9. bölüm · Aynadaki Düşman

Bağış Gecesi

Yusuf taha Kudu

Ve o gün davete 500 kişi geldi. İş adamları ve halk olarak davetliler ikiye ayrılmıştı. Her şey özenle hazırlanmış ve şık gözüküyordu; kırmızı halılar, içkiler, özel hizmetler ve keman sesi... Mekân gayet hoştu, Yusuf özellikle özendirmiş, hiçbir sorun istememişti. O gün bağışlar toplanacak ve Damien bir konuşma yapacaktı. Yusuf ise şaşırtıcı bir şekilde hâlâ gelmemişti. Misafirler kendisini soruyor, çalışanlar "yolda" diye geciktiriyordu. 1 saat geçti, misafirlerin keyfi yerindeydi fakat gözleri Yusuf'u arıyordu.

Damien, "Güzel, çocuklar işini bitirmeyi başarmış," deyip sevinmişti. Tam Damien sahneye çıkıp bağışları Yusuf yerine o alacakken, bir anda kapı açıldı ve keman sesi durdu. Misafirlerin gülüşme ve uğultu sesleri de kesildi. Yusuf içeriye girerek yürümeye başladı; iyi görünüyordu, sadece biraz ıslanmış gibiydi fakat havada yağmur yoktu. Sahneye yürüdü, Damien'in alacak olduğu mikrofonu aldı.

Yusuf: "Değerli misafirlerimiz, hepiniz hoş geldiniz. Bugün buraya toplanma nedenimiz birkaç ay önce açtığım hayır kurumuna bağış yapmak. Toplandık; herkesin yardımı gönlüne göre olsun. Hazırsanız bağışları alalım, zarfların içine miktarı koyup kutuya atınız. Şimdiden niyetiniz kabul edilsin."

Misafirler bağış yaparken Damien Yusuf'un yanına geldi.

"Geciktin."

"Küçük bir işim vardı."

"Hallettin mi peki?"

"Küçük işleri yapamadığıma hiç şahitlik edilmemiştir."

"Sen konuşmayı ayrılmamıza son yarım saat kala, yani aslında tüm bağışlar yapıldıktan sonra yapacaksın. 500 kişi var, kendini kanıtlamak için fazlasıyla yeterli bir rakam."

"Tamam, orası bende."

...

"Efendim iyi misiniz?"

"Adamlar halletmiş mi?"

"Evet efendim."

"Güzel, tetikte kal, fark edilmesin."

"Hiç merak etmeyin efendim."

Yarım saat sonra bağışçılar bağışlarını yapıp yerlerine geçti ve Damien sahneye çıktı:

"Sevgili misafirler,

Bugün burada sizlere bir siyasetçi olarak değil, bu ülkenin sokaklarında yaşayan sıradan bir insan olarak konuşmak istiyorum.

Çünkü hepimiz aynı sorunları görüyoruz.

Sabah işe giden insanın aklında geçim derdi var.

Küçük esnafın aklında dükkânını nasıl ayakta tutacağı var.

Gençlerin aklında ise daha büyük bir soru var:

'Benim geleceğim ne olacak?'

Bu soruyu yıllardır duyuyoruz.

Ve yıllardır aynı cevapları dinliyoruz.

Yeni vaatler...

Yeni projeler...

Yeni sözler...

Ama değişen ne?

İnsanlar hâlâ aynı sorunlarla mücadele ediyor.

Ben bugün sizlere her şeyi bir gecede değiştireceğimi söylemeyeceğim.

Çünkü bunu söyleyen insanların çoğu, sizlere gerçeği değil, duymak istediğiniz şeyi anlatır.

Ben size gerçeği anlatacağım.

Bir ülkeyi değiştirmek kolay değildir.

Bunun için sadece para yetmez.

Sadece makam yetmez.

Sadece iyi konuşmak da yetmez.

Bunun için cesaret gerekir.

Disiplin gerekir.

Ve en önemlisi, sorumluluk almak gerekir.

Ben yıllarca iş dünyasında çalıştım.

İnsanlarla tanıştım.

Farklı şehirler gördüm.

Farklı hayatlara dokundum.

Ve zamanla bir şeyi anladım:

Bir insanın kendi hayatını düzeltmesi yeterli değildir.

Eğer yanında yaşayan insanların hayatı değişmiyorsa, senin başarının da bir anlamı yoktur.

Bu yüzden bugün karşınızdayım.

Siyasete giriyorum.

Ama sizden körü körüne bana inanmanızı istemiyorum.

Beni sorgulayın.

Beni eleştirin.

Verdiğim sözlerin arkasında durup durmadığımı takip edin.

Çünkü siyasetçi halkına hesap vermekten korkuyorsa, o makama hiç oturmamalıdır.

Ben sizden bir şey istiyorum.

Bana oy vermeden önce beni tanıyın.

Beni dinleyin.

Ne söylediğime değil, ne yaptığıma bakın.

Çünkü bugün burada size bir gelecek satmaya gelmedim.

Size bir söz vermeye geldim.

Eğer bu ülkenin insanları bana görev verirse...

Ben o görevi kendi çıkarım için kullanmayacağım.

Bu ülkenin gençleri için kullanacağım.

Esnafı için kullanacağım.

Ailesi için mücadele eden insanlar için kullanacağım.

Ve bir gün bu kürsüden ayrıldığımda, arkamdan şunu söylemenizi istiyorum:

'Bize verdiği sözü tuttu.'

İşte o gün...

Ben gerçekten kazanmış olacağım.

Teşekkür ederim."

Salondaki herkes ayağa kalkıp Damien'i alkışlamaya başladı.

Damien: "Bay Yusuf, beni konuşturduğunuz için teşekkür ederim."

"Dağılabiliriz, Bay Damien."

BOOOM!!

"Neler oluyor?!"

"Bay Damien, arabanız patlamış!"

Yusuf: "Ne? Kim koymuş?"

"Bilmiyoruz."

"Bay Damien, sanırım buradan derhal çıkmamız gerek."

"Arkada gizli çıkış var, oradan çıkalım."

"Bay Damien: beni evime kadar bırakır mısınız?"

"Tabii ki de, ucuz atlattık Bay Damien."

"Sizce bunu kim yapmış olabilir?"

"Voss, aklıma gelen tek isim."

"Voss... Evet, böyle bir şey yapabilir, dikkatli olmalıyız Bay Yusuf."

"Tekrar teşekkür ederim, geçmiş olsun, iyi geceler."

"İyi geceler."

"Allah kahretsin Vira, ben sana ne demiştim?!"

"Efendim, bombada bir arıza çıktı ve kendi kendine patladı, ben de anlamadım."

"Ulan bir işi de adam akıllı becerebilseniz! Zaten şimdi Voss'un yaptığını inandıracak kanıtlar bırak veya adamlara bıraktır. Acemi işi olmasın, profesyonelce yap. Her ihtimali düşün, %100 Voss yaptı dedirtmeliyiz."

"Tamamdır efendim."

"Başarısız olduğumuz için üzgünüm efendim."

"Vira, bugün bu adam sadece 500 kişiyi etkilemedi, bu adam 2000 kişiyi etkiledi. Yarın sadece yarın 2000 oyu olacak. Çünkü bu misafirler sıradan değildi, hepsinin bağlantısı... İşte bu konuşmayı yayıp Damien'in anlattıklarını anlatacak adamlar, Vira. Neyse, en azından Damien'in yanında olduğum için Damien'le beraber gireceğiz milletvekilliğine. Daha çok sokağa çıkmalıyım sanırım."

"Efendim dinlenmeniz gerek."

"Sür Vira, sür."

Ertesi günün yorgunluğu ve gece yaşananların stresi Yusuf’un omuzlarına bir yük gibi çökmüştü. Arabanın arka koltuğunda gözlerini kapatmış, olanları zihninde bir satranç tahtası gibi yeniden oynatıyordu.

"Efendim, eve geldik."

"Vira, bugün uyumayacağız. Adamları hazırla."

"Nereye efendim?"

"Senin beceremediğin işi temizlemeye... Kanıt bırakacağız."

"Peki ne kanıtı efendim?"

"Voss’un kravatına taktığı bir şey var, üzerinde onun adı yazıyor ve herkes onun olduğunu bilir. Bir nevi imzası. Voss’un adamlarının hepsinde var. Ben hem Mustafa’nınkini hem de Voss’unkini aldım. Onları koyacağız. Fakat ben yapmayacağım, evde olmam gerekir. Sen ve adamlar yapacaksınız. Ama dikkatli olun, kameraları hallet ve Damien’ın adamları orada mı diye kontrol edin. Çaktırmadan koyun, parmak izi bırakmayın ve biraz da kirletin."

"Anladım efendim. Adamlara haber veriyorum, siz rahatınıza bakın."

Yusuf evine geçti, yatağına uzandı ve yaşanan o büyük başarısızlığı gözünün önüne getirdi. Ancak Damien de o gece tamamen başarısız olmuştu. Zihni kendiliğinden saatler öncesine, olayların patlak verdiği o anlara kaydı.

KONUŞMADAN 3 SAAT ÖNCE

"Efendim her şey hazır, yola çıkalım."

"Tamam Vira. Arabayı ben süreyim."

"Peki efendim, nasıl isterseniz."

İlerlerken, yaklaşık 200 metre ileride bir yol çalışması olduğunu fark etti. Yusuf’un gözleri hafifçe kısıldı.

"Vira, bu yolda sıkıntı mı var?"

"Hayır efendim, güncel veriler, haberler ve duyurularda böyle bir şey olduğu belirtilmiyor."

Araba gittikçe yaklaşıyordu fakat Yusuf şüphelenerek biraz yavaşladı. Çalışma ekibinin duruşuna baktı.

"Vira, bu yüz ifadesi sana bir şey hatırlatıyor mu?"

"Evet efendim, bu yüz ifadesi genellikle saldırgan kişilerde görünür... Olamaz."

"İkinci yoldan hızlıca gideceğim ama uydulardan arama yap. Yola mı yönlendirmek istediler, yoksa burada mı saldıracaklar?"

"Efendim, sahilden geçen yoldan gitmemiz gerekir. Anlaşılan orada bizi bekleyenler var."

Yusuf ani bir manevrayla sola döndü ve arabayı hızlandırdı. Bunu gören yol çalışma ekibi gizledikleri silahları çekerek arkasından ateş etti fakat kurşunlar arabaya isabet etmedi. Hemen diğer ekip araçlarına binip peşlerine düştüler.

"Efendim, arkadan bir araba geliyor ve diğer ekipler de araçlara binmeye başladı."

"Vira, ben arabadan atlayacağım, deniz kenarına doğru geçeceğim. Sen de gaza basacaksın. En azından diğer ekipler seni takip eder. Bizi takip edeni bir şekilde atlatırım."

"Efendim, yan koltuğa geçin. Güvenli iniş için bu yeleği giyin. Düştüğünüzde hava yastığı açılacak ve düşüşünüzü yavaşlatacak. Yeleği çıkarmak için omzunuzdan çekmeniz yeterlidir. Bol şans."

Yusuf hızlıca yeleği giydi ve kapıyı açıp arabadan atladı. Vira ise gaza basarak arabayı daha da hızlandırdı. Yusuf kuma güvenli bir şekilde düştü, yeleği hemen omzundan çıkarıp attı ve sahil duvarının arkasına geçti.

Arkadaki takip aracı hemen durdu. İçinden silahlı 4 kişi inip deniz kenarına doğru koşmaya başladı. Yusuf ise soyunma kabininin üzerine tırmandı; gelen 4 kişiyi üstten gafil avlayacaktı. Diğer ekipler Vira’nın peşinden gittiği için en azından 20 kişiyle birden uğraşmıyordu, şanslıydı.

Adamlar deniz kenarına girip temkinli adımlarla yürüdüler. Kabinin içine bakmak için yaklaştıkları sırada Yusuf yukarıdan üzerlerine atladı! İki kişinin ensesine sert dirsek darbeleri indirip onları yere serdi. Diğer iki kişinin kollarını tutup yukarı kaldırdı ve doğrudan hayalarına tekmeyi bastı. Adamlar sersemlediği sırada kollarını indirip dizleriyle yüzlerine vurdu, silahlarını ellerinden düşürdü.

Fakat arkadaki adam pes etmedi; diğer eliyle Yusuf’un suratına sert bir yumruk savurdu. Yusuf üç adım geriye gitti. Elini dudağına götürüp kanayıp kanamadığını kontrol ettiği sırada, adamlardan biri yerdeki silahı kapıp Yusuf’a doğrulttu. Ancak Yusuf, hamle yapmadan önce şarjörleri zaten çaktırmadan çıkartmıştı. Yusuf rahat bir nefes alacakken, adam beklenmedik bir şekilde boş silahı tam suratına fırlattı!

Gelen sert darbeyle Yusuf beş adım geri giderek yere düştü. Birinci adam vakit kaybetmeden üzerine atlayıp yumruk atmaya çalıştı. Yusuf adamın bileğini yakaladı, birlikte iki kez yerde yuvarlandılar. Diğer adam da desteğe geliyordu; ilk bastığı iki adam hâlâ baygındı. O esnada Yusuf, üzerindeki adamın gırtlağına sert bir yumruk attı, ardından adamı yukarı doğru çekip desteğe gelen diğer adamın üzerine doğru fırlattı ve sert bir tekme bastı. İki adam da gürültüyle yere düştü.

İkinci adam hırsla tekrar kalktı ve bir yumruk daha salladı. Yusuf eğilerek altından geçti, adamın burnuna sert bir yumruk oturttu. Adam daha yere düşmeden, şah damarına dirseğiyle öldürücü bir darbe geçirdi.

Yusuf da nefes nefese yere çöktü; ciddi hasar almıştı. Tam o esnada denizin yükselen dalgası Yusuf’un ceketine kadar geldi ve üzerini biraz ıslattı. Yusuf vakit kaybetmeden kabindeki duşun altına girip kısa bir duş aldı, üzerini toparlayıp yola çıktı ve tuttuğu bir taksiyle bağış salonuna gitti.

Vira ise arabayı bir noktada durdurmuştu. Peşindeki adamlar araçlarından inip ellerinde silahlarla hedefe yaklaştılar fakat arabanın içinin boş olduğunu görünce büyük bir şaşkınlığa uğrayıp geri dönmek zorunda kaldılar. Vira de daha sonra bağış salonuna Yusuf’un yanına ulaştı.