ve her sırada üst üste üç sandık vardı. Sandıkların yanındaki eski sandalyeyi elime alıp üçüncü sıranın önüne koydum ve sandalyeye çıktım, en üstteki sandığın üstünü okudum emin olmak için.

"İnterdictum libri."
Yasaklı kitaplar.

Sandığın kilidinde şifre girilmesi gerekiyordu. Şifreyi yazdım. "0462."

Kilit açılınca kilidi aşağıya attım. Ses odada yankılanırken umursamadım ve Sandığın kapağını açıp üstüne eğildim sandıktan taşan toz bulutu ile gözlerimi bir kaç kez kırpıştırarak elimle yüzüme gelen tozları savuşturdum, tozların gittiğine emin olduktan sonra göz kapaklarımı araladım. Bir sürü kitap vardı, en üstte yeşil kapaklı olanı alıp aşağıya indim ve kirli zemine oturup kitabı kucağıma koydum "hadi bakalım, asırlar sonra... büyücülükten hep nefret ettin Vita ama bak işte buradasın. Yine onlara sığınıyorsun."

Kendi kendime homurdanarak konuştum, toz olması dışında kusursuz olan kitapta tek kıvrılmış olan sayfayı açtım, kitapta diğer beş yüz sayfada ne yazıyordu bilmiyordum ancak bu mührü kendi ellerimle yazmıştım, tüm malzemeleri unutmamak için tek boş sayfaya yazmıştım ve şimdi tekrar bakıyordum. Bu bitkiler çok nadir bulunurdu insanlar ormanların yarısını yok ettiği için bulmam çok zor olacaktı.

Sayfayı yırtarak katladım ve elime aldım, tekrar herşeyi aynı düzene koyup bodrumdan ışığı kapatıp çıktım. Omzularımı dikleştirerek gözlerimi kapattım

"Her zamanki gibi, hisler aynı ama mecburiyet farklı."

***************************
Parmaklarımla gerginliğimi gidermek için direksiyonda ritim tutmaya başladım. Arabamın farları karanlık yolu aydınlatıyordu.

Gece olduğu gibi yola çıkmıştım, gündüz onlarca avcının içerisinde gezmek ölmekle eş değer olurdu ve henüz ölmek isteyecek kadar delirdiğimi sanmıyordum özellikle onca yıllık hayatımı gözden geçirirsek ölmek en son düşüneceğim şey olurdu,

Alt dudağımı dişlerimin arasına aldım, aradığım bitkileri bulmak için eyaletin beş kilometre dışındaki ormana doğru gidiyordum ve dün yaşadığım faciadan sonra kafamda geri dönmek için çığlık atan sese engel olmak elimde değildi.

Düşüncelere boğulmak üzereyken yol kenarında ki mavi tabelayı görünce dönmek için artık çok geç olduğunu anlayarak arabanın farlarını kapattım. Arabamı yolun kenarına çekerek boş yolda park ettim.

Hızlıca arabadan indim ve elime bez, krem renginde bir omzu çantası aldım atkımı ve beremi düzelttim, arabayı kilitleyerek ormana doğru kararsız bir adım attım. Benim evimin karşısında ki orman gibi patikası yoktu. Bu orman fazlasıyla eskiydi ve yerleşim yerleri, olduğu bölge yüzünden yaygın değildi. Ancak deliler böyle bir ormanda yaşamak isterdi, toprak o kadar kötüydü ki insanlar buraya bir bina dikememişti.

Bez çantadaki el fenerini çıkardım ve açtım, tekrar tabelaya doğru tuttum feneri 'ay ışığı ormanı.' Yazısı doğruydu. Nefesimi verince ağzımdan çıkan buhar havaya karıştı.

"İşte başlıyoruz..."

Fazla düşünmeden ormana daldım, ağaçlar çok sıktı ve en fazla iki kişinin geçebileceği aralıklara sahipti. uzun ve zayıf bir fiziğim sahip olmak demek ki sadece podyumda işe yaramıyormuş.

El fenerini bitkilere doğru tutarken diğer elimle telefonuma indirdiğim bitkilerin fotoğraflarına bakıyordum, bir kaç dakika yürüdükten sonra ağaç dibinde ki bitkiyi görünce dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı. "Görünüşe göre bu gece hayata karşı şansım yaver gidiyor."

Eğildim ve bitkiden biraz kopararak aradığım bitki olduğuna emin oldum ve evet, bu bitkiyi hatırlıyordum, normal bir ota benziyordu ancak köklerinde sarı bir sıvı vardı, küçük bir boncuk halinde yere damlıyordu. Bitkiyi bez çantaya atarak doğruldum.

Soğuktan titremiyordum ancak üşüyordum. Ellerimde kalın eldivenler vardı ve dört beş kat giyinmiştim, uzun süre ormanda kalacağımı düşünüyordum,

Uzun bir süre yürüdüm, her adım attığımda sanki orman bana fısıldıyordu, yapraksız ağaçlar ürkütücü derecede sessiz olmasına rağmen hissediyordum. Ne kadar derine indim bilmiyorum ama çok yorulmuştum, aradığım tüm bitki türleri bu ormandaydı biliyordum, hatırlıyordum.

Yorgunlukla gözlerimi ovuşturdum biraz erken konuşmuş olabilirdim ama pes etmeyecektim, canım söz konusuyken bir grup bitkiye yenilmeyecektim

Çok fazla yürüdükten sonra başımı kaldırıp gökyüzüne bakma ihtiyacı hissederek başımı kaldırdım ve aya bir kaç saniye baktıktan sonra yoluna devam etmek için tekrar adım attığım an çalıların arasından gelen dal kırılma sesiyle irkilerek el fenerini oraya doğru çevirdim. Gözlerimi kısıp çalılara bakarken ilk önce bir pati göründü ardından çıkan şey ile şaşkınca gözlerimi kırpıştırdım. "Tilki mi?"

Tilki kurnaz gözleri ile bana bakarken aynı bakışlarla karşılık verdim, uzun zamandır tilki görmüyordum çünkü hiçbir zaman tilkileri sevmemiştim, nankör yaratıklar.

Tilki başını eğip beni incelerken ürperdim, bakışları çok korkunçtu ona yapmacık bir şekilde gülümsedikten sonra sağ tarafa dönerek yürüyemeye devam ettim ama pis tilki peşimde olmakta ısrarcıydı, çok kafaya takmadım olabildiğince hızlı uzaklaştım.

Sonumda yorgunca sırtımı bir ağacın gövdesine yaslamam ile acıyla geri çekilmem bir oldu öfkeyle ağaca döndüğümde öfkem yerle bir oldu, sevinç dalgası suratıma çarptı.

Bulmak istediğim ikinci bitki. Bıçak kadar keskin bir ucu vardı ve muhtemelen montum yırtılmıştı dakat bu durumda kimin umrundaydı? derin nefes alarak ağacın gövdesinde ki ufak arada yetişen bıçak çiçeğine baktım. Cebime attığım çakıyı çıkartıp bitkiyi gövdesinden kestim ve onu da çantama attım.

Bu sırada ayağıma değen tüylü şey ile çığlık attım, tekrar tilkiyi görünce öfkeyle kaşlarımı çattım. "Seni küçük yaratık! Sen fazla olmaya başladın."

Tilki beni umursamadan arkasını dönüp gideceğim yöne ilerlerken onun arkasından yürüdüm ve yerde bulduğum bir taşı elime aldım. "Beni sinirlendirmek istiyorsan başardın, umarım anlama yeteneğin de vardır!"

Tilki çalıların arasından geçerken bende ağaç dallarını iterek geçtim ama burnuma bir yanık kokusu gelince duraksayarak etrafıma baktım, korku tüm bedenimi ele geçirdi. Malum dün travma yaşadığım için.

Bir çığlık sesi içinde olduğum korku duygusunu arttırırken bu kadar korkak olduğum için kendime kızmadan edemedim, bunlar o lordlarsa belki de yüzleşmek istiyorlardı omuzlarımı dikleştirerek yanık kokusunun geldiği tarafa yöneldim. Pekala öyle olsun

Hızlıca sık ağaçların arasından geçerek kokunun kaynağını bulmaya çalıştım çok uzun sürmeden görüş açıma küçük bir kulübe girdi ahşap bir kulübeydi ve yanıyordu, kulübenin etrafını alevler sarmıştı belki de sağlam bir noktası yoktu az önce ki kararlığım anında yok olurken arkamı döndüm "oradan asla sağ çıkamam."

Ancak lanet olası tilki -yine- karşıma çıkmıştı ve bu sefer üstüme atılarak kolumda ki bez çantayı ağzıyla kaparak kulübeye yönelmişti, "hey!"

Öfkeyle tilkinin peşinden koştum, bu normal bir tilki değildi beni delirtmek için gönderilen bir tür şeytan olmalıydı, bununla sonra ilgilenecektim, tilki koşarak bez çantamı dişlerinin arasında tutmaya devam etti ateşler içinde ki kulübe kapısının önünde durunca ona yetişmiştim ama o bana tehditkar bir bakış atarak düşündüğüm şeyi yapacaktı

"Sakın bunu yapayım deme, yoksa postunda ki tüm tüylerini yolarım ve kendime kürk yaparım-" Tilki umursamazca bez çantayı ateşler arasına atınca ileri atıldım korkuyla "Hayır!"

Çabalamıştım, bilmem kaç saattir bu büyülü aptal ormanın içinde dolanıyordum ve bir tilki yüzünden tüm emeğim boşa gitmişti, bu ormanda ki hayvanların kurnaz ve cüretkar olduğunu biliyordum ancak bunu beklemiyordum.

Öfkeden dolmuş gözlerim az önce tilkinin durduğu yere kaydı ama yok. Gitmişti sanki beni ortada bırakmamış gibi, sertçe nefesimi verdim,

İçeriden gelen tiz, muhtemelen bir kasın çığlığı duymak daha çok öfkelenmeme sebep oldu tilkiye atmak için aldığım taşı kulübenin kare camına fırlatarak cama ilerledim "bu bir tuzaksa bile umurumda değil tamam mı? Hepinizden nefret ediyorum!"
Sonrasında olanlar kafa karıştırıcıydı, içeriye girdiğim gibi havasızlıktan öksürmeye başlamıştım bile ve burası iki katlı olduğu için üst kata çıkmam gerekiyordu çünkü bu katta kimse yoktu.

Kafamda ki bereyi çıkartıp ağzımla burnumu örttüm hızlıca daha alev almamış tahta merdivenlere yönelip ikişer basamak atlayarak çıktım. Üst kata geldiğimde gözlerim aceleci bir tavırla etrafı izledi, Üç oda vardı biri hemen yanımda diğer ikisi karşımdaydı. Arkası dönük ve bir kadın olamayacak kadar iri birisi kendisinin zıttı olan incecik bir kadını çekiştirerek geriye çekmeye çalışıyordu fakat kadın kapı pervasına tutunmuş ve adamı itip ağlıyordu kadının beyaz gömleğinin karın kısmı kan içedisindeydi.

Adamın elinde ki bıçağı fark etmem uzun sürmedi, kadını kurtarmaya çalıştığını düşünmüştüm anlaşılan öyle değilmiş.

Daha fazla oyalanmadan asırlardır yapmadığım şeyi yaparak elimi havaya kaldırdım be gözlerimi kapattım

"Deos invoco, vim quam mihi dedistis acuite et mortiferam reddite."

Bir kaç saniye sonra elimde hissettiğim ağırlıkla gözlerimi araladım, şuan elimde bana ait olan nadir şeylerden biri vardı, bir hançer vardı ancak incelemeye fırsatım yoktu.

Öne doğru atılarak bana sırtı dönük olan adamın omzuna hançeri sapladığım zaman adam inledi, beni görmesine izin vermeden hançeri çıkardım ve tekrar ona sapladım. Bu sefer dizinin arkasına.

Adam daha fazla dayanamadan sendelediğinde hançeri çıkarıp onu ittim ve yüz üstü yere yapışmasına yardımcı oldum, kıza baktığımda korkuyla titreyip karnını tuttuğunu ve kahve gözlerinin odaklanamadığını fark ettim.

"Sakin ol, sana zarar vermeyeceğim. Hemen buradan çıkıyoruz." Rahatlatıcı bir şekilde gülümsedim ve diğer elimde tuttuğum bereyi onun ağzının üstüne örterek kolumu omzuna doladım ve merdivenlere yönlendirdim. Havasızlıktan başım dönmeye başlamıştı.

Nasıl olduğunu anlamasam da bir şekilde dışarıya çıkmayı başardım ama bu sefer camdan geçmek yerine zaten düşmek üzere olan alevler içerisinde ki kapıyı tekmeleyerek düşürmüş ve oradan geçmiştim kızı ve kendimi zorlukla dışarı attım, ikimiz de öksürük krizi ile savaşırken onu yavaşça yere sırt üstü olacak şekilde bıraktım, gözleri kapanmak üzere gibiydi bir an tereddüt etsem de bunun saçma olduğunu düşündüm ve kızın gömleğini yukarı doğru sıyırdım bıçak yarasından oluk oluk kan akıyordu.

Ellerimi yaranın üstüne kapattım ve gözlerimi kapatarak odaklandım saniyeler sonra elimde hissettiğim kanlar yok olmuştu, kadının şaşkın nefesiyle gözlerimi aralayarak ona baktım hem korkmuş hemde şaşırmıştı ayağa kalktım yaptığım çok doğalmış gibi sonra elimi uzattım.

"Lütfen soru sorma ve dediklerimi yap, ikimiz için de daha kolay olur." Beni onaylayarak hızlıca başını salladı ve elime tutunup destek alarak ayağa kalktı.
Bana güvenmesi için tekrar gülümsedim dakikalar önce bez çantamla birlikte içerisinde olan tüm malzemeler kül olmuştu, bu kadın yanımdayken o malzemeleri aramayacaktım ayrıca mühim olan şey... bu kadın tuhaf bir enerji yayıyordu.

Sonra ikimizi de ormandan çıkardım ve kadını arka koltuğa yerleştirdim, kendim sürücü koltuğuna binerken anahtarı çevirdim ormana son bir bakış attım. Biz içerisindeyken yemyeşil olan orman şimdi kış havasını belli edercesine yapraklarını dökmüştü. Bunu sadece insan olmayanlar anlardı söylediğim gibi burası her şeyi ile yanıltıcı bir yerdi.

Yol boyunca ben yorgun olduğum için ismini bilmediğim kadın ise korktuğu için konşmadı, bir saat sonra evimin önüne gelince arabayı havaşlattım ve açık alana park ederek arkama yaslandım. Dikiz aynasından kadını görmeye çalıştım "ismin ne?"

Kadın bir kaç saniye boyunca düşündü bu tuhafıma gitti, ismini bilmiyorum gibiydi ancak beni yanıltarak pürüzlü sesiyle konuştu "Reen."

Saçlarımı karıştırarak onu dikiz aynasından izlemeye devam ettim "pekala, şu konuda anlaşalım. Seninle ne yapacağımı bilmediğim için bu gece yanımda kalıyorsun ve hiçbir soru sormuyorsun çünkü bende öyle yapacağım, sorun bir çözüm buluyoruz." İtiraz etmesine fırsat bırakmadan kapıyı açtım. "Hadi."

İkimizde arabadan indikten sonra arabayı kilitledim ve montumun cebine koydum. O beni takip ederken kapının önüne gelip az önce arabadan aldığım ev anahtarımı deliğe yerleştirip açtım, kapının önünde Reen içeriye girene kadar bekledikten sonra kapıyı kapattım.

"Gel." Üst kata çıkan merdivenlere yönelirken Reen'de uslu bir kız gibi beni takip ediyordu, ne yaşadığını merak etmeden edemedim ama ona soru sorarsam o da aynı hakka sahip olurdu.

Üst kata çıktıktan sonra benim yatak odamın yanında ki misafir odasının kapısını açtım ve ona doğru samimi olamayan bir tavırla döndüm

"Burada kalabilirsin. Dolapta benim bazı kıyafetlerim olacak istediğini giy, birşeye ihtiyacın olduğunu düşünmüyorum eğer acıktıysan mutfak alt katta." Kendi odama doğru dönmeden önce aklıma birşey gelince duraksadım. "Ayrıca beni rahatsız etmezssen sevinirim, umarım arkamdan iş çevirmezssin, seni öldürmekten geri durmam." Reen donup kalırken bende bir kaç adımda odama ulaşıp kapıyı kapatmıştım.

*********************
Yatakta huzurla kıpırdandım, uyanmak istemiyordum. Sonsuza kadar yatağa bağlı kalsam ne olurdu ki? Gece gördüğüm tuhaf rüyayı saymazsak eğer güzel bir uyku çekiyordum.

Kollarımda ki yastığı daha sıkı kavradım fark ettiğim şey ise beni durdurdu, yastık yastık olmayacak kadar tüylüydü ve benim saçlarım gibiydi, ipek gibi uzundu.

Kaşlarım hafifçe çatılırken esnedim, hala rüyanın etkisinde olduğumu düşünerekten ayılmak için gözlerimi aralayıp beyaz tabanı izledikten sonra başımı dola çevirmemle çığlık atmam Bir oldu.

Yanımda... yanımda uzanan benim kafamdı. Yeşil gözlerim ölüydü ve tenim solmuştu, dolgun dudaklarım morarmıştı, korkarak kafayı ittim ve yere attım. Kendim de ayağa kalkmaya çalışırken yorgana takılıp kalçamın üstüne düşünce kalp atışlarım kulaklarımda yankılanıyordu.

Ne oluyordu böyle? Hayal mi görmüştüm? Hayır az önce o kafaya dokunmuştum. Titreyerek yerden kalktım ve arkamda ki duvara yapışana kadar geriledim. Bunun nasıl olabildiğini düşünürken bakışlarımı yatağın diğer tarafına attığım için görünmeyen ama orada olduğunu bildiğim kafamın olduğu tarafa dikmiştim
Aklıma gelen şeyle korkumun yerini bu aralar daha fazla yaşadığım öfke yerine geçti. Tabi ya! Reen. Başka kim olacaktı? O kızda ki enerjiyi sezmiştim belli ki halüsinasyon gösterme yeteneği olan bir lunisti.

İçimden kelimeleri tekrar ederken elime hançerimin ağırlığı yerleşince kafam olarak gördüğüm şeyin düştüğü tarafa doğru yürüdüm yatağın etrafından dolanarak. Bu sefer kafam değil daha iğrenç birşey görünce midem bulandı. Bunu o kız yapmış olamaz.

Bu lord Erebus'un beni gördüğü gece koşturup duran lunis ırkından birisinin kellesiydi, yeşil sıvı kesilen boynundan akıp zemine süzülüyordu. Sivri burun ve kulakları, gri pürüzlü bir teni vardı. iğrenç
Kusma isteğimi bastırmak için elimi karnıma bastırdım. Bir kaç dakika öncesine kadar yataktan çıkmamayı dilerken şimdi o yatağa bir daha nasıl gireceğimi düşünüyordum.

Karnımı tutarak yatak odamdan koridora çıkacak etrafa baktım, sonra elimde ki hançeri daha sıkı kavrayarak incelemek için başımı eğdim.

Hançer, sanki ışığın katılaşmış hâlinden dövülmüş gibiydi Gövdesi aynamsı ve pürüzsüz; ışığı yakaladıkça mavi, pembe ve gümüş tonları arasında akıp gidiyordu Bıçağı ince, zarif ama aynı zamanda kesin—tek bir darbede kaderi değiştirebilecek türdendi
Kabzası çok deyatlıydı Merkezinde yer alan opalimsi taş, canlıymış gibi parlıyor ve masum bir ışık saçsa da derinlerinde gizli bir güç barındırıyordu Kabzanın etrafındaki dallanır gibi uzanan metal işlemeler, kanat, diken ve kutsal motifler ile kutsanmıştı, sadece benimdi.

Alt kattan duyduğum ses ile hançeri incelemeyi bırakarak öncelikle Reen için ayırdığım misafir odasına kapıyı çalmadan girdim, içeriyi incelediğimde kimsenin olmadığını anlayınca direkt merdivenlere yöneldim.

Merdivenlerden aşağı indiğimde nefesim boğazıma takıldı, evim mahvolmuş haldeydi, her yer birbirine girmişti. Düzenli biri olmayı hep sürdürmeye çalışmıştım fakat bu manzara şimdi başımı ağrıyordu. Koltuklar bile yere devrilmiş, televizyon parçalanmış süs eşyalarının parçaları parkeye dağılmıştı. Amerikan mutfaklı bir evdi evim ve mutfakta tüm cam eşyaların kırılmasını gözden kaçırmamıştım, buz dolabında ki herşey de yerdeydi.

Tıkırtı sesi bodrum katından gelmeye devam ettikçe korkumu unutarak arkamı döndüm. Cam kırıklarına basmamaya özen göstererek bodrum katının merdivenlerini inmeye başladım. İki seçenek vardı ya lordlar yada avcılar hangisinin daha kötü olduğu tartışılırdı.

Kapının önüne gelince cesaretimi topladım. Kapı kulpunu sıkıca tutunca içeride ki tıkırtı sesi kesilmişti, fevri bir hareketle kapıyı açıp içeriye daldım. Hançerimi göz hizamda tutarken kendimi herşeye hazırlamıştım bile.

Ve evet, tahminler doğruydu. Bu sefer sadece kırmızı gözlü bir lord yoktu. Onun kadar korkutucu olmasalar bile...
Şimdi beş taneydiler. Ölümlü tadacaktım

********

Selammmmmmmm yine vahşet bir bölümle sizlerleyim, nasıl gidiyor? Bölümü okurken ne hissettiniz? Sizleri sevdiğimi unutmayın lütfen..

Sizce Lordlar neden geldi?

Halüsinasyon gösteren kimdi?

Reen kim ve neden enerji yayıyor?

Yorumlarınızı bekliyorum sevgili arkadaşlar. Alta Reen'in fotoğrafını koyucam, iyi geceler.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18