2. bölüm · Ay Yıldızın Gölgesinde
2. Bölüm
Kadir'in askeri lise sınavını kazandığı haberini aldığı gün evde küçük bir bayram havası vardı.
Nihat, oğlunun omzuna elini koyup gururla gülümsüyor, Sevgi bir yandan sofrayı hazırlıyor, bir yandan da oğlunun eşyalarını düşünüyordu.
Aybüke ise odanın kapısının kenarında sessizce onları izliyordu.
Herkes mutluydu. Bir tek o değildi. Çünkü Kadir gidecekti.
Ne kadar uzağa gideceğini tam olarak bilmiyordu ama bunun mahalledeki futbol sahasına gitmek gibi olmadığını anlamıştı. Kadir birkaç gün sonra başka bir şehirde olacaktı.
Hem de uzun süre.
Akşam herkes odalarına çekildiğinde Aybüke, Kadir'in odasının kapısını çaldı. "Abi?" Kadir yatağının üzerinde oturmuş, bavuluna kıyafetlerini yerleştiriyordu.
"Gel."
Aybüke içeri girdi ama konuşmadan yatağın kenarına oturdu. Kadir ona baktı. "Ne oldu?"
"Sen gerçekten gidecek misin?" Kadir birkaç saniye sustu. "Evet."
"Ne zaman döneceksin?"
"İzinlerde."
"İzin ne?"
Kadir güldü.
"Sonra anlatırım."
Aybüke'nin yüzü düştü. "Ben istemiyorum gitmeni." Kadir'in gülümsemesi kayboldu. Yatağın kenarına oturup kardeşinin karşısına geçti. "Ben de seni bırakmak istemiyorum." "O zaman gitme."
Kadir başını iki yana salladı. "Ben bunu istiyorum Aybüke."
Aybüke yere baktı. "Ben de senin gibi asker olmak istiyorum." "Biliyorum."
"Sen gidince ben kiminle futbol oynayacağım?" Kadir hafifçe gülümsedi. "Arkadaşlarınla."
"Onlar senin gibi değil."
Bu kez Kadir cevap veremedi. Çünkü Aybüke'nin ne demek istediğini biliyordu. Kadir onun abisinden çok daha fazlasıydı. Çocukluğundan beri Aybüke'nin en yakın arkadaşı, oyun arkadaşı, sırdaşıydı.
Aybüke daha dört yaşındayken bisiklete binmeyi Kadir öğretmişti.
İlk düştüğünde ağlamaması için elinden tutan da oydu.
Beş yaşındayken mahalledeki çocuklar onu oyunlarına almadığında Kadir kendi arkadaşlarının yanına götürmüş, "Bu da bizim takımda," demişti.
Aybüke o günü hiç unutmamıştı.
Hatta Kadir'in arkadaşlarından biri itiraz etmişti. "Abi ama o kız."
Kadir kaşlarını çatmıştı. "Ne olmuş?" Sonra topu Aybüke'ye uzatmıştı. "Sen oynayacaksın."
Aybüke o gün ilk kez kendisini dışlanmış hissetmemişti. Şimdi ise Kadir gidecekti. Aybüke yatağın üzerinden kalktı.
"Ben sana bir şey vereceğim."
"Neymiş?"
"Bekle."
Koşarak odasına gitti. Birkaç dakika sonra elinde küçük, renkli iplerden yapılmış bir bileklikle geri döndü. Kadir bilekliğe baktı.
"Bunu sen mi yaptın?"
Aybüke gururla başını salladı. "Ben yaptım." "Çok güzelmiş."
"Tak."
Kadir bilekliği bileğine geçirdi. Aybüke ciddi bir ifadeyle ona baktı. "Kaybetmeyeceksin."
"Tamam."
"Beni özlediğinde buna bakacaksın."
Kadir gülümsedi.
"Tamam."
"Bir de..."
Aybüke biraz durdu.
"Beni unutmayacaksın."
Kadir'in yüzündeki gülümseme yerini yumuşak bir ifadeye bıraktı.
"Unutmam."
Aybüke başını salladı.
"Tamam."
O gece uzun süre konuştular.
Aybüke çocukça sorular sordu.
"Orada futbol oynayabilecek misin?"
"Oynarım."
"Her gün mü?"
"Belki."
"Arkadaş edinecek misin?"
"Edinirim."
"Sonra beni unutacaksın."
Kadir kahkaha attı.
"Seninle baş etmek kolay mı sanıyorsun?"
Aybüke ilk kez gülümsedi.
"Değil."
"İşte."
Kadir'in gideceği sabah ev hiç olmadığı kadar sessizdi.
Bavul kapının yanında duruyordu.
Nihat oğluna son kez bazı nasihatlerde bulunuyor, Sevgi ise sürekli bir şeyleri kontrol ediyordu.
"Çoraplarını aldın mı?"
"Aldım anne."
"İlaçlarını?"
"Aldım."
"Montunu?"
"Anne, hava sıcak."
"Olur mu oğlum, akşamları serin olur."
Kadir gülerek başını salladı.
Aybüke ise merdivenin başında durmuş onları izliyordu.
Kadir bavulunu eline aldığında Aybüke'nin gözleri doldu.
"Abi..."
Kadir döndü.
"Efendim?"
"Gitme."
Sevgi bir an durdu. Nihat oğluna baktı. Kadir bavulunu yere bıraktı ve Aybüke'nin yanına gitti. Dizlerinin üzerine çömeldi.
"Bak, ben sadece okuyacağım. Sonra geleceğim."
"Ne zaman?"
"Fırsat buldukça."
"Bu çok uzun."
Kadir güldü.
"Zaman çabuk geçer."
Aybüke ona sarıldı.
Kadir de kardeşine sıkıca sarıldı. "Sen büyüyene kadar bekleyeceğim."
"Ben de seni bekleyeceğim."
Kadir onun saçlarını karıştırdı.
"Anlaştık."
Birkaç dakika sonra kapı kapandı.
Aybüke pencereye koştu.
Kadir arabaya binmişti.
Elini kaldırıp ona son kez el salladı.
Aybüke de el salladı.
Araba sokağın sonuna kadar ilerledi.
Sonra gözden kayboldu.
Aybüke pencerenin önünde biraz daha bekledi.
Belki geri döner diye.
Ama dönmedi.
İlk günler Aybüke için zordu.
Sabah uyandığında ilk işi Kadir'in odasına bakmak oluyordu.
Kapıyı açıyor, yatağına bakıyor, sonra hiçbir şey söylemeden kapatıyordu.
Bir gün annesine sordu:
"Anne, abim ne zaman gelecek?"
"Biraz zamanı var kızım."
"Ne kadar?"
Sevgi gülümsedi.
"Biraz."
Aybüke'nin sevmediği cevap buydu.
Biraz ne kadardı?
Bir gün mü?
Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Bunu kimse ona anlatamıyordu.
Mahallede çocuklar yine futbol oynuyordu.
Ama Aybüke artık eskisi kadar istekli değildi.
Bir gün top ayağının önüne geldiğinde arkadaşlarından biri seslendi:
"Aybüke, atsana!"
Aybüke topa baktı.
Eskiden Kadir ona hep "Kaleye vur!" derdi.
Şimdi kimse demiyordu.
Topu yavaşça geri gönderdi.
"Oynamayacağım."
"Niye?"
"Canım istemiyor."
Eve dönerken yolun kenarındaki erik ağacının önünden geçti.
Birden aklına yıllar önce yaşadıkları geldi.
Kadir önde, Aybüke arkasında koşuyordu.
"Abi bekle!"
"Yakalasana beni!"
"Bekle!"
Kadir ağaca tırmanmış, aşağıdan ona erik atıyordu.
"Şunu tut!"
Aybüke kahkahalarla bağırıyordu.
"Bir tane daha!"
"Yakala!"
O gün eve döndüklerinde Sevgi ikisini de kapıda yakalamıştı.
"Yine mi erik çaldınız?"
Kadir masum bir ifadeyle,
"Biz çalmadık anne."
"Nasıl yani?"
"Ağaçtan düştü."
Aybüke gülmekten kendini tutamamıştı.
Şimdi aynı ağacın altında tek başına duruyordu.
Elini ağacın gövdesine koydu. "Abi..." Sesi çok hafif çıktı. Sonra başını kaldırıp dallara baktı. O gün ilk kez Kadir'in gerçekten yanında olmadığını hissetti.
Aylar geçti. Aybüke zamanla Kadir'in yokluğuna alışmayı öğrendi.
Ama onu unutmayı hiç öğrenmedi. Kadir her izin dönüşünde eve geldiğinde Aybüke yine çocukluğundaki gibi kapıya koşuyor, ona sarılıyor, saatlerce başından geçenleri dinliyordu.
Kadir büyüyordu.
Aybüke de büyüyordu.
Ama onun için değişmeyen tek bir şey vardı. Kadir'in odasına her girdiğinde, yıllar önce verdiği o küçük bilekliği görüyordu.
Kadir onu hâlâ saklıyordu.
Aybüke her gördüğünde gülümsüyordu.
Çünkü o küçük bileklik, çocukken verdiği bir sözün hatırasıydı.
Henüz ikisi de bilmiyordu.
Bazı vedalar insanın hayatından yalnızca birini götürmezdi.
Bazen bir vedayla birlikte çocukluğun da bir parçası geride kalırdı.
