1. bölüm · Ay Yıldızın Gölgesinde

1. Bölüm

Esrw 🤍

Derler ki gökyüzünden bir yıldız kaydığında, yeryüzünde bir kader değişirmiş. Ama kimse bilmezmiş hangi yıldızın kimin için kaydığını. O gece gökyüzü sessizdi. Ay, her zamankinden daha solgun, yıldızlar her zamankinden daha uzaktı. Bazı insanlar yaşamak için doğar. Bazılarıysa ardında bir iz bırakmak için. Çünkü vatan, yalnızca üzerinde yürüdüğün toprak değildir. Bazen bir annenin duasıdır. Bazen bir kardeşin bekleyişi. Bazen de gökyüzüne bakarken kalbinin içinde taşıdığın tarifsiz bir sızı… Ve bazen, bir kız çocuğunun yüreğinde başlayan koskoca bir destandır
...
Sabahın erken saatlerinde bir masanın etrafında toplanmıştı tüm ev halkı. Sofradan tabak sesleri eşliğinde sohbet ve kahkaha sesleri geliyordu. Kadir 14 yaşındaydı, lise 1. Sınıfa başlayacaktı. Babası hep oğlunun asker olmasını isterdi. Oğlu da bu fikirden çok uzak değildi, o da çok hevesliydi asker olmaya. Babası Nihat sordu, "Askeri lise kayıtları başladımı?" Kadir başıyla onayladı ağzı dolu olduğundan. Nihat çok severdi çocuklarını, onların kararlarına saygı duyardı ama Kadir'in asker olması, vatanı için savaşması onun en büyük arzusuydu. Tam o sırada Aybüke hevesle konuşmaya başladı, "Bende abim gibi asker olucam". Nihat şaşırdı kızına, çünkü onun yaşındaki kız çocukları doktor, aşçı, avukat gibi meslekler yapmak isterdi. Daha 8 yaşındaydı Aybüke, bir heves olduğunu düşünüp geçiştirdi Nihat kızının bu isteğini. Aslında onun için fena olmazdı iki asker evlat ama çocuklarını hele ki kızını gözünden sakınan bir baba nasıl onu teröristlerin arasına atardı. Cesaret edemezdi buna Nihat, zaten bir heves olduğunu düşündüğünden içi rahattı büyüyünce fikri değişir diye düşündü ama bilmediği şey şuydu ki bu asla bir heves değildi ve hiçbir zaman olmayacaktı. Nihat, kızının söylediklerine gülerek başını iki yana salladı. “Sen önce şu tabağındaki zeytinleri bitir de askerliği sonra düşünürüz.” Aybüke dudaklarını büzdü. “Ben ciddiyim baba.” Masada yeniden kahkahalar yükseldi. Annesi Sevgi, kızının başını okşayıp önündeki ekmeği uzattı. “Tamam kızım, büyüyünce ne olmak istiyorsan olursun.” Aybüke hemen Kadir'e döndü. “Ben abim gibi olacağım.” Kadir, ağzındaki lokmayı yutarken kaşlarını kaldırdı. “Benim gibi mi?” “Evet.” Kadir aşağılayıcı bir biçimde sordu “Peki benim kadar cesur olabilecek misin?” Aybüke hiç düşünmeden başını salladı. “Olurum.” Kadir gülümsedi. “Göreceğiz bakalım.” Aybüke'nin gözleri parladı. “Sen de beni yanında götürürsün.” “Olur.” Nihat hemen araya girdi. “Bir dakika, bir dakika. Siz ikiniz kendi aranızda karar vermeyin. Aybüke daha sekiz yaşında.” Aybüke kaşlarını çattı “Ben büyüyeceğim ama,” dedi Kadir güldü. “Babamın işi zor.” “Senin de işin zor olacak,” dedi Nihat. “Asker olmak kolay değil.” Kadir'in yüzündeki gülümseme biraz ciddileşti. “Biliyorum baba.” Nihat oğluna birkaç saniye baktı. Kadir'in gözlerinde gördüğü kararlılık hoşuna gitmişti. Yine de bir baba olarak içinde tarif edemediği bir endişe vardı. Çocuğunun geleceğini düşünürken gururla korku arasında gidip geliyordu. Sofradaki konuşmalar devam etti. Aybüke ise artık kimseyi dinlemiyordu. Küçük ellerini masanın üzerinde birleştirmiş, gözlerini Kadir'e dikmişti. Kadir onun için yalnızca abisi değildi. Çocukluğundan beri peşinden gittiği, her yaptığına hayran olduğu, düştüğünde elinden tutan kişiydi. Aybüke'nin dünyasında Kadir ne yaparsa doğruydu. O gün asker olmak istediğini söylerken herkes bunun çocukça bir heves olduğunu düşündü. Aybüke ise bunun bir heves olmadığını bilmiyordu belki. Ama kalbinin bir köşesinde, yıllar sonra bile değişmeyecek bir kararın ilk cümlesini kurmuştu. “Ben de abim gibi olacağım.” Kahvaltıdan sonra herkes kendi işine dağıldı. Nihat işe hazırlanmak için odasına geçerken Sevgi sofrayı toplamaya başladı. Aybüke ise çoktan Kadir'in peşine takılmıştı. “Abi!” Kadir merdivenlerden çıkarken arkasına baktı. “Ne oldu?" Aybüke'nin dudak büzmesinden anladı birşey isteyeceğini. "Hayır" Aybüke koluna yapıştı Kadir'in "Ama abi bi dinle" omzunun üstünden baktı Aybüke'ye. "Bu gün bende seninle gelebilirmiyim?" Cevap vermedi Kadir "Abi lütfen bak hiç rahatsız etmem kenarda otururum sadece" Kadir bir süre düşündü aslında kötü bir fikir değildi kardeşi yorulduğunda ona su getiriyor ve onu hiç rahatsız etmiyordu. Arkadaşları da çok seviyordu Aybüke'yi, başını hafif yana eğdi. Bununda anlamını biliyordu Aybüke bu git hazırlan demekti, hızla odasına koştu Aybüke. Ağustos ayının ortasında olduklarından hava bir hayli sıcaktı, altına rahat bir şort üstüne ise bol bir tişört giyerek hızla aşağı indi. Abisinden önce inmesi gerekirdi yoksa Kadir'in onu beklemeden gideceğine adı kadar emindi. Kadir merdivenlerden inerken üzerinde forması elinde ise kramponları vardı. Aybüke küçüklüğünden beri mahallede hep dışlanan bir çocuktu bu yüzden hep abisi ve arkadaşları ile takılırdı. Onlarda bu durumdan pek rahatsız değildi, aksine maçta eksik eleman olduğu zaman onu çağırırlardı. Aybüke de küçüklüğünden beri evcilik yada oyuncak bebeklerle oynamaktan nefret eder abisiyle futbol oynar, bisiklet sürer, komşularının bahçesinden erik çalardı. Okulda ise tek ama çok yakın bir arkadaşı vardı, Melis adında. O çok tatlı, sessiz, sakin bir kız çocuğuydu. O da Aybüke gibi dışlanırdı ama onunki ailesinin maddi durumu çok iyi olmadığındandı. Babası yoktu Melis'in annesi ona hamileyken bir inşaatta çalışırken yüksekten düşüp vefat etmişti. Annesi okullarında temizlikçi olarak çalışıp geçinmeye çalışıyordu.
Karahan ailesinin ise maddi durumu gayet iyiydi. Nihat bey belediyede başkan yardımcısıydı, iki katlı mütevazi bir evde yaşıyorlardı. Ama Aybüke buna rağmen pek sosyal değildi, Melis'in evi ise onlara çok uzak olduğundan onunla birlikte olamıyordu.
Kadir mutfağa gidip annesine haber verdi, annesinin yanağından öpüp hızla kardeşiyle evden çıktı. Birlikte oynadıkları yere geldiklerinde Aybüke hemen kenara gidip oturdu. 1 saat abisi ve arkadaşlarını izledikten sonra bir kişinin annesinin çağırması sonucu maça girdi. Hava kararana kadar oynayıp eve döndüler; akşam yemeği yenildi, sohbetler edildi ve herkes odalarına çıkıp günün yorgunluğunu üzerinden attı.