8. bölüm · AZELZA

8 - AZELZA

Serdar Yılmaz

Mehmet ne kadar koştuğunu bilmiyordu.

Dakikalar mı geçmişti?

Saatler mi?

Artık zaman kavramını kaybetmişti.

Tek bildiği şey durmaması gerektiğiydi.

Bir süre sonra ağaçların arasında ışıklar gördü.

Önce gözlerinin kendisine oyun oynadığını düşündü.

Ancak ışıklar kaybolmadı.

Tam tersine çoğalmaya başladı.

Sarı noktalar...

Karanlığın içinde hareket ediyorlardı.

Sanki yüzlerce ateş böceği havada süzülüyordu.

Sonra sesler duydu.

İnsan sesleri...

"MEHMET!"

Başını kaldırdı.

Bu annesinin sesiydi.

"MEHMET OĞLUM!"

Bir anda bütün gücü geri geldi.

Ağaçların arasından çıktı.

Karşısında yaklaşık on kadar köylü vardı.

Ellerinde fenerler ve av tüfekleri bulunuyordu.

Annesi kalabalığın önündeydi.

Mehmet'i görür görmez koştu.

Boynuna sarıldı.

"Oğlum!"

"Neredeydin?"

"Seni her yerde aradık!"

Mehmet cevap veremedi.

Nefes nefeseydi.

Annesi yüzünü tuttu.

"İyi misin?"

"Yaralandın mı?"

Mehmet başını salladı.

Kelimeleri toparlamakta zorlanıyordu.

Köylüler etraflarını sardı.

Birisi su uzattı.

Bir başkası omzuna dokundu.

"Neler oldu?"

"Rüzgar neredeydi?"

"Kime rastladın?"

Mehmet birkaç yudum su içti.

Titreyen ellerini dizlerine koydu.

Sonra güçlükle konuştu.

"Mağara..."

Kalabalık sessizleşti.

"Ne mağarası?"

"Ormanın altında..."

"Kimin mağarası?"

Mehmet yutkundu.

"İnsanlar vardı."

Köylüler birbirlerine baktılar.

"Ne insanı?"

"Bilmiyorum."

"Benzemiyorlardı."

"Konuştukları dili anlamadım."

"Rüzgar'ı bağlamışlardı."

Kalabalık daha da sessizleşti.

Mehmet devam etti.

"Duvarlarda garip yazılar vardı."

"Hayvan kafatasları..."

"Mızraklar..."

"Baltalar..."

"Kayıp insanları düşündüm."

Bu kez yaşlı köylülerden biri gözlerini kapattı.

Yüzü bembeyaz olmuştu.

Mehmet son kez konuştu.

"Sekiz ya da on kişilerdi."

Yaşlı adam bir adım öne çıktı.

Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.

"Kaç kişilerdi dedin?"

"Sekiz ya da on."

Yaşlı adamın elindeki fener titremeye başladı.

Kalabalık merakla ona baktı.

Adam uzun süre konuşmadı.

Sanki yıllardır gömdüğü bir anı mezardan çıkmıştı.

Sonunda dudakları aralandı.

Tek bir kelime söyledi.

"Azelza..."

Bir anda herkes sustu.

Rüzgar kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı.

Ve tam o anda...

Ormanın derinliklerinden boğuk bir ses yükseldi.

TOK...

TOK...

TOK...

Davul sesi...

Uzakta olmasına rağmen gecenin sessizliğini yarıyordu.